Kardeş ilikler federasyonu!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Bu haberi biz yapsak, kuyruğuna teneke bağlanan kediye dönerdik. Ellerinde sopalar peşimize öyle bir düşerlerdi ki, durmak yok, Kapıkule’ye kadar koş koşabilirsen. Ondan sonra da ya herrü ya merru, sınırı geçsen sakal, vatan toprağında kalsan bıyık.
Hatırlasanıza vakti zamanında, herkesin içindeki  “donör”ü keşfettiği günlerde, bir bakan “Bunlar genetik şifremizi çözmek için topluyorlar bu kan örneklerini”  dedi diye, nasıl kızılca kıyamet kopmuştu.  “İstenmeyen faşist” ilan edip sınırdışı edeceklerdi neredeyse!
Mübalağam yok yani!
Es kaza “Şu Ermeni kardeşin iliği de, benim iliğe pek uydu be” desek, “Bunlara kalsa Kızılderililer de Türk, Kürtlerin de az beynini yıkamadılar kart kurt diye...” diye başlarlar da, “kelle” isteyen yamyamlar gibi  “tam, tam, tam...” beynimizi yiyene kadar vurur dururlardı. Yüzlerinde savaş boyaları, ellerinde mızraklar... Ne ırkçılığımız kalırdı, ne kafatasçılığımız... E bu ne şimdi?
“Kelebek”tiniz hani siz?
Bu “kan” görünce ağzının suları akan  “yarasa” duruşu nereden çıktı?
Haber dahi yapamayan Hürriyet’in, “özel haber” yapası mı geldi birden? Neden? Muhabir hanım kızımızın rüyasına şöyle aksakallı, nur yüzlüsünden bir dede girdi ve;  “Giiitttt! Ermenistan’a giiiiittt! Orada bir ilik bankası vaaaar, başındaki Sevak Avagyan seni bekliyoorrr...”mu dedi?
Sonra aksakallı dedenin kerametine inanan muhabir hanım kızımız da gitti ve sırra mı erdi: “Ermeniler ile Türkler arasındaki genetik aralık çok yakın. Aynı genetik familyanın iki kolu gibiler. Kürtler de aynı genetik kümede. Bu bilimsel gerçeği duyunca eminim herkes şaşıracaktır.”
Ne yapalım yani? Asli kurucu unsurlarının “Türk, Kürt ve Ermeniler”den oluştuğu, federatif bir İlik Cumhuriyeti mi kuralım? Alyuvar beneklerinden oluşan puantiyeli de bir bayrağımız olur?
“Hepimiz Ermeniyiz” demenin bilimcesi de böyle oluyor herhalde!
Baksanıza adam kocaaa İlik Bankası direktörü, kanserin kökünü kurutmak, mucize ilacı keşfetmek filan değil de, “Tek dileği, bir gün, Ermeni donörden Türk hastaya nakil yapılması”ymış!
Ne hipokratça!
Var bu işte bir bit yeniği ya, anlarız yakında. O zamana kadar, ey ahali; iliğine kemiğine sahip çık. Biri iliğine işlemeye çalışıyor belli...

* * *

Hababam medyası çıldırttı
Siyasetçisi ayrı, gazetecisi ayrı alem. Savcı “delil yok” diyor, bunlar hala ‘şaşalın kağıt parçasını yemek borusuna itme gücü’nü anlatıyor. Tam Rıfat Ilgaz’lık kadro. Sağ olsa, ne film yapardı bu güdüklerle, ineklerden

Mehmet Tezkan / Milliyet
Suikastçiler salak çıktı

Manzara şöyle miydi..
Öndeki araçta binbaşı, arkadaki araçta albay.. Binbaşının evinde suikast yapacakları veya suikast planlayacakları kişinin adresi.. Kâğıda baka baka ilerliyor..
1424’üncü cadde.. İhsan apartman değil, Yüksel değil..
Kâğıda baka baka Arınç’ın evini arıyorlar.. Küt diye enseleniyorlar..
Bu kadar mı salaklar..
Köşedeki bakkala sorsalardı bari.. Şu adresi tarif etsene deseler..
Daha kolay bulurlardı..
Bir gazeteye göre iki subay 20 gündür izleniyormuş.. Demek ki albay ile binbaşı 20 gündür 1424’üncü caddede keşif yapıyor..
20 gündür Arınç’ın oturduğu apartmanın adını öğrenememişler hâlâ kâğıda bakıyorlar..
20 gündür ezberleyememişler veya 1424’üncü caddedeki koca apartmanı 20 gündür bulamıyorlar..
Salaklık valla!
Üç satırlık adresi akıllarında tutamıyorlar ama tedbiri elden bırakmamışlar..
Enselenince de küt mideye.. Herhalde kolay yutsun diye yanlarında şaşal da vardır!
Başka ne olmuş olabilir?
Olay pek bu şekilde değildir ama birileri böyle bir senaryo yazıp tedavüle sürmüştür..
Enteresan olsun diye!
Heyecan yaratsın diye!
İyi güzel de beşinci sınıf Amerikan filmlerinde bile bu kadar kötü senaryo yoktur..
Herhalde senaryoyu yazanlar milleti salak zannediyor..
Ne versen gidiyor!
Millet film izleye izleye bu işleri öğrendi.. Suikast hazırlığındaki iyi yetişmiş bir subayın gideceği adresi kâğıda yazıp sokak sokak aramayacağını herkes bilir..
Her neyse bu işte bir acayiplik var..
-Mehmet Tezkan / Milliyet

* * *

Ahmet Hakan / Hürriyet
Pizza servisi yapan kurye gibi

Bülent Arınç’a suikast düzenlenecekmiş...
Haberleri okuyorum, olayın ayrıntılarını kavramaya çalışıyorum...
Olmuyor, olmuyor...
Sonuçta... “Pizza servisi yapan kurye gibi bir suikastçı”  tipi çıkıyor karşıma...
Ya da... “Eline aldığı krokiyle Başbakan Yardımcısı’nın evini arayan suikastçı”  tipinin bir milim ötesine gidemiyorum.
“Ajan provokatör” olayı mı? Salaklık mı? Yoksa kurgusal bir vaka mı?
-Ahmet Hakan / Hürriyet

* * *

Emin Çölaşan / Sözcü
Sonuç yine havagazı

Bu acemilere mesajımdır: Ulan madem suikast yapacaksınız, bari adresi ezberleyin! Siz Özel Harp subayı mısınız(!) yoksa okur yazarlığı olmayan, taşradan gelip hemşehrisinin evini arayan gariban mısınız! Ulan, suikasta giderken adresi 10 yaşında çocuğa verseniz, o bile ezberler de, cebinde taşımaz! Hem de oralara Genelkurmay’ın aracı ile gidiyorsunuz! Ben Genelkurmay’ın yerinde olsam, bu acemi Özel Harpçileri ya emekli ederim, ya da tuvalet temizleye veririm!
Hepiniz, iki gündür şu komediyi izlediniz. Sonuç yine havagazı! Amaçları “Vay bee, demek ki adamcağızı öldürecekmiş, bu namussuz askerler” dedirtmek.
-Emin Çölaşan / Sözcü

* * *

Yılmaz Özdil / Hürriyet
Ver sırtını kestane ağacına...

Bakın, neymiş o suikastçının adı?
E.Y.B. Olsa olsa, Embesil Yani Bu’nun kısaltılmış hali herhalde!
Çünkü, sanırsın, Mısır piramitlerinin gizemli dehlizlerinde yaşıyor Bülent Arınç, nerde oturduğu bilinmiyor... Halbuki, o mahalleye her gün önünde arkasında vaiyynn diye bağıran eskortlar, korumalarla geliyor, kapısının önünde de polis kulübesi var, anaokulundaki çocuğa sor, aha şurası diye göstersin... Ama bizim albay suikastçı, elinde krokiyle adres arıyor iyi mi! (Kestane ağacına sırtını ver, 20 adım yürü, pastane var orda, dön ordan, ver sırtını pastaneye, 20 adım yürü, kestane ağacı göreceksin, arkasına sotalan filan.)
- Kimi vurcaz komtanım?
- Arınç’ı.
- O kim?
Reflü olduk gari, her Allah’ın günü gazete mutfaklarına kurulan darbe marbe ziyafetlerini kimse yemiyor...
-Yılmaz Özdil / Hürriyet

* * *

Maksadı değil sınırı aşıyor
Sırf Reşadiyeli diye Albay Dursun Çiçek’i, PKK saldırısının sorumlusu gibi gösteren haberinden sonra, TRT yine bir skandal ile gündemde. Odatv’nin yakaladığı detay, TRT’de “doğru haber” hassasiyetinden eser kalmadığının delili. Yarbay Ali Tatar’ın ailesinin de evde olduğu bir anda intihar ettiği ve GATA’ya kaldırıldığı bilinmesine rağmen, TRT haberi “Başından tek kurşunla vurulmuş halde ölü bulundu” diye vermiş. Aynı ifadenin aynı gün yandaş gazete sayfalarında da yer almış olması, bunun bir editoryal hata olmadığını, daha önemlisi “hata” olmadığını gösteriyor. Tatar’ın eşinin cenazede gösterdiği tepkiyi de hatırlayınca; Biri İbrahim Şahin’e, TRT haberlerinin maksadını değil insan sabrını aşar hale geldiğini söylemeli artık.
Cahil profesör
Benzer bir “kirli bilgi”  de Mehmet Altan’ın köşesinden. “Bize akıl öğreteceklerine işlerine baksınlar” havasında posta koyucu bir yazı yazan Altan’ın “dehşet teorisi”ni hangi delille kanıtlamaya çalıştığına bakın:  “... Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay’ın makamında ölü bulunması...” Kendisine, sayısız kişi ve kurumu yargılamadan infaz edecek kadar güvendiği, ahkam kestiği, “akla ihtiyacım yok”  dediği bir konuda işte bu kadar bilgi sahibi Altan. Aylarca  “aracın sekiz metre uzağında kan izi bulundu”, “araba anahtarı dışarıdaydı”, “sol kapı kilitliydi” gibi başlıklarla gündeme geldiği için, en bilinen ayrıntısı “mekan” olan bu intihar olayında, göz göre göre otomobili, “makam” yapan adam, daha hangi gerçeklere ne taklalar attırıyordur kimbilir. (YÖK’e, yalan yanlış, kalemin gelişine yazan bu hocanın yazdığı veya danışmanı olduğu tezlerin bir bilim kurulunca incelenmesi çağrısında bulunuyorum...) Kelin merhemi olsa başına sürer hoca! Sen ne biliyorsun ki, üniversiteye gelmiş gence ne öğreteceksin? Çoluğun çocuğun maskarası olursun valla! Oku biraz, oku! Öğren!

* * *

Askerin hukukunu kim koruyacak?
Bakın; göreceksiniz, Avrupa Birliği adına hazırlanan Türkiye raporlarında, bu istek sürekli tekrarlanıyor. Ordu’yu bırakın Atatürk’ün ağırlığının yok edilmesi, AB’ye giriş şartlarından birisi haline getirilmiş bulunuyor.
Alın Mümtazer Türköne’yi... Adam hala Reşadiye saldırısını ordunun yaptığı gibi bir saplantıyı köşesinde tekrar ediyor.
Alın sözde profesör İhsan Dağı’yı... Kemalizme düşman bu adamın karısı Zeynep de AKP milletvekili... Ve bu Zeynep öyle militan ki, AKP içindeki yurtsever milletvekillerini ’İttihatçı!’ diye kötüleyerek partiden attırmaya çabalıyor.
Türkiye’nin güvenliğinden sorumlu ordu; şimdi güvenlik işini bıraktı; kendisini iç saldırıya karşı korumaya uğraşıyor. En hızlı casusların bile ele geçiremeyecekleri bilgiler bu gazetelerde haber gibi piyasaya sürülüyor. Elbette ki haber çarpıtılıp askeri kötüleyecek biçimde kurgulanıyor. Son zamanlarda CNN Türk ve NTV gibi grup kanalları da bu saldırıda dolaylı olarak kullanılmaya başlandılar.
Orduyu çökertmek amaçlı bu operasyonu soruşturması gereken makam da sivil yargıdır. Asker bunu istiyor. Lakin; sanki Türk ordusuna saldırmak, onu karalamak hukukun gereği imiş gibi; savcılar bu durumu görmezden geliyorlar.
Peki askerin hukuku yok mu? Onun hukukunu kim savunacak? Eğer sivil yargı bu konuda görevini yapmazsa; kendisini asker mi savunacak? O zaman da bu işin adı darbe olmaz mı?
-Rıza Zelyut / Güneş

* * *

Parayı tek başına lüpletmedi
Erbakan ve arkadaşları, o zamanki kurla 6 milyon dolar eden 1 trilyon lirayı iade etmedi... Borç, bugün 12 trilyon liraya ulaştı! Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Erbakan’ı Kayıp Trilyon davasındaki 12 milyon TL’yi ödemeye mahkûm eden mahkeme kararını onadı.
Tablo açık: Erbakan ve arkadaşları suçlu... Ama... Bu gerçek, Erbakan’ın uğradığı açık haksızlığı görmemizi de engellememeli: Eğer o para  “yendiyse”, Erbakan tek başına yemedi... Yasalara aykırı bir şekilde  “buharlaştırıldıysa” o 139 sahte belgeyi Erbakan tek başına düzenlemedi... Bu davanın başlangıçtaki sanıklarından bir bölümü (bugünkü Cumhurbaşkanı dahil olmak üzere) sahip oldukları dokunulmazlık zırhı sayesinde, yargılanıp aklanmak bir yana, ifade bile vermediler... Oysa; bu skandalda en az Erbakan kadar onların da payı olduğu iddiası hâlâ geçerliliğini koruyor...
Refah Partisi’nin o dönemdeki bütün yöneticilerine soruyorum: Rahat uyuyabiliyor musunuz abiler?
-Mustafa Mutlu / Vatan

* * *

MİNİ YORUM
Zarar ziyan olsun da...

DTP’nin kapatılmasını “Kürtlerin 28 Şubat’ı” ilan eden “liberal kalemlere” Nasreddin Hoca’nın “Ya tutarsa...” fıkrasını hatırlatan Serdar Akinan “Velev ki tuttu, sonra bu kadar yoğurt ne olacak?” anlamında sormuş. Yedi yıldır ipe serdikleri un ne olduysa, o olacak; hep zarar, hep ziyan.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları