Kasa sırtında mı oynasın?

A+A-
Murat TAŞKIN

Türkiye futbol piyasasındaki her türlü rakam, Türkiye gerçeklerinin çok çok üzerinde..
Daha açık ifadesi, ülkemizde futbolcu piyasasında dönen rakamlardan yola çıkarak bir değerlendirme yapacak olursak, Türkiye “G7” diye adlandırılan gelişmiş ülkelerin çok çok ilerisinde bir ekonomik refaha sahip ülkedir. Ancak, gerçek bunun tam tersi. Neyse, biz bugün aradaki bu korkunç uçuruma değil de, öyle veya böyle piyasadaki rayiç bedel üzerinden trilyonlu rakamlar alan futbolcularla ilgili yapılan bir değerlendirmeden, daha doğrusu beklentiden söz edeceğiz. Bir örnekle daha iyi ifade edebiliriz. Trabzonspor’un en pahalı transferi Gökhan Ünal, ligin geride kalan 7 haftasında bekleneni veremeyince,  normal olarak da kendisine eleştiriler yapılıyor. Galatasaray maçında uygun pozisyonda kaçırdığı fırsatın ardından, daha zor durumdaki Arda’nın Tolga’yı mağlup etmesi ile Trabzonspor’un farklı mağlubiyetinin gelmesi, ister istemez eleştirilerin dozunu arttırdı. Ancak, bazı televizyon ve gazete yorumcularının, “15 trilyon liraya mal oldu. Bu kadar parayı almış isen oynayacaksın kardeşim başka yolu yok. Aldığının hakkını vereceksin” şeklindeki ifadelerindeki keskinlik, futbolun gerçeği ile hiç ama hiç uyuşmuyor. Sanki, Gökhan veya benzeri paraları almış olanlar, kasıtlı oynamıyorlar gibi bir mana da içeriyor bu yaklaşımlar. Futbolcunun da böyle bir yaklaşımdan etkilenmemesi, hatta üzerinde daha da baskı oluşturması doğal değil midir? Ben bunu, aldığı parayı koyduğu kasayı sırtına yükleyerek futbolcuyu sahaya sürmek olarak niteliyorum. Ve de diyorum ki; bu tür yaklaşımlardan vazgeçin. Çok para alan her zaman iyi oynamayabilir. Hatta, az para alan bir oyuncu bir sezon içinde oynadığı futbolla takımına daha fazla puan da getirmiş olabilir. Bu tür yaklaşımlarla futbolcular üzerinde para kasasının baskısını oluşturmanın kimseye yararı yoktur.

* * *

Söz Trabzonspor’dan açılmış iken, sanki ligin sonu gelmiş gibi nitelenen Galatarasay mağlubiyeti ile yine yüksekten seslendirilmeye başlanan, “Efsane takım ruhu” ya da, bugünkü anlamıyla “Trabzonluluk ruhu” ndan birkaç kelime etmek gerek. Son olarak 1983-84 sezonunda kazanılan şampiyonlukları sağlayan o günkü Trabzonspor’un ruhunun tıpkısını bugün aramaya çalışmak, körün okyanusta iğne aramasına benzer. O ruh o günün şartlarında oluşmuştu. O günün şartlarında ne para bu kadar önemli idi, ne de futbol bu denli değişime uğramıştı. Aradan neredeyse çeyrek asır geçmiş, köprünün altından da çokca sular... Trabzonspor’da siz o dönemde yüzde 80’ini Trabzonlu olan bir futbolcu kadrosunu bugün kurmanız imkansızdır.  O dönemdeki yönetici ve oyuncuların sahiplenme duygusunu yaratmanız da.. Savaşmayı sağlamanız da.. O zaman, adeta züğürt tesellisi misali, sürekli elde edilemeyecek bir ruhu çağırma yerine,  o ruhun yakaladağı şampiyonluğun bugün nasıl elde edilebileceğini araştırıp, oyunu ona göre oynamaktan başka çare yoktur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları