Katalava?

Altemur KILIÇ

Rahmetli babamdan duymuştum; Atatürk, ne kadar kızarsa kızsın, öfkesine hâkim olurmuş... Kızdıkları için en fazla söylediği de  “Maskaralar”... Yani kimseye “alçak, namussuz” kimseye de  “ananı da al git” filan demezmiş. Bir de, kızdığı birine meramını anlattıktan sonra, Selanik’teki gençlik yıllarında öğrendiği Rumca ile “Katalava?” yani “anladın mı” dermiş. Bugün yaptıklarından dolayı “maskaralar”, anlamayanlara “Katalava” diyeceklerimiz çok! 


Başbuğ’un teminatı
Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, şehit ailelerine üç önemli mesaj verdi;  “Dağdaki son terörist etkisiz hale getirilene kadar mücadelemiz sürecek... Şehitlerimizle, teröristlerin aynı kefeye konulmasını kabul edemeyiz... Türk Milleti, terörist başını ne muhatap alır, ne de affeder...”  Bu teminat bugünlerde gündemin başköşesine oturtulan  “Kürt demokratik açılımını” , üç kalemde, yetkisiz anlamsız kılıyor... “Katalava?”! Başbuğ Paşanın, şehit ailelerine ve millete verdiği teminat, ordudan -güçlü ordudan- esasen rahatsız olanları, iktidarı rahatsız edecek. Onlar, Türk Ordusundan, düşman ordularından, PKK’dan fazla korkuyorlar... Ama  “mahşerin süvarileri” açılım alanında, rahatça at koşturamayacaklar!


Sürpriz paketi
Gerçi Hükümetin “açılımının” içeriği, TBMM açılana kadar “sürpriz paketi”, ama “Koordinatör”  Bakan Beşir Atalay’ın daha görevine başlar başlamaz, danışmak için emrindeki, Polis Akademisine öncelikle davet ettiği, “On iki kötü adamın” ve Öğretim Üyelerinin açılımdan ne bekledikleri ve kimi muhatap aldıkları malum... APO’nun “yol haritası” da malum. Başbuğ’un “teminatı”, bunların hepsini üç kalemde hükümsüz kılıyor... Ancak Beşir Atalay’ın “sürprizi” ne olursa olsun,  daha önce, karşı tarafı -yandaşları- tatmin edecek mi? Başbuğ’un teminatına ters düşen unsurlar varsa ne olur? Erdoğan, iktidar bir açmazda; dün acele toplanan “Güvenlik zirvesinde” , herhalde bu çelişkiler görüşüldü uzlaşma arandı. İktidarın olası “teminatları” askerleri tatmin etti mi? Nasıl bir ara yol bulunacak, iktidar kendi kazdığı bu çukurdan, “sürpriz paketinin” içinden nasıl çıkacak? “Asker bu işe ne karışır” diyorlar, diyecekler ama asıl soru  “Ordu olmasaydı ne olurdu?”


Güçlü orduyu istemeyenler
Başbuğ Paşanın, şehit ailelerine ve millete verdiği teminat, ordudan -güçlü ordudan- esasen rahatsız olanları, iktidarı rahatsız edecek, “mahşerin süvarileri” açılım alanında, rahatça at koşturamayacaklar! AKP hükümetinin Ordudan -hele güçlü ordudan- çok rahatsız olduğu “malûmdan malum!” Önceki gün yazdım: Şimdiki Dışişleri Bakanı Davutoğlu, daha 2007 yılında, Washington’da Yasemin Çongar’a, Hükümetin “sıfır problem”  projesinin yani Kürt-Ermeni Kıbrıs -Patrikhane vb. problemlerini, “sıfıra” indirgemenin, önündeki tek engelin, Ordu ve milliyetçiler olduğunu söylemiş. Şimdi, Bakan olunca, en büyük başarısı bu  “sıfır” olacak! Tabii, Amerikalılar ve AB de, Türk ordusunu, kendi amaçları önündeki başlıca engel olarak görüyorlar... Hele şimdi, Ortadoğu’da, Irak’ta,-bugün, yumurta kapıya geldiğinde bu, her zamankinden fazla öyle!


Bakan Günay’dan kanıt
Hükümetin, Ordudan rahatsız olduğuna kanıt mı istersiniz? Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Genelkurmay Başkanlığının 30 Ağustos vesilesiyle her yere astırdığı afişlerdeki “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye” sloganını doğru bulmadığını, açıkça söylüyor! Bıraksalar Kuleli Askeri Lisesinin tarihi binasını otel yapacak! Günay 12 Eylül mağdurlarındandır; “güçlü orduya” hiç taraftar olur mu? Mugalâta yapıyor, kin sürüyor... Öylesine ki, Günay, “Sembolik adımlar atılsın” diyor. Şu sırada yoğun bakımda, belki de ölüm döşeğinde olan “Kenan Evren cezalandırılsın, Cumhurbaşkanlığı unvanı ve lojmanı alınsın” diyor! Eski yaraları kaşımak, kanatmak su sırada kime yarar! Bırakın, Ordunun güçlü olmasını, Orduya karşı bu sağlı sollu kin, Ergenekon’da son haddini buldu... Bu dava Ordunun üzerinde karabulut gibi duruyor!


Bir dönek
Milliyetçilikten -ülkücülükten- cemaate dönen, Mümtaz’er Türköne, “Neden Güçlü Ordu” diye soruyor muş... Tarihte Güçlü Orduların, Napolyon’un, Hitler’in ordularının vb.. bozguna uğradıklarını hatırlatmış... Yani demek istiyor ki,  “Ordunun güçlü olması neye yarar. ’Güçlü’Türk ordusu da bozguna uğrar.” Ve devam ediyor; “Atatürk, Kurtuluş için yola çıkarken ’Güçlü Ordu’yu bir kenara bırakın, ordumuz mu vardı?”  Cevap; silahları elinden alınmış, kaleleri zapt edilmiş olsa bile, Ordunun, zabitlerinin güçlü ruhu ölmemişti, Kuvvay-ı Milliye’yi, vatansever zabitler ve bir avuç, sivil vatansever, bu güçlü ruhla, yalnız Yunanlılara ve emperyalistlere karşı değil, bir takım tarikat ve cemaatlerin direnişine rağmen oluşturdular ve ülkeyi kurtardılar... 30 Ağustos’ta, geçit resminde, askerlerimizin ayaklarına bilhassa baktım; ayaklarında, gıcır gıcır postallar vardı! Kurtuluş Savaşında, Büyük Taarruzda askerlerin çoğunun ayaklarında postal, hatta çarık yoktu. Halktan “Tekâlifi Milliye” yasasıyla çarık, çorap alındı... Ama acıdır; bazı kasabalarda, halk hocaların etkisi altında kalarak ayakkabı ve çarık vermediler! Malum organlar, Ordu konusundaki yazılarında bağcıkları çözülmüş, pırtıl postal resimleri koyarlar Ama artık hakikat hiç de öyle değil; bu “Güçlü” Ordunun  “güçlü postalları” var; Katalava?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş