‘Kavga’ ile geldiler, kendi kavgalarında eriyecekler

İsrafil K.KUMBASAR

Derinden ve sinsice bir ‘hesaplaşmanın’ tıkırtıları sokakta, kahvehanede, Sanalağ (internet) ortamında, aile meclislerinde artık kendini ele veriyor.
‘Kıyamet’ kopsa bir araya gelemeyeceklerin, ‘yan yana’ fotoğraf veremeyeceklerin sadece  ‘menfaat’ etrafında kenetlenenlerin ‘gerçekle’ yüzleşmesidir bu.
Dört duvar arasında ‘biat’ esasına dayalı ‘sövgü’ alışkanlıkları artık kesmiyor onları. Tükenmişliğin, ‘sonu’ görmenin ve ‘ondan sonrasına’ dair bir bilgiye sahip olamamanın hüznü vuruyor yüreklerine. Daralıp, içlenip, ‘bir çıkış yolu bulamamanın’ aczi dört bir yanlarını sarmış. Bildik ayak oyunları ile artık ‘birbirlerine diş gösterme’ safhasına geldiler.
‘Denizin bittiği yer’ de denebilir bu hali anlatmaya, ‘yatsıya yaklaşan mum’ da.
‘Ödenecek fatura’ ile ‘eldeki çıkarlara’ bakınca, acıklı bir dengesizlik şamar gibi indi yüzlerine. Bunca sövgünün, bunca talanın, bunca yalanın karşılığı, ‘insanı ağlatacak’ türden bir ruh hali.

* * *

“Haram” üzerine ahkam kestiler.
“Lâ tecessüs”  nutukları patlattılar.
“Kardeşinizin ayıbını örtün” dediler.
‘Mazlumu’, ‘mağduru’, ‘maznunu’
oynadılar.
Bir ‘yarın’ tahayyülleri vardı ve ‘hak-hukuk’ kaygısı taşırlardı. Gün yüzü görmeyen odalarda ‘tevekkül’ mayalanır, ‘sabır’ sınanırdı. ‘Pantolon dizleri’ mahcup bir eda ile gizlenirdi. ‘Yokluk’ bile ‘nimet’ bilinirdi.
Değil mi ki, Yaradan’ın buyruğu “İnsana insan gibi davranmak” idi. Değil mi ki,  “Gıybet, kardeş eti yemek kadar kötü”  idi.
Olmadı işte. ‘Mayada’ yahut ‘kafada’ bir arıza olmalı ki, her şey ters yüz oldu.
Birden bire ‘sırtlan dişleri’ çıktı ortaya. Burunlar ‘en necis işlerin’ ortasına gömüldü. O meşhur ‘tüyü bitmemiş yetimlerin’malı bile ‘savaş ganimeti’ gibi görülmeye başlandı. ‘Kapan’ yetinmedi, ‘daha daha’ diyerek saldırdı.
Şimdi avuçlarında şakırdattıkları ‘sarı liraların’ sesi, yahut yeniledikleri ‘zevcelerin’ baykuş gülümsemesi ile ‘muhasebe’ zamanı.
Sövmedik, üstüne gitmedik, kurtaracak
ne kaldı?

* * *


‘Söverek’ geldiler, ‘söve söve’ yükseldiler.
Gül derleyip, gül kokma iddiası bir ‘ham hayal’ olarak artık heybelerinde bile yer
bulamıyor.
‘Erdem’, ‘helal’, ‘hak’, ‘hesap’ sözcükleri yerini çoktan ‘komisyon’, ‘makam’, ‘iltimas’, ‘irtikap’ kelimelerine terk etti bile.
Amansız bir yarış içinde “Ne götürsem kârdır” güdüsüyle devinip durdular şunca yıl.
Fakat işte her yolun bir sonu var. Hatta bazı yollar ‘sondan bile’ mahrum. Gelip bir ‘duvarın’ dibinde noktalanıyor. ‘Çıkmaz’ oluyor.
Maya yahut kafa bir yerde sulanınca, olanı biteni kimsenin ‘anlamadığını’ sanıyorlar.
Oturduğunuz kentin kamu kurumlarına bir göz atmanız bile tabloyu görmek için yeter.
80 öncesinin ‘parsellenmiş’ mahalleleri
gibi.
‘Falan müdür’ bizden, ‘filanca’ öbürlerinden. ‘Kültür’ bizde, ‘sağlık’onlarda. ‘Eğitime’ şucular, ‘spora’ bucular atandı.
İş ‘ihtiras yarışına’ dönünce, ‘koltuk kapmaca’ ile finale varılmıyor. Gelsin peşinden ‘karşılıklı’ itiraflar, ithamlar:
- “Onlar var ya, ooo çok götürdü
onlar...”

* * *


Bir ufak fırtınaya bakar.
‘Çözülmenin’ önü alınamaz çatırtısı her gün biraz daha yükseliyor. Bu millete, ‘olmadık şeyleri’ reva görenler, ‘ne yapılacaksa’kendi kendileri yapacaklar.
Durun bakalım, göreceksiniz.
Bunca ah, o hokkabazlıkları kimsenin yanına koymayacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş