Kayıkçı kavgası

A+A-
Altemur KILIÇ

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Sedat Ergin “Başbakan biraz ayıp oluyor” diye yazmış. Rahmetli eniştem Maraş Mebusu Mithat Alam aklıma geldi. Rahmetli çok kibar bir adamdı, rivayet olunur ki, “Sen Nehri” diyemez “Siz Nehri” dermiş... Bu, belki yakıştırma ama ben bilirim, bir adama çok kızmıştı: “Size çok kızdım, neredeyse münasebetsiz diyeceğim” dedi!  
Başbakan’ın son konuşmaları da Sedat’ın dediği gibi, “Biraz ayıp-münasebetsiz” oluyor!
Kurtlar Vadisi’nde kurtlar arasında -Erdoğan’la Aydın Doğan arasında dalaş devam ediyor... Mücadele eğer ülke sorunları ve çıkarları hususunda olsaydı, bir tarafı tutmak, desteklemek, hak vermek mümkün olurdu. Ancak görülüyor ki, kavga bir “kayıkçı kavgası.” Çıkarlar “çakışırsa” mesele yok, ama “çatışırsa” kıyamet kopuyor! Ancak ileride, çıkarlar “çakışırsa” kavga bir süre için rafa kaldırılırsa, şaşırmayın!
Başbakan Erdoğan, Aydın Doğan’ı, bir başbakana yakışmayacak bir üslupla tehdit etti. Ama tehdidin arkasını getiremedi. Acaba “bırakışma” jesti mi?


Çift şapka
Aydın Doğan, Başbakan’a mektuplarında işadamı ve yayıncı olmak üzere iki ayrı şapkası olduğunu yazmış. Erdoğan diyor ki “(Doğan) İşadamı şapkasıyla, Başbakan olarak benden talep ve beklentilerini yazıyor. Ama öyle anlaşılıyor ki, aksini söylese de bu şapkaları birbirine karıştırıyor!” Burada Erdoğan haklı; “çift şapkalar” hakikatte de birbirlerine karışıyor, ekseri de çatışıyor! Bu olayın ortaya çıkardığı en önemli durum da bu!  Daha önce de yazdım; “iki karpuz” -medya ve iş, tek kola sığmaz! 
Üstüne üstlük TV’ler, radyolar ve dergiler, aynı tek ellerde-holdinglerde toplanırsa basın hürriyetinden, düşünce ve ifade özgürlüğünden ve halkın doğru haber almak hakkından söz edilemez! Öyle ya; holdinglerin medyası, yayın politikalarını,  holdinglerin iktidarla olan çıkarlarına veya aksine “çatışmalarına” göre ayarlayacaklardır... Ve iktidarın, çeşitli baskıları üzerine, köşe yazarlarını da frenleyecek veya “kovacaklardır”! Şu son zamanlarda bunlar olmadı mı?
Buna karşılık holding medyası dışındaki bağımsız gazete ve TV’lerin etkileri de, baskı sayısı ve reytingleriyle mahduttur, çünkü tüm dağıtım ve reklâm imkânları da o holdinglerin kontrolleri altındadır.
Dünyanın her demokratik ülkesinde medya tekellerini, sahipleri iş şirketleri olsa bile, engelleyecek mevzuat ve mekanizmalar vardır. Bizde de, güya var, ama takan kim?
Bu söylediklerimin yanlış olduğunu söyleyenler beri gelsinler. Büyük gazete ve radyoların, basın özgürlüğünün vazgeçilmez gereği olan bu konuda otokontrol ve özeleştiri yapmalarından vazgeçtim, ama acaba basın kuruluşları bu hayati konuya neden hiç temas etmezler? Ve Erdoğan’ın  “ayıp ettiği”  Sedat Ergin’in, diğerlerinin akıllarına, ucu kendilerine dokununca mı gelir?
Bu olay vesilesiyle ortaya dökülen başka bir gerçek var; “Deniz Feneri”, iktidardaki şaibeli ilişkileri, “yandaşların” kayrılmasını, kadrolaşmayı ve de dinin-sevabın, siyasete nasıl alet edildiğini, yolsuzluklar buzdağının altında başka neler olabileceğini de aydınlattı! Başbakan’ın hırçınlığının asıl sebebi de bu!
Ve bu kadar yolsuzluk varken, “bağımsız” medya, neden şimdiye kadar bunların üzerine gitmedi?
Erdoğan, “Deniz Feneri” konusunda “Olay yargıda çözülür, o zamana kadar kişiler haksız infaz edilmemeli!” diyor. Pekâlâ Sayın Erdoğan, “savcısı” olduğunuz, sözde “Temiz eller” -Ergenekon soruşturmalarında, bu kuralı neden uygulamadınız ve yargı kararı çıkmadan sözde iddiaların, kanunlara aykırı olarak medyaya sızdırılmasına neden engel olmadınız? Adalet Bakanı’nız, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın da itiraf ettiği, kınadığı, bu durum konusunda neden takibat yapmaya gerek görmedi? Ve bu kanunsuzluk bugün de devam ediyor ve kendilerini savunamayan insanlar her gün medyada nasıl haksız infaz edilmekteler!
Hatırlatalım; cesur bir yargıç, Başbakan’ı, şehitlere “kelleler” dediği için üç kuruş tazminata mahkûm etti ve bunun üzerine sayın Mehmet Ali Şahin, o yargıç hakkında “Kararların gerekçelerini açıklamakta gecikti” diye soruşturma açtırdı. Böyle başka yargıçlar yok mu? Kapatma davasının gerekçeli kararını Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da geciktirmiyor mu? 
Erdoğan’ın egosu büyük; “Ben Başbakan’ım, bana nasıl bunları söyleyebilirler” diye kızıyor... Mağrur olmayın sayın Başbakan; sizden büyük demokrasi, adalet-büyük millet var! O “millet” sadaka verdiklerinizden ibaret değil...
Bir gün, bunların hesabı, muhakkak sorulacak. Sadece diz boyu yolsuzlukların değil, AB-ABD uğruna yapılan dış siyaset hatalarının da!
Ne var ki sizden sonra tortular kalacak ve bunları temizlemeye Herkül bile kadir olamayacak!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları