Kayıp İmam'ın öyküsü

A+A-
İrfan ÜLKÜ

Bir çok kişinin sandığının tersine, Lübnan’daki Hizbullah örgütünün temelleri İran’da İslam Devrimi gerçekleşmeden çok önce Şah Rıza Pehlevi’nin gizli polis örgütü Savak’ın parasıyla atılmış ve Lidya lideri Albay Mumammer El Kaddafinin maddi yardımlarıyla güçlenerek örgüt bugünkü İsrail’le savaşa bilecek konuma gelmiştir.

Hizbullah’ın öyküsü, yirminci yüzyılın ikinci yarısında Ortadoğu’da Arap İsrail savaşlarıyla Arap uluslarının hızla Sovyet kampına yaklaştıkları, Arap milliyetçiliğinin zirveye ulaştığı tarih kesitinde  “Kızıl Şii devrimci”  zihiyetinin ürettiği, İranlı gazeteci Azir Tahiri’nin sözleriyle  “Kutsal terörün” gizemli öyküsüdür. Bu öykünün kahramanıysa bugün Lübnan’lı Şii Araplar’ın  “Kayıp İmam” adıyla andıkları Musa Sadr’dır. Öykünün ana düşüncesi ise İran İslam Devrimi’nin ideoloğu Şeyh Murtaza Mutahhari’nin şu sözlerinde yansır:

“İslamiyet Hırıstiyanlığa benzemez. İslamiyet bir heyecan, devrim, kan, özgürlük ve şehitlik dinidir.”

Musa Sadr, ailesi Lübnan’dan İran’a göçmüş Şii bir Arap genciydi. İran’ın dinsel merkezi Kum’da eğitim gördükten sonra 1967’de atalarının kuşaklar boyunca dini önder, vaiz olarak saygı gördükleri vatanı Lübnan’a döndü. O dönem de Lübnan Arap dünyası’nın ihtiraslarının ve aynı zamanda entellektüellerinin merkeziydi. Şiiler tek başlarına Lübnan’da en büyük dinsel çoğunluğu oluşturuyorlardı. Batı, Lübnan’daki Hırıstiyanlara destek verirken, Arap dünyası hatta Kremlin bile Şii ve Dürziler’le ilgilenmeye başlamıştı. İranlı gazeteci yazar Azir Tahiri Sadr’ın Lübnan’a göçmeden önce neler yaptığını şöyle anlatıyor:

“Sadr, Tahran’dan ayrılmadan önce Savak’ın liberal polis şefi General Hasan Pakhravan’ı ziyaret etmiş ve Lübnan serüveni için onun tam desteğini sağlamıştı. Savak, Sadr’ın faaliyetleri için her yıl beş milyon Lübnan lirası (700 bin Sterlin) ödeyecekti. Savak ile Sadr arasındaki bu anlaşma 1972 yılına kadar uygulandı. O tarihte ise Musa Sadr Şah rejimiyle tüm ilişkilerini kesti ve Ayetullah Humeyni dahil olmak üzere Şah karşıtlarını desteklemeye başladı.” Gerçekte Savak, Şah’ın onayını alarak, Sadr’ı Lübnan’da tıpkı bugün İran İslami rejiminin yaptığı gibi stratejik bir köprübaşı oluşturmakla görevlendirmişti.
Sadr Lübnan’da, konuşma yeteneği, örgütçülüğü ve zekasıyla kısa sürede etkin bir lider haline geldi. Lübnan Şiiler’ini hızla örgütlemeyi başardı. Etnik kökü Arap ama mezhebi Şia olduğundan İslam’ın genelinde Araplarla İranlılar’ın ortak mücadele içinde, İsrail ve Batı emperyalizmine karşı İslam’ın devrimci gücüyle girişecekleri mücadelede başarı kazanacağına inanıyordu.
Böylece İmam Sadr Emel örgütünü kurarak, Lübnan’lı Şiiler’i hızla etkin bir güç haline getirmeye çalıştı. 1972 yılında kendisine emir vermeye kalkan Şah’ın Beyrut Büyükelçisiyle kavga edince, büyükelçi maddi yardımın kesilmesi için rapor verdi. O dönemde İran Şah’ı Lübnanlı Şiiler arasında seviliyordu. Sadr son bir kez Tahran’a giderek Şah’la görüştü. Aralarında uzlaşma sağlansa Savak başka Şii grupları desteklemeye başlamıştı çoktan.

Emel örgütü Lübnan iç savaşında askeri varlığını etkin biçimde gösterdi. Sadr’ın çalışmalarıyla Suriye’den Mısır’a kadar Arap ülkelerinin desteği örgüte sağlanmaya başlanmıştı.

1975 yılında Arap dünyasında ünü yükselen İmam Musa Sadr, Kaddafi’nin davetini kabul ederek Libya’ya gitti. Kaddafi, Mısır’ın Arap sahnesinden çekilişiyle Arap milliyetçiliğinde doğan boşluğu doldurmak amacıyla Lübnan’ın jeopolitiğinde ayak basacak bir nokta arıyordu ve bu noktanın Sadr olduğunu anladı. Öykünün bundan sonrası ise trajik bir kayboluş ve ölüm öyküsüdür. Amerikalı yazar Peter Theroux,  “Kayıp İmam ” adlı kitabında Sadr’ın hayatını anlatırken şunları yazıyor:
“Ortadoğu araştırmacıları için hiç bir gizemli olay İmam Musa Sadr’ın resmi davetli olarak gittiği Libya’da 1979 yılı ortalarında kaybolmasından daha şaşırtıcı ve anlaşılması zor olmamıştır. Bölgede dehşet saçan terör olaylarının kimi zaman ilham kaynağı, kimi zaman da hedefi olan bu aykırı şahsiyetin muamması onun ölüsü ya da dirisi bulunmadıkça çözümsüz kalacaktır.”
 Sadr, Libya’da kaybolmuş, bir daha ondan haber alınamamıştı. Öykünün devamını da ileride bir başka yazımızda anlatırız.

Yazarın Diğer Yazıları