Kayıp yorumları!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın aniden ortadan yok olması vatandaşlar tarafından çok farklı biçimlerde değerlendirildi

Biliyorsunuz, Tayyip Erdoğan önceki gün aniden ortalıktan kayboldu.
Gazeteciler gün boyu Başbakan’ın nerede olduğunu öğrenmeye çalıştılar. Önce Eskişehir’de olduğu söylentisi çıktı, ardından Denizli’ye gittiği...
Neyse ki sonuçta Abant’ta olduğu ortaya çıktı da milletçe hepimiz tatsız bir durumun söz konusu olmadığını öğrendik, rahatladık.
Erdoğan’ın nerede olduğunun henüz tespit edilemediği saatlerde gazetemizin internet sayfası bu olayı dakika dakika
izledi..
O arada da okuyuculardan bu olayla ilgili gelen yorumlara yer verdi. İşte onlardan birkaçı:
* Sakın pirinç kuyruğuna girmek için Toprak Mahsulleri Ofisi’ne gitmiş olmasın!
* Ya marinada gemi bakıyordur ya da damadıyla kanal beğeniyordur.
* Hemen ortaya çıkarın nerede olduğunu. Yoksa boğazımızdan lokma geçmez, gözümüze uyku girmez.
* Varlığında ne bulduk ki yokluğunda ne kaybedelim.
* Partisi kapatıldıktan sonra yaşayacağı yeri bakmaya gitmiştir.
* Nerdeee o günler. Vallahi ben hiç merak etmiyorum.
* Çok mu lazım? Bir faydası yok zaten, bırakın hiç çıkmasın.
* Sırra kadem basmanın provasını yapıyordur.
* Yaa, bulunmasa olmaz mı? Böyle bir fırsat kimbilir ne zaman ele geçer.
* Oh beee! Yahu bırakın, niye arıyorsunuz. Bu arada ülkede bazı şeyler düzelir belki.
* Ecevit bile o yaşında kaybolmamıştı.
* Bugün aldığım en kötü haber. (Başbakan bulundu.)

Melih Aşık / Milliyet

+++++

Görenlerin insaniyet namına...

Medya fellik fellik arıyor...
“Başbakan nereye kayboldu?”

**

2003...
Başbakan, başbakan oldu.
4 yılda...
73 ülkeye, 163 defa gitti.
Ortalama 3’er gün desek...
489 gün eder.
1 yıl 4.5 ay.

**

2007...
Başbakan, gene başbakan oldu.
8 ayda...
15 ülkeye gitti.
47 gün yoktu.
1.5 ay eder.
Sorunlar yumağı memleketi bırakıp, memleketimizle ne alakası varsa, Moğolistan’dan Etiyopya’ya, Maldiv Adaları’ndan Sri Lanka’ya kadar giderken, hepsi topu 4.5 yıllık iktidarın 1.5 yılı ortadan kaybolduğunda, bir kez olsun “gene nereye kayboldu” diye soran oldu mu medyamızda?
Olmadı.

**

Aynı dakikalarda...
Yüksek Seçim Kurulu Başkanı, “Son seçimde oy kullanmış görünen 5 milyon seçmenin kayıp olduğunu, aradıklarını, ancak henüz bulamadıklarını” açıkladı.

**

5 milyon kişi buhar...
Medya, Başbakan’ı arıyor!
“Nereye kayboldu?”

**

Acar gazeteci bunlar, acar...
Başbakan’ı bulsunlar hayırlısıyla, geriye kalan 4 milyon 999 bin 999 kişi, kolay. 

Yılmaz Özdil / Hürriyet

+++++

O beş milyon seçmen zaten hiç yoktu ki!
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Muammer Aydın, seçimlerden önce gündeme getirdiğim “kayıp seçmen” meselesini sonunda itiraf etmiş toplam 5 milyon kişinin kaydına bir türlü ulaşamadıklarını söylemiş!
Ardından da eklemiş:
“Bu seçmenleri tespit etmek için çalışmalara başladık!”
Boşuna uğraşmayın Sayın Aydın, bulamazsınız!
Çünkü onlar zaten yoktular!
Şişirmeceydi hepsi, düzmeceydi...
“Bilmem ne belediyesinin nüfusu daha kalabalık görünsün de o belediye devletten daha fazla para alsın...”
Ya da...
“Bilmem ne partisi daha fazla oy toplasın” diye “çifte kayıttı!
Uğraşmayın boşuna; Türkiye’nin nüfusu durup dururken neden azaldıysa (!), seçmen sayısı da o yüzden düştü!
*** 
Bu itiraf da gösteriyor ki; devletin tuttuğu birçok kayıt; birçok istatistik, ” bilimsel “ diye açıklanan birçok veri aslında ” parmaklı “dır!
Yani; birileri, kendi çıkarlarına göre parmak atmıştır onlara ve asla güvenilir değildirler...
Büyüme rakamlarımız, enflasyon istatistiklerimiz, ithalat-ihracat verilerimiz vb!..
Bu yüzden rica ediyorum Sayın Başkan; bir de ” aslında olmayan “ seçmenleri bulmak için boşuna para harcamayın ” olmayan bütçemiz “den... Yazıktır! 

Mustafa Mutlu / Vatan

+++++

İşte ikiyüzlülük, işte 301 gerçeği
Gelin hep birlikte hayal gücümüzü kullanalım. Türkiye gerçeğini alt-üst edelim. Bir an için olması mümkün olmayanları oluyormuş gibi düşünelim... Diyelim ki Türkiye’de seçimler yapılacak. Ermeni bir vatandaşımız herhangi bir siyasi partiden aday oldu. Siyasi parti yöneticileri de sırf Ermeni olduğu için o vatandaşı ikna odasına aldılar. Kendisinden bir talepte bulundular:
- Aday oldun, ama listeye girebilmen için bir şartımız var.
Yazar E-Posta: epazarci@bugun.com.tr Haber Tarihi: 18 Nisan 2008
Ermeni olduğun için senden kuşku duyuyoruz. Önce, sözde Ermeni soykırım iddialarını yalanlayacaksın. O vatandaşımız “tamam” dese, kendisinden isteneni yerine getirse:
- Ermenilerin sürekli gündeme getirdikleri soykırım iddialar koca bir yalandır. Ben bunlara inanmıyorum. Ne olurdu acaba? Olayı biraz daha abartıp devam edelim... Siyasi partinin yetkilileri buna rağmen tatmin olmasa. O vatandaşımıza bir başka baskı daha yapsa:
- Yetmez, sen bir de Van’a git. Mesela merkeze 18 kilometre uzaktaki Zeve Köyü’nde, Ermenilerce katledilen Müslümanlar için saygı duruşunda bulun. Biz de senin gerçekten samimi olduğunu görelim... Biliyorum, “Olacak iş değil” diyeceksiniz. Türkiye’de böyle bir uygulamanın yapılmasının mümkün olmadığını söyleyeceksiniz. Doğru, Türkiye’de böyle bir uygulama olamaz. Yaşadığımız ülkede, bir Ermeni vatandaşımızdan böyle bir istekte bulunmak kimsenin aklına bile gelmez. Yapılırsa ne olacağını da hepimiz biliyoruz: Önce Türkiye ayağa kalkar. O siyasi parti yaylım ateşi altına alınır.
Protesto gösterileri düzenlenir. Bazıları ellerinde “Hepimiz Ermeni’yiz” pankartları ile sokaklara dökülür. Kısacası yer yerinden oynar. Yetmez, bu kadarla da kalmaz. Bütün dünya da ayağa kalkar. O siyasi parti yöneticileri “faşistlik” ve “ırkçılık” dahil her türlü suçlama ile karşı karşıya kalır. AB yetkilileri hemen basının karşısına geçerler:
- Türkiye bu kafayla mı AB’ye girecek! Olmaz, bu mümkün değil. Böyle giderse üyelik görüşmelerini bile askıya alabiliriz... Oysa, verdiğim örnek Fransa’da aynen yaşandı. Üstelik, kimsenin de kılı bile kıpırdamadı! Sırma Oran, 36 yıldır Paris’te yaşayan bir Türk. Ayrıca, Ermeni soykırımı iddialarını desteklediği bilinen Prof. Baskın Oran’ın kızı. Baskın Oran, Türkiye’nin tezlerini “gülünç denebilecek kadar saçma” sözleri ile eleştiren bir isim. Sırma Oran, mart ayındaki belediye meclis üyeliği seçimleri için Lylon Villeurbanne’da aday oldu. Önce, sorguya çekilip, “Soykırımı kabul etmezsen aday olamazsın” denildi. O da kendisinden isteneni yaptı. Soykırımdan kuşku duymadığını söyledi. Ama yetmedi...
Sırma Oran’a, aday olabilmesi için Lyon’daki “Ermeni Soykırımı Anıtı” önünde saygı duruşunda bulunması şart koşuldu. Sonunda baskılar öyle yoğunlaştı ki, Sırma Oran dayanamayıp adaylıktan çekildi. Kızına bu baskılar yapılırken, babası Baskın Oran da Hırant Dink’in ölüm yıldönümü sebebiyle düzenlenen anma törenine katılmak için Paris’te bulunuyordu. En ilginç olanı da ne biliyor musunuz? Bu uygulama Avrupa’da hiç yadırganmadı. Kimse eline “Hepimiz Türk’üz” pankartı alıp sokağa çıkmadı.
Sırma Oran’ın sadece ve sadece Türk olduğu için karşılaştığı bu muamele gayet normal görüldü. Her şey apaçık ortada. Bizdeki 301. Madde’yi yadırgayan, eleştiren ve kaldırılmasını isteyen Avrupa’daki zihniyet bu. Kelimenin tam anlamı ile sözün bittiği yerdeyiz! 

Emin Pazarcı / Bugün

+++++

Hürriyet
Yalçın Doğan

Strasbourg’da sıra Anayasa Mahkemesi’nde...

Anayasa Mahkemesi Başkanı ile bazı üyeleri önümüzdeki günlerde Strasbourg’a gidiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile görüşmek üzere.
Günümüzün gözde mekanı Strasbourg. Orada Avrupa Konseyi var, orada AİHM var. Strasbourg, Türkiye’nin ya da Türkiye’de herhangi bir kurumun başı sıkıştığında, “yandım Allah” diye koşa koşa gittiği yer.
Sonuncu koşu bir skandal. Skandal Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı De Puig’in açıklamasıyla ortaya çıkıyor. De Puig, “AKP’ye açılan kapatma davasına karşı çıkan bildiri için, talepte bulunuldu” diyor.
Talepte bulunan kim? Strasbourg’da bulunan CHP ve MHP milletvekilleri “biz başkanla görüşmedik” diyor. Başkanla iki kez baş başa görüştüğünü söyleyen AKP milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu ise, “ben böyle bir talepte bulunmadım” diye ısrar ediyor. Demek, talep gökten zembille iniyor. Sırası geldiğinde, Avrupa’dan şikayet, sırası geldiğinde, “abi bana yardım et”. Bu birinci perde.
İkinci perde, Anayasa Mahkemesi başkan ve üyelerinin AİHM ziyareti. Tam kapatma davası sırasında, kapatmaya karşı olduğu bilinen AİHM ile görüşmek doğru bir zamanlama mı? Bizimkilerin kapatmayla ilgili AİHM’den fikir soracaklarını sanmıyorum. Yine de, sorularla dolu bir ziyaret.
Avrupa Konseyi ve AİHM ile Türkiye ilişkilerinde, 12 Eylül’den başlayarak, tanık olduğum öyküler trajikomik. “Bastır Avrupa Konseyi, bastır AİHM” naralarıyla dolu, inleyen nağmeler.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları