"Kelle" meselesi

A+A-
Ahmet B. ERCİLASUN

16 Ağustos 2008 Cumartesi gününe ait gazeteler Başbakan Erdoğan’ın “kelle” sabıkasını yazdılar. Şehitlerden “kelle” diye bahsettiği için Erdoğan’a verilen mahkûmiyet kararı Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından onanmıştı. Bilindiği gibi bu davada şehit ailelerinin avukatı Kemal Kerinçsiz idi. Kerinçsiz şu anda Ümraniye soruşturması kapsamında tutuklu bulunmaktadır.  “Kelle” sabıkasının onanması dolayısıyla Kerinçsiz’in yaptıklarını ve bu davanın seyri sırasındaki bazı beyanları hatırladım.
Avukat Kemal Kerinçsiz 301. maddenin en iyi takipçilerinden biri olarak tanınmıştı. Kerinçsiz, “Türklüğe hakaret”e verilecek cezaları düzenleyen bu kanuna aykırı hareket edenler hakkında dava açıyor, davalar ses getiriyor ve çoğu defa da başarıya ulaşıyordu. Orhan Pamuk, Elif Şafak, Hrant Dink’le ilgili Türklüğe hakaret davalarını da o yürütmüştü.  Kerinçsiz’in hukuk mücadelesi bir takım çevreleri rahatsız ediyordu.

Kerinçsiz aynı zamanda Büyük Hukukçular Birliği’nin başkanı idi ve sivil toplum örgütü olarak da bir takım faaliyetlerde bulunuyordu. Bu faaliyetlerinden birini 12 Mart 2007 tarihli Sabah’tan okuyalım:
“Kerinçsiz, dün arkadaşları ile birlikte Taksim’de, ’Bağımsızlıkçı yapıyı sürdürmeye yemin etmiş bir Cumhurbaşkanı için adım adım Anadolu yürüyüşü’düzenledi. Ellerinde Atatürk posterleri ve Türk bayrakları bulunan 600 kişinin katıldığı gösterinin bitiminde Kerinçsiz, ’Tayyip, El Kadı el ele Türkiye gidiyor karanlığa’pankartı nedeniyle gözaltına alındı.”  İfadesi alındıktan sonra serbest bırakılan Kerinçsiz,  “Başbakan El Kadı’ya kefil olduğunu açıkladı. Biz de bu söylemi düşüncemizi pankarta döktük. Bunda suç yok düşünceyi açıklama var” dedi.
14 Aralık 2007 tarihli Hürriyet’te şu haberi okuyoruz:
“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2000 yılında Avustralya SBS Radyosu’na verdiği demeçte teröristbaşı Abdullah Öcalan’a ’sayın’, şehit askerlere hitaben ise ’kelle’dediği iddiasıyla, şehit ailelerince açılan manevi tazminat davasında suçlu bulundu. Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi, önceki gün verdiği kararında Başbakanı 3 YKr tazminat ödemeye mahkûm etti.”
Erdoğan’ın, Kerinçsiz’in kazandığı davaya tepkisi 25 gün sonra geldi:
“Başbakan Erdoğan, şehitlere ’Kelle’, Abdullah Öcalan’a da ’Sayın’dediği gerekçesiyle kendisini 3 YKr manevi tazminat ödemeye mahkûm eden mahkemeye ’Olmaz böyle şey’diye tepki gösterdi. İfade ve yayın özgürlüğünün hoşgörüyü geliştirecek şekilde kullanılması gerektiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti: Sınırsız özgürlük olmaz. Bakıyorsunuz, medya dünyasında böyle bir anlayış var. Sınırsız özgürlük. Yok böyle bir şey. Ama şimdi öyle şeyler çıkıyor ki, bakıyorsunuz hakaret, ağır eleştiri kavramına giriyor. Bunu da anlamak mümkün değil. Ben, TC Başbakanı’yım. Şahsıma dava açıldı. Neymiş birisine ben ‘Sayın’ demişim. Hile-i şeriye uygulayacaklar ya. Dava nerede açılmış? Hiç alakası olmayan Kartal’da. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Ben de ceza alıyorsam, bu cezaya inanmalıyım. Demeliyim ki ’Bu ceza haklı, ben de bu cezayı çekmeliyim.’Şu olaya bak, 3 kuruşluk manevi tazminat. Ne demek bu? ’Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı ben manevi tazminata mahkûm ettirdim...’Olmaz böyle şey. Hukuk bu kadar zedelenmemeli, bu duruma getirilmemeli. Nefislerimizi tatmin için bu tür kararlar verilmez.”  (Hürriyet, 09 Ocak 2008).  

Böyle şey olamazdı; 13 gün sonra, 22 Ocak 2008 tarihli gazeteler “Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Avukat Kemal Kerinçsiz, Akşam Gazetesi Yazarı Güler Kömürcü ve Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’un da aralarında bulunduğu 22 kişi” nin gözaltına alındığını haber vermekteydi.

Aradan sadece iki gün geçmişti; Başbakan memnundu. Erdoğan’ın memnuniyetini 24 Ocak 2008 tarihli Zaman’dan okuyalım:

“Başbakan Erdoğan: Emniyet ile yargıyı tebrik ediyorum. Son olay gerçekten yürütme ve yargının gayet güzel bir dayanışma içinde bu işi yürüttüğünü gösterdi. Demek ki bu, dayanışmanın neleri olumlu istikamete götüreceğini gösteriyor. Geldiğimizden bu yana çetelere karşı mücadele ediyoruz. Bu son operasyonda önemli olan yürütme ve yargının gayet güzel bir dayanışma sergilemesidir.”
Başbakan kararını vermişti. Gözaltına alınanlar “çete” idi; gözaltına alma işi “olumlu istikamete” giden bir işti. Üstelik  “yürütme ve yargı” nın  “gayet güzel bir dayanışma” içinde olduğunu Başbakan açıkça ifade (itiraf mı denmeli acaba?) ediyordu.
Şimdi bir bilmece: Gözaltıların sonucu ne olacak?
Bilmecenin cevabı iki gün sonraki (26 Ocak 2008 tarihli) gazetelerde: Ümraniyede ele geçirilen el bombalarıyla ilgili yürütülen soruşturma çerçevesinde Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Emekli Albay Fikri Karadağ, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol ve Avukat Kemal Kerinçsiz’in de aralarında bulunduğu sekiz kişi tutuklandı.
Daha sonra Başbakan bu davanın “savcısı” olduğunu da söyleyecektir.
Bende de şimdi Başbakanın 9 Ocak’taki infiali gibi bir infial var. Şöyle haykırmak istiyorum:
 “Ben TC vatandaşıyım. Yargı bir karar veriyorsa bu karara inanmalıyım. Demeliyim ki bu karar haklı. Suçlular cezasını çekmeli. Ama bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorum. Olmaz böyle şey. Hukuk bu kadar zedelenmemeli, bu duruma getirilmemeli!”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları