Kendi gücünü kendisine karşı kullananlar!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Yıllarca önce Kant şöyle demişti: "Benim yerime anlayan bir kitabım, benim yerime vicdan taşıyan bir papazım, ne yiyeceğime karar veren bir hekimim varsa, benim zahmete girmeme ne gerek var. Düşünmem filan gerekmez, biraz para verdim mi başkaları bu sıkıcı işi benim yerime üstlenecektir."

Bu kendi yeteneklerini kendi akıl yürütme biçimiyle ıskartaya çıkaran bir anlayışı gösterir.

Kant, bunları söylerken gerçekte sorumsuz ve aylak adamın ironisini yapmaktadır.

Kendi aklını ve muhakeme gücünü yedeğe alan bu yaklaşım bireysel düşüncenin körleşmesi ve kötürümleşmesi sonucunu doğurursa da kendi muhkame ve aklına başkalarınınki ile zenginleştirme ve boyutlandırma da kişiyi başarılı kılmada son derece avantajlı kılar.

Shaw diyor ki: "akıllı adam aklını kullanır, daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır."

İnsanlar çoğu kez hatalarını tekrarlamayacak kadar akıllı olamayabiliyorlar.

Zira insanlarda kendi eylemlerini her zaman savunma ve tek yanlı değerlendirme yapma hastalığı vardır.

Kişi bu subjektivizmden ancak kendi eylemlerine başkasının gözüyle bakabilirse kurtulabilir.

Kişinin kendisine yaptığı kötülüğü en azılı düşmanı bile yapmıyor!

Çoğu insanlar için doğru bir yaşam tarzı, gerçek bir inanç, tek bir hakikat  vardır ve herkes onu kabul etmelidir.

Bu tür insanlar muhtemelen kendilerini tek gerçek ve gereklilik olarak görürler.

Kendisinin dışındakiler onlara göre ayrıntıdır.

Kendi kendisinin boğazını kesen halk!

Toplumu meydana getiren fertler özgürlüklerini altın tepsi içinde efendilerine sunmazlarsa yöneticiler ya da efendiler onlara asla zulüm edemezler.

Hitler, Stalin, Fetullah ya da Spartaküs tek başınayken bir hiçtiler.

Ölümlü bu yaratıklar ne zaman kitleleri arkasına taktılar işte o zaman büyük ve yıkıcı bir güç haline geldiler.

Ne olduysa da ondan sonra oldu.

İnsanlar kendi elleriyle zalimlere verdikleri gücün esiri oldular.

Boetie kitlelere şunu soruyor: "... Eğer siz vermediyseniz, (dictator/kral) sizi gözetlediği bu kadar çok gözü nereden buldu?

Eğer sizden almadıysa, nasıl oluyor da sizleri dövdüğü bu kadar çok eli olabiliyor?"

Sonra da çözüm yolunu gösteriyor: kula "kulluk etmemeye karar verdiğiniz an özgürsünüz" diyor.

Ardından da bunun nasıl olması lazım geldiğini söylüyor:

"Onu itmenizi ya da dengesini bozmanızı istemiyorum.

Fakat yalnızca onu desteklemeyin!

Kendi kendini kulluklaştıran, kendi boğazını kesen halk.."

 Düşünür bu durumun 'insanların özgürlüklerini arzulamamasından kaynaklandığını' iddia ediyor.

Bunun nedeni olarak da özgürlüğün çok kolay ele geçirelebilir bir mal olmasını gösteriyor.

Totaliter kafalar insanların akıl, yetenek ve zihni güçlerine değil daha çok fiziki yanlarına önem verir.

Kaba anlayışları şöyledir:

-Biz emrederiz, siz yaparsınız.

-Sizin adınıza biz düşünür, karar veririz siz ise uygularsınız.

-Siz yap denileni yapmak, yapma denileni ise yapmamakla görevlisiniz!

İyi akıl ve daha az iyi akıl

Eğer örgütler, kurumlar ve toplumlar var olmak istiyorlarsa mensuplarının ya da diğer insanların akıllarına da yeteri önemi vermelidirler.

Liderler yönetimlerini, yönettiklerin insanların akıl sefaleti üzerine kurmamalıdır.

Tam tersine başarılı olmak isteyen bir lider ya da yönetici, "akıl akıldan üstündür" ilkesiyle diğer insanların bu konudaki yaklaşımlarına de yeterli değeri vermelidir.

Bu anlamda bugün "akıl devleti" olarak nitelenen gelişmiş ülkelerde yöneticiler mümkün olduğu kadar çok insanın görüş, düşünce ve eyleminden yönetimlerinde yararlanmaya çalışıyorlar.

Devlet, işletmeler ya da kurumlar bu ülkelerde ekonomik ve siyasi olmaktan çok akıl şirketlerine dönüşmüştür.

Zafer; iyi aklın daha az iyi olan aklı yenmesinden ibaret bir süreçtir!

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları