Kendine bakmak...

Ahmet SEVGİ

İnsan sosyal bir varlıktır. Topluluklar halinde yaşar. Bir arada yaşayanlar arasında zaman zaman anlaşmazlıklar çıkması da normaldir. Lakin unutulmamalıdır ki ihtilaflar durup dururken çıkmaz. Yani hiçbir şey tek taraflı değildir. Oranlar farklı olsa da her iki  tarfta da muhakkak kusur vardır. Dolayısıyla huzur ve sükûn içinde bir arada yaşayabilmek için öncelikle kendimize bakmamız ve kendimizi bilmemiz şarttır.

Kendine bakmak, kendini bilmek yahut empati dediğimiz kendimizi muhataplarımızın yerine koymak bütün dinlerde ve felsefî akımlarda önemli sayılmış, sosyal hayatın selameti için gerekli görülmüştür.

İnsanlığın babası Hz. Âdem'in yaratılışını düşünelim. Âdem aleyhisselam yaratılır yaratılmaz önce kendine bakmış ve ahsen-i takvim üzere yaratılmış olduğunu görünce "Yüce kudretiyle beni yaratan Allah, bütün noksanlıklardan münezzehtir" demiştir. Oysa şeytan kendine değil, muhatabına baktığı için Hz. Âdem'de "toprak"tan başka bir şey görememiş ve Allah'ın, melekler için "Âdem'e secde edin" emrine karşı çıkarak "Çamurdan yarattığın kimseye secde mi ederim" diye mukabelede bulunmuştur.

Kur'ân-ı Kerim'in ilgili âyetlerinden öğrendiğimize göre Allah'ın emrine ilk karşı gelme "kibir" yüzünden olmuştur. Ve yine ilk "ben" (Ene hayrun minhü=Ben ondan/Âdem'den daha hayırlıyım) diyen de şeytandır. Bunun içindir ki atalarımız "Ben demek şeytan işidir" demişlerdir.

Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki şeytandan insana bulaşan ilk iki hastalık "kibir" ve "enâniyet"tir. Diğer bir ifade ile "kibir" ve "enâniyet" şeytânî bir hastalıktır -Allah korusun- insanı küfre bile götürebilir. Bu yüzden dil ve kültürümüzde "kibir" ve "enâniyet" çok yerilmiştir:

Bakınız şair ne diyor:

"Âhir yine hâk olur bu tenler//Bilmem niye kibr eder edenler."

Esat Muhlis Paşa (ö. 1851) ne güzel ifade etmiş:

"Lâf u dâvâ-yı enâniyyet ne lâyık âkıla//Herkesin âlemde bin mâ-fevki bin mâ-dûnu var." (Akıllı insanlara enaniyet dâvâsı gütmek yakışmaz zirâ, herkesin binlerce altı olduğu gibi binlerce de üstü vardır.)

Sadede gelirsek bizim inancımıza göre Allah'ı bilmenin yolu kendimizi bilmekten geçer. (Men arafe nefsehû fe-kad arafe Rabbehû=Kendini bilen Rabbini bilir.) Halkın esprili ifadesiyle, İslâm'ın şartı altıdır, altıncısı da kendini bilmektir.

Kendine bakmayan, suçu devamlı başkalarında arayan, herkesin/dünyanın kendine düşman olduğunu sanan kendini bilmezler başkalarındaki basit hataları görürler ama kendilerindeki büyük kusurları görmezler, çünkü kendilerine bakmazlar. "Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür." atasözü bu tip insanları çok güzel anlatır.

Kısacası; toplumun en küçük birimi olan aileden başlayarak çarşıda, mahallede, köyde, kasabada, şehirde, ülkede ve nihayet dünyada barış ve huzur içinde yaşayabilmenin yolu kendine bakıp haddini bilmekten geçer.

Beyt li-müellifihî:

"Kendine bakıp haddini bilmek hakkı teslim etmektir//Sen haddini bilmezsin peki, ya bu nice yönetmektir?" 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş