Kendini bu kadar ezdirmemeli

Devlet Bahçeli'ye kızıyordum. Sebebi belli. Koskoca misyon partisini uydu haline getirdi. Etrafındaki birkaç ufuksuzun ağızlarına bakıp MHP'yi baraj altına taşıdı. Bıraktık yüzde 10'u geçmeyi, sonunda Erdoğan'ın insafına kaldılar.

Cumhurbaşkanı ne söylese ne yapsa alkışlıyorlar. Önde Bahçeli ve hemen arkasında Semih Yalçın ile diğerleri. En son kutlamaları "İslam İşbirliği Toplantısı"yla ilgili oldu. Buradaki tebrik faslının arkasındaki asıl sebebin ne olduğu belli; "ittifak ne olacak?" Umut ettikleri en azından "endişelenmeyin, seçim garantiniz benden" lafını duyabilmek. Ya da "birkaç çırçır bakanlık vereceğiz" sözünü işitebilmek.

Elde gezdirilen, kimsenin henüz çözmeyi başaramadığı "seçim formülleri dosyası"na ne demeli. İçimi acıtan bugün kapısında beklediği, randevu istediği zata bir zamanlar fırlattığı "idam ipleri". En çok üzüldüklerim ise "vur de vuralım, öl de ölelim" diyenler. Bunların büyük bölümünün gözyaşı döktüklerini görüyorum.

İlk iş

Devlet Bahçeli'nin yapacağı tek şey kaldı. Siyaset sahnesinden çekilmek. hem de beklemeden. Boks tabiriyle "havlu atmanın zamanı" çoktan geçti. Kendini daha fazla hırpalatmamasını öneriyorum.

***

Gürültüsü daha fazla

İİT Zirvesi için "çok başarılı" veya "muhteşem" yakıştırmaları yapanlar, Cenevre'den gelen haberle şaşırdılar. 8. Tur'dan da sonuç alınmadı. Suriye için "bu kez anlaşma tamam" diyenlerin eli bağrında kaldı. Gürkan Hacır'ın tespitiyle "ortadan karpuz gibi ayrılmışlardan" çözüm falan çıkmaz. Bunu ummak hayal ötesi. Bu cephede de vaziyet kötü.

İsrail'in 1948'de ikiye bölüp, 1980'de tamamını ilhak ettiği Kudüs'te bakın hangi noktaya gelindi. Doğusu'na bile razıyız. Ortada Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri gibi yönetimler varsa ideali yakalamak mümkün değil.

Bilmeyenler ve unutanlar için bazı şeyleri hatırlatmak istiyorum. Suud hanedanını CIA koruyor. Önledikleri suikast sayısının hesabı yok. Bu görevi üstlenmelerinin nedeni ortada. Pentagon şimdi de Riyad'ı Tahran'a saldırtma peşinde. İsmail Saymaz'ın söylediği gibi "Suudlar, ABD'nin piyonu". Ben bir adım daha öteye götüreyim; "Uşağı". Kahire'nin tavrı da hemen hemen aynı. Son Firavun Sisi'nin Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı İstanbul öncesi çağırıp, tehdit ettiğini bilmeyen kaldı mı? Hatta "Gel paranı benden al" deme cinliğini dahi gösterdi. Riyad'dan 10 milyar dolar koparacak. Yarısını cebine atıp, kalanı Abbas'a uzatacak.

Böylesi birkaç örnek bulunulan coğrafyanın özelliği olsa gerek. Türkiye sonuçta üçkağıtçılar arasında "ağır bir yükün altına girdi". Ayrıca hedef haline geldi. Nevzat Çiçek'in bu tespitine katılıyorum. Son günlerde yakalanan DEAŞ ve PKK'lılar gözlerimizi açmalı. Fırsat buldukları an canımızı yakacaklar. Bunu unutmayalım. Sinsi organizasyonların arkasında kimlerin bulunduğunu artık çok iyi biliyoruz.

***

Yeni madalya umudumuz

Badmintonla tanışmam 25 yıl önce Kopenhag'ta oldu. Kaldığım otelden çıkıp, biraz yürümek istedim. Hava aniden açtı ve güneş ortaya çıktı. Dört bir yandaki yeşil alanlar saniyeler içinde insanlarla doldu. Gayet rahat, üstlerindeki kıyafetleri attılar. İç çamaşırlarıyla kaldılar. Aralarında bazılarının ellerindeki küçük raketleri fark ettim. Tüylü topa benzer bir şeylerle oynuyorlardı. Yapılması kolay ve izlenmesi hoş gösteriydi.

Sonradan öğrendim ki bu Olimpiyatlara alınan bir spor dalı idi. Pek çoğunda olduğu gibi M.Ö. 5. yüzyıla dayanan bir Çin buluşu. İngilizlerin subayları tarafından ülkelerine götürülüyor. Önce prensesler oynuyor. O kadar benimseniyor ki, Badminton Sarayı bile inşa ediyorlar.

Bize geliş

Türkiye'deki teşkilatlanmanın tarihi çeyrek asır öncesi. 2004'ten beri de Federasyon Başkanı Murat Özmekik. Çiçeği burnunda Avrupa şampiyonları -Çiftler, U17- Zehra Erdem ve Bengisu Erçetin'le birlikte TRT Spor'da Orhan Ayhan'la programındaydılar. Hoşuma giden diğer bilgileri Başkan Özmekik'in ağzından duydum. Türkiye'de Badminton lisanslı sporcu sayısı 90 bin. Bunların 20 bini aktif. 81 ilin tamamında görev yapan 126 kadrolu antrenörleri var. 13 metre uzunluğunda 6 metre genişliğinde alan bu sporu yapmak için yeterli. Demek ki Olimpiyat madalyalarımız için yeni bir dalımız var.

...

SPİKERLERİMİZ: Futbol maçı anlatımlarında öylesi laflarla karşılaşıyoruz ki, kızamıyorum. Hatta içimden gülmek geliyor. Örneğin yeni UEFA üyesi olan Cebelitar'ı duyanınız var mı? Aslında İspanya'ya bağlı ve yarı özerk bu yerin gerçek adını hepiniz biliyorsunuz; Cebelitarık. Bir örnek de Türkiye Kupası'ndan. M. Başakşehir-Kahramanmaraş oynuyor. Spikerin sözlerine dikkat edin; "Misafir takım, düzeltiyorum konuk takım" diyor. Peki misafirle konuk arasındaki farkı bu vatandaş bilmiyor mu?

Yazarın Diğer Yazıları