Kendini tekzip mi suçüstü telaşı mı?

İsrafil K.KUMBASAR

Memlekette vıcık vıcık bir ‘sululuk’ hâli hâkim; suçüstü yakalanmış ilk mektep talebelerinin işi gırgıra vurup, ‘ucuzundan savuşturma’gayretlerine şahit oluyoruz. 
Tamam; kabul ediyoruz; Türkiye’de siyasetçinin ‘bir ağzı, kırk sakızı’ vardır.
“Dün dündür, bugün bugündür”  safsatalarını geçmişte de çok yaşadık; ‘tükürdüğünü yalayan’ nice babayiğitler gördü bu topraklar. 
Ama el insaf ya; bir toplum bu kadar da ‘saf’yerine konulmaz ki.
Artık yalanın dolanın tekzibi ‘cümlenin sonu gelmeden’ televizyonlara düşüyor.
Sunucuların dilleri dolaşmaya, kafaları karışmaya başladı; tam önlerindeki haber metnini okumak üzereyken, reji ekibi eline daha yenisini uzatıyor: 
- “Onu değil, bunu oku.” 
Kızcağız ağzını açmaya yeltenecekken biri arkadan omuzuna vuruyor: 
- “Hayır, hayır o da değil, galiba bu son gelen.” 
Hani bir reklam sloganı vardı ya, “Ağzı olan konuşuyor” ; aynen o hesap. 
Bir bakıyorsunuz ‘pek muhterem’ bir bakan konuşmuş; peşinden ‘onun ayarında’ bir başka pek muhterem ‘tam aksini’ söylüyor. 
‘Hangisi doğru’ diye kulak kabarttığınızda hükümetin başı ‘başka bir şey’ söylüyor.
Çıkıver bakalım işin içerisinden. 

***

Bazen  “Acaba kafa karıştırmak için mi böyle davranıyorlar”  diye düşünmüyor değil insan. 
Fakat öyle olsa ‘kendi kendilerini yalanlayacak’ açıklamalarda bulunmazlar.
Buyurun son örneğine bakalım.
AKP’nin ağır toplarından Burhan Kuzu, hükümetinin başının elinde ‘2 bin kişilik’ bir liste olduğundan söz ediyor. 
Hani şu meşhur ‘hükümete tezgâh’ operasyonu var ya; işte buna bulaşmış ‘paralel devletin’ adamlarıymış bu 2 bin kişi. 
Aynı gün Beşir Atalay, “Böyle bir şey yok”  diye açıklama yapıyor. Peki Kuzu ne karşılık veriyor? 
- “Ben onu bir gazetenin manşetinde okudum. Ona dayanarak söyledim.” 
İyi de muhterem, sen ‘muhalefet partisinin’ bir vekili değilsin ki; üstelik anlı şanlı ‘anayasa’ profesörüsün; dahası, her ne kadar TBMM Başkanlığı için uygun bulunmadıysan da ‘hükümetin başına yakın’ bir isimsin. 
Elinin altında telefon var; Bülent Arınç’ın ifadesiyle “çıt, çıt,çıt”yaptığınız sosyal medya var. 
İnsan arayıp da genel başkanını  “Böyle bir liste var mı, yok mu?”  diye sormaz mı?
İki tık, bir çıt, ötede dünya lideri. 

***

Yok; öyle değil de hükümetin başı size ‘bazı şeyleri’açıklamaktan imtina ediyorsa, onu bilemeyiz.
Sonuçta bunlar ‘devlet’ işleri, ‘bizlerin aklı’ ermez; ama görüntüye bakılırsa ortada bir ‘devlet sırrı’ da yok. 
Nitekim Genel Başkanınız, “Benim masamın üstünde bir sümen yok ki, sümenin altında da böyle bir liste olsun”  diye kestirip attı. 
‘Ne demek istedi’, doğrusu bizim anlamamız zor; ‘içtihatlara’ bakacaksın, ‘anayasayı’, ‘yasaları’ bileceksin, ‘teamüllerden’ haberin olacak ki, hükümetin başı ne demeye getirdi anlayasın. 
Bizde o kadar hüner nerede? 
Ama zannımızca siz ne denilmek istendiğini anlayacak ‘bilgi’, ‘deneyim’ve ‘diğer donanımlara’ sahipsiniz. 
İnsan bütün bu olup bitenlere bakınca, ‘Türkiye’de niye bir sivil anayasa yapılamadığı’ konusunda da fikir sahibi oluyor. 
Düşünsenize bir madde yazılmış, komisyondaki her üye ‘ayrı bir anlam’ yüklüyor.
Bu laf kalabalığı arasında hükümetin başının Dolmabahçe’de topladığı yandaş ve yanaşma takımından Ali Bulaç’ın ilginç bir tespiti var.
Birçok noktada hükümetin başına destek veren Bulaç, “Bazı gazetecilerin kışkırtıcı tavrı beni endişelendirdi” diyor. 
Yabana atılmayacak bir tespit. 

***

Hemen ekleyelim ki, benzer tavırlar sadece ‘gazeteciler’ arasında değil, ‘bizzat AKP’nin içinde’de görülüyor.  
Tabii bu ‘bir partinin iç işi’ olarak görülebilir. 
Ama ‘kimi kaşıyıcıların’ neden böyle davrandıkları ve aidiyetleri ile “Tamam işte bize gün doğdu” hamlığı da gözden uzak tutulmamalı. 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş