Kerkük'ten tokat gibi feryat

A+A-
Agah Oktay GÜNER

            Türk yurdu, Türk kültürünün büyük ve önemli merkezi olan Kerkük'te hiç eksilmeyen acılar ve çileler zincirine yeni bir halka eklendi. Kerkük'e Barzani'nin bayrağı çekildi. Hatırlanacağı gibi Barzani Ankara'ya geldi, alayişle karşılandı. Kuzey Irak Bölgesi yönetim flaması havaalanında bağımsız devlet bayrağı gibi göndere çekildi. T.C. Cumhurbaşkanı ve Başbakanı Barzani'yle görüşürken bu flamanın altında idiler. Barzani Erbil'e döndü, Kerkük Valisi, Irak Anayasasına aykırı olarak Kürdistan bayrağının asılması talimatını verdi. Savunma cümlesi ise; "Ankara'da, İstanbul'da asılan bayrak Kerkük'te niçin asılmasın?" oldu. Böylece sözde Kürdistan bayrağı, sözde Kerkük Meclisi kararıyla bütün kamu binalarına asılıyor, Kerkük'te her taraf aynı flamalar ile donatılıyor. Basında yer alan haberlere göre Dışişleri Bakanımız; "Neçirvan Barzani bize böyle dememişti" diye yoruma müsait, akıllara bunlar yine kandırıldılar ihtimalini getiren bir beyanda bulunabiliyor.

                Böylece Barzani, Irak petrolünün üçte birine sahip Kerkük petrol yataklarının üzerine oturma çabasında ihmal edilmeyecek mesafe almış oluyor. Bu felaket tablosu gelişirken Türkmenler Meclis toplantılarını terk ediyor, ellerinin altındaki her yere Türkmen bayrağını asıyor. Bu arada yalnız bırakıldıkları, silah desteği ve her türlü yardımı alamadıkları konusunda çok onurlu ve bir o kadar acı demeçleri var. Türkmen liderlerden Ali Mehdi'nin sözleri ruhundaki isyanı ifade ediyor. Bu kılıç gibi keskin sözler sadece Türkiye'nin değil Türk dünyasının yüzüne vurulmuş bir şamar gibi. Ali Mehdi diyor ki: "T.C. yaşasın, payidar olsun! Azerbaycan yaşasın! Türkmenistan yaşasın! Biz ölelim! Nasıl olsa biz sürülmeye, katledilmeye, ölmeye alıştık. Türk dünyası yaşasın, biz ölelim." Bu yürek yakan sözler onurlu bir liderin çaresiz kalmış bir kahramanın feryatlarıdır. Onları bu hale kim getirdi?

Yapayalnız kaldık

Bir kaç haftadır yazılarımda bu hükümetin dış politikası çökmüştür diye belirttim. Çünkü Ege Denizi'ndeki adalarımız gitti, Kıbrıs'ta Türk hakimiyetinin sona ermesi için her şey yapılıyor. Vatan toprağımız Süleyman Şah Türbesi'ni taşıyarak unutulması mümkün olmayan bir utancı yaşadık. Bütün bu gelişmelere karşı hükümet tek çareyi bağırmakta buluyor. Sesimizi duyan yok. "One minute!" çıkışıyla başlayan hemen hemen dünya üzerinde meydan okumadığımız, tehdit etmediğimiz tek devletin kalmadığı bu süreçte Türkiye hoyratlığımızın faturasını yapayalnız kalarak ödüyor.

                Türkiye'nin Menbiç Harekatına katılmasına Rusya ve ABD karşı çıkıyor. Türkiye yerine YPG'yi tercih ediyorlar. Cumhuriyetin Dışişleri Bakanlığı kendisinin tecrübe birikimlerine dayanan bir takım prensiplerle hareket ediyordu. Bunlardan birisi de; "Arapların işine karışma, Arapsaçına dönersin" vecizesiydi. Irak ve Suriye olaylarında Dışişlerinin, bakanlık olarak tecrübe ve bilgi birikimine gereken ağırlık verilmediği için bu acı tablonun kaybeden aktörü olduk. Barzani'nin çeteleri Kerkük'e girdiğinde ilk iş olarak Kerkük Tapu Dairesi'ndeki ve Nüfus İdaresi'ndeki bütün kayıtları yaktılar. Türkiye sustu ve seyretti. Bugün halk oyuna baş vuruyorlar. Türk nüfus perişan edilmiş, sürülmüş, haklarını korumaktan mahrum bir hale gelmiştir.

                Bütün bu kayıplar ve acılar eğer; "kendimizi sesimizin kuvvetiyle değil, fikrimizin gücüyle kabul ettirebileceğimizi" öğrettiyse, ilgilileri, acı bir tebessümle tebrik etmek isterim.               

Tehlikeli süreçteyiz

                Türkiye yanlış bir tercihle Bağdat Yönetimini dışlayarak Barzani'yle sıkı fıkı olmuş, yapılan yanlış bizi bugüne getirmiştir. Barzani giderek yükselmiş, hatta zaman zaman küstahlaşmıştır. Kürtler silahlanırken hükümetimiz Türkmenlerin durumunu ve onları korumayı düşünmemiştir.

                Hiç bir dönem dış politikamız bu kadar rüzgârda savrulan yaprağa dönmemişti. AKP iktidarları dış politikayı tamamen iç politikayı istedikleri şekilde yönlendirmek için kullandıkları bir araç haline getirmiştir. Bu son derece tehlikeli, bir süreçtir.

                Türkiye mevcut yönetim anlayışı ve dış politika üslubuyla devamlı kaybetmeye mahkûmdur. Çare akılcı devlet kimliğimize yaraşır millî dış politika anlayışımıza dönmektir.

                Çağdaş devlet çok karışık ve girift düzenlemelerin ürünüdür. Eğer bütün kurum ve kurallarıyla demokrasinin işlemesi halinde kazanacaklarımızı düşünmüyor isek hâlâ gafletteyiz demektir. Bugün her şeye rağmen bazı kurumlar ve kavramlar ayakta ise demokrasinin sayesindedir. Referandumda "evet" derseniz Türkiye'ye mevcut tablonun bütünüyle yayılacağını ve Türkiye'nin biteceğini unutmayalım. Referandumda "hayır" demek sadece Türkiye'nin değil Türk Dünyasının da kurtuluşudur. Kerkük Türkleri ile birlikte başımız dik, alnımız açık zafer dolu hayırlı günlere kavuşacağız.

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları