Keşke...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bütün gazeteleri alıp okumaya zamanım ve imkânım olmadığı için sabahleyin televizyonlardan manşetlere bakıyorum, ilgimi çeken haberler varsa o gazeteyi alıp inceliyorum. Geçen gün yine televizyonda gazete manşetlerini takip ederken Bülent Arınç’ın şu sözü dikkatimi çekti: “Manevi alanda başarılı değiliz...” 
Gazeteyi alıp haberin detayına baktım. Bülent Arınç, sigara ve alkol içme yaşının liselere kadar indiğini, Türkiye’de suçlu üreten bir bataklığın olduğunu, bazı insanların canavarlaştığını ifade ettikten sonra şöyle diyor:  “Maddî anlamda ülkemize çok büyük hizmetler verdik. Türkiye birkaç yüzyılda yapamadığını, göremediğini AK Parti’nin 12 yıllık hükümetleri döneminde gördü, ama aynı gelişmeyi manevî alanda, sosyal alanda yaşayıp yaşamadığımızı tekrar gözden geçirmemiz lazım.” 
“Üstüne basmak” deyimini burada kullanmayacağız da nerede kullanacağız? Bülent Arınç doğru söylemiş, maalesef manevî ve sosyal alanlarda başarılı olamadılar. (Maddi alanda başarılı olup olmadıkları da tartışılabilir.) Lakin bu itiraf ne işe yarar? Atı alan Üsküdar’ı geçtikten, Basra harap olduktan sonra manevî alanı tekrar gözden geçirmek oturup dizini dövmekten başka ne anlam ifade eder?
Keşke, duble yollarda son model arabalarla hızla ilerlerken gördüğü trafik kazası karşısında “Kan görmeye tahammül edemeyiz, o yüzden kurbanımızı da hayır kurumlarına bağışlıyoruz”  diyerek arabayı yavaşlatmak yerine gaza biraz daha yüklenen modern Müslümanlarımız (bay-bayan) olacağına, tek şeritli yolda ilerlerken karşılaştığı kazada, yaralanan insanları (karga tulumba da olsa) hastaneye yetiştirebilmek için çırpınan (varsın çok zengin olmasın) muhlis müminlerimiz olsaydı. 
Keşke, İmam Hatip Okullarını -eskiden olduğu gibi- halkımız dişinden tırnağından artırdığı üç-beş kuruşlarıyla yaptırmaya devam etse, işin içine dolar molar girmese, insanlar da balkonlarda ayakkabı kutusu sallamasaydı.
Zararı yok, gecekondularda yaşasaydık da onları yıkıp yerine AVM’ler yaparak mücahitlikten müteahhitliğe terfi eden din kardeşlerimizin günahına ortak olmasaydık.
Keşke, ileri demokrasimiz olacağına, günah işleme özgürlüğümüz olmasaydı.
Keşke, İslâm ülkelerine demokrasi ihracı sevdasına kapılarak Suriye’nin dâhilî ihtilafında taraf olup yüz binlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın mülteci durumuna düşüp perişan olmasına vasıta olmasaydık.
Keşke, Enerji Bakanı trafoya kedi girip girmediğin kontrol edeceğine, Adalet Bakanı sandıkta hile yapılıp yapılmadığını denetleseydi.
Keşke, eskiden olduğu gibi bugün de “Bu iş mahkemede biter” diyebilseydik.
Keşke, “17 Aralık”,  rüşvet ve yolsuzlukla değil, asırlardır olduğu gibi Mevlana’nın Hakk’a yürüyüşünün yıldönümü (şeb-i arûs) olarak anılmaya devam etseydi.
Keşke, çocuklara “çığlık atma”yı öğreteceğimize halka: “Kim demiş ki çocuk küçük şeydir//Bir çocuk belki en büyük şeydir” dizelerini öğretseydik.
Keşke, yüce dinimizi siyasete âlet ederek kavganın ve kutuplaşmanın aracı haline getirmeseydik.
Keşke, umre ibadetine turizm virüsü bulaştırmasaydık.
Keşke, ruhu (dürüstlük, ahlâk, adalet) şekle (mekanik vecibeler) kurban etmeseydik.
Ve nihayet keşke, Bülent Arınç “Manevî ve sosyal alanda başarılı değiliz” itirafında bulunma mecburiyetinde kalmasa, bendeniz de bu yazıyı yazma zorunluluğu duymasaydım.
Son söz şairin:
“Acaba şu fani dünya hiç  “keşke” demeye değer mi?//İnsan siyasî ikbâl için yanlışa boyun eğer mi?” (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları