Kibir her şeyi örter...

A+A-
İsmail ŞAHİN

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın meydan meydan gezip, Gezi’deki gençleri millete şikayet etmesi “mağlubiyet” psikolojisinin eseri. Karlofça’dan bu yana ilk defa kâğıt üzerinde kazanan padişah pozlarında, insanları meydanlara toplamasındaki amaç bu “mağlubiyet”in sahadaki tesirini kırmak.
Başbakan’ın parkı ve sokakları dağıttıktan, memlekette tam hakimiyeti sağladıktan sonra dahi meydanlara koşması, “ben” lerden müteallik konuşmalarla mağlubiyetten “mağduriyet” kotarmaya çalışması; kalabalıkların önünde yönettiği ülkenin insanlarını ayrıştırması sadece “mağlubiyet” psikolojisinin eseri değil elbet ruhuna hakim olan o büyük hayal kırıklığının eseridir.
Başbakan o meş’um 28 Mayıs gününden beri “Bana karşı bu nasıl yapılır?” demekte. Meydan konuşmalarına bakınız. Yaptıkları yolların uzunluğu, diktikleri ağaçların sayısı, inşa ettikleri konutların metrekaresi, halka verilen yardımların büyüklüğü, öğrencilere “lütfedilen” harçların toplamı. “Ben bütün bunları yapmışken üç-beş “kıytırık” ağaç için” bu bana yapılır mı?” psikolojisini görüyoruz o konuşmalarda.
O “haklılık” takıntısı ve “ben” kalabalığı arasında yönettiği ülkenin dışarıdan nasıl göründüğünü aklına bile getirmiyor. Ara sıra “yahu ben böyle görüyorum da oradan nasıl görünüyor” diye soramıyor. Bırakın uzağı, yanı başını dahi göremez bir haldedir. Görebilse, faiz lobisini uzaklarda aramaz, “Vandal” bulmak için gözünü kısmak zorunda kalmazdı. Ne sorabilir, ne görebilir, çünkü o her şeyi “örten” kibri buna engeldir.
“Kahretmek” insani bir melekedir. İnsanlara “iyilik” yapıp kötülük gördüğünüz zaman yaparsınız bu eylemi. Gerçi Mevlana “İyiliğe iyilik her kişinin kârıdır, kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır” diyerek bu kapıyı da kapatmıştır. Bu kapıyı açtığınız zaman dahi vazifenizi yerinize getirdikten sonra “ben şunu yaptım ama siz bana böyle yapıyorsunuz!” deme lüksünüz yoktur. Bu işleri yapmak için yetki aldığınıza göre yaptığınız şeyin adı “vazife”dir, lütuf değil!.
Neticede Fırat’ın kenarındaki çobandan sorumlu olma haliyle paralellik arz eden bir durumdur bu görev; “bana ne Borsa’dan, parası olan düşünsün!” sorumsuzluğuyla değil...

***

Meseleye daha entelektüel bir zaviyeden yaklaşarak Başbakan’ın tavrına “zımni” destek veren çevreler bu olayları 150 yıllık modernleşme tarihimizdeki Batılılaşma kavgasının bir yansıması olarak görüyorlar. Doğru, bu işin bir tarafında bu da var. Kimileri bu işten yeni bir “pozitivist” çağ çıkartma peşinde, kimileri de sandıkta yıkamadığına bir sille atmak peşinde. Kimileri ise 28 Şubat nostaljisi ile hareket ediyor. Fakat şunu da unutmamak lâzım, birileri de Osmanlı romantizmi ile halkı kandırarak otoritesini yerleştirme derdinde.
Bu durum ilk değil, son da olmayacak. Bu tip “masum” başlangıçlardan Fransız Devrimi çıkartmak isteyenler olacağı gibi İran Devrimi çıkartmak isteyenler de olacaktır. Lakin bu kötü “niyetler” başlangıcın “masumiyetine” leke düşürmez. Bu tehlikeli heveslerin önünü kesmenin yolu “masumlara” düşman askeri gibi abanmaktan değil, dikkatli ve hassas hareket etmekten geçer.

***

Bütün bu hengamenin içinde bir de sesini duyuramayanlar var. Onlar sabah namazı vaktini bir türlü tutturamayan (bazen uyuyor-muş gibi yaparak) ve fakat kazayı “gönülsüz” eda etmek zorunda olanlar gibidir. Art niyetli değildirler, saftırlar. “Memleket” sevdasına küffârın bile elini sıkarlar. Çünkü gelenek “din-ü devlet, mülk-ü millet” adına baldıran zehri içmeyi emreder.
Lâkin bazen “memlekete sahip çıkmak” için kan-yaş olma hali zalime fırsata dönüşebilir. Onların bu “saf” hali birilerinin durmadan sırtlarına basmasına sebep olur. İlk defa “muhatap” olduğunuz birinin sizin hassasiyetlerinizi kullanıp sırtınıza basması anlaşılabilir, lâkin her fırsatta en hafif tabir ile sizi kandıran birine yine kanıyorsanız o zaman problem sizdedir. Ezcümle, her fırsatta kutsallarınızı elinin üstünde tutuyormuş gibi davranıp ayaklarının altına serenlere hâlâ fırsat veriyorsanız sizin de derin bir tefekküre ihtiyacınız var demektir.
Peki bundan kurtuluş yok mu? Var elbet; sabah namazına zamanında uyanabilmek...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları