Kıbrıs için gerçek ve kalıcı çözüm

Armağan KULOĞLU

Kıbrıs müzakerelerinde sürekli olarak zaman kısıtlaması olduğu dile getirilmiş, ancak müzakere ortamı hiçbir şekilde çok uzun süreli olarak kesilmemiştir. Gelinen aşamada bir müzakere süreci daha sona ermiş ve konunun uluslararası konferansa taşınması konuşulmaya başlanmıştır. Diğer taraftan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY), AB’ye üye Kıbrıs Cumhuriyeti olarak, AB dönem başkanlığını 1 Temmuz’dan itibaren 6 aylık süre için üstlenecek olması, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini bu süre zarfında dondurmasını da gündeme getirmiştir.
Müzakerelerin tümünde GKRY, çözümden yana olmamış, sadece adanın kontrolünü ele geçirmeye yönelik davranışlar sergilemiştir. Bu tutumunu devam ettirmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin meşruiyetini kaybettiği 1963 yılından itibaren geçen 50 yıla yakın bir süre zarfında geçerli bir çözüm bulunamayan konunun, bu safhada ve bundan sonra da çözümlenmesini beklemek gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

***


Çözümden ne anlaşıldığı da önemli bir konudur. Çözüm Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkünün çıkarlarına olmadığı takdirde bir anlam ifade etmemektedir. Bugüne kadar verilen mücadeleyi görmemezlikten gelerek “çözümsüzlük çözümdür” yaklaşımına karşı çıkan ve AB üyeliği uğruna meseleyi çözümleyeceklerini sanarak süreci tehlikeye atan ve bu kapsamda adanın hâkimiyetini Rum yönetimine devir anlamına gelen Annan Planı’nın da kabul edilmesini zorlayan zihniyetin, artık gerçekleri görmüş olması memnuniyet verici bir gelişmedir. Ancak bu sefer de bir seçenek olarak ilhaktan söz edecek kadar ileri gidilmesi anlaşılamamıştır.
İlk bakışta çok cazip görünen böyle bir düşünce, Türkiye’nin güvenlik ve ekonomik çıkarlarına uygun olabilir. KKTC’deki vatandaşlar için de güvenli olabilir. Ancak o zaman bugüne kadar verilen mücadele ve mücadelede savunulan değerlerle ters düşülmüş olur. Türkiye uluslararası ortamda güvenirliğini kaybeder, yayılmacı olarak nitelendirilir, hatta KKTC’den dahi tepki görür.

***


Kıbrıs sorununun özünde, Rumların Türkleri Ada’da sindirmek, yollamak ve siyasi varlığını yok etmek amacı yatar. Bu gerçek görmezlikten gelinemez. Kıbrıs Türkü de Türkiye de KKTC’ye ulaşmak için ağır bedeller ödemiştir. KKTC egemen bir devlettir. Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanmasıyla kurulmuştur. Uluslararası hukukta ve ilişkilerde bir devlet olarak işlem görme hakkına sahiptir. KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ölüm döşeğinde dahi, “Hristofyas’a söyleyin burası bağımsız bir cumhuriyettir” demesi, mücadelenin ve davanın ne olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.
Kıbrıs, Türkiye için tarihi mirastır. Kıbrıs, Türkiye’nin güvenlik ve güvenirlik konusudur. Kıbrıs; Ada’daki Türkler için, siyasi haklara sahip, güven içerisinde, hür ve egemen olarak varlıklarını devam ettirebilecekleri bir vatana sahip olunması, Türkiye için de ulusal güvenliğinin tehdit edilmesine ve Doğu Akdeniz’deki etki alanının kısıtlanmasına engel olunması ve milli menfaatlerinin korunması meselesidir.

***


Müzakerelerde bir sonuca ulaşılmasının mümkün olamayacağı çok yaygın olarak kabul gören bir durumdur. Yeni dönem, KKTC’nin, diğer ülkeler tarafından da tanınmasını sağlayacak girişimlerde bulunulmasını gerektiren bir dönem olacaktır. Artık adada iki devletten söz edilmektedir. Kosova örneği önümüzdedir. Türkiye dış politikada ağırlığı olan bir ülke olduğunu iddia ediyorsa, Türk dış politikasının ağırlığını, başka konular yerine, kendisini doğrudan etkileyen KKTC’nin tanınmasını sağlayacak tarzda hissettirmesi zamanının geldiği ve hatta geciktiği söylenebilir.
Bundan sonraki aşamada, GKRY’yi mevcut fiili sınırları içinde, Kıbrıs Cumhuriyeti adı ile tanımamızın ve KKTC’nin adının da Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KTC) olarak anılmasının bir sakıncası görülmemektedir. Hatta zaman içinde GKRY veya Kıbrıs Cumhuriyeti yerine Kıbrıs Rum Cumhuriyeti (KRC) adı da uygun olabilir. Bu takdirde adada, KTC ve KRC adı altında iki ayrı egemen devlet bulunur.
Bu konuda akraba devletler olan Türk Cumhuriyetleriyle de dayanışma içinde olmak, Türkiye’nin ve KKTC’nin kararlı duruşuna güç katacaktır. Halen dünyadaki bağımsız Türk Devleti sayısı 7’dir. Bir millet, 7 devletteki 7 sayısının artması ve birbiriyle dayanışma içinde olması, uluslararası ortamda bizi daha etkili duruma getirecektir. Bu nedenle ilhak yerine bağımsızlığı teşvik etmemiz, ayrıca bağımsız olamayan diğer Türk devletlerinin de bağımsızlığa kavuşması yönünde çalışmamız daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş