Kıbrıs'ın AB'ye girişi

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Klerides akıllı adamdır. Annan Planı’na Rum tarafının evet demesi için çok çalıştı. “Hayır denirse Kuzey Kıbrıs’ın tanınma dönemi başlar, bunu göreceğime öleyim daha iyi” diyen kişidir. Klerides, “AB’ye üyelik için müracaatımızın nedeni siyasidir, ekonomik değildir” diyerek esas maksadın, gasp ettikleri  “Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti” unvanı altında 1960 Antlaşmalarından kurtulma girişimlerini lehlerine sonuçlandırmaktı. 1960 Antlaşmalarına göre Kıbrıs Türkiye’nin de üye olmadığı bir yere giremezdi. Bütün gayretleri antlaşmaların bu önemli kısmından kurtulmak içindi. Yunanistan’ın desteği ve şantajı, tüm girişimlerimize rağmen garantör İngiltere’nin bu Rum girişimini veto etmemesi, eli kanlı Rum idaresinin sahte Kıbrıs Devleti ve hükümeti olarak AB’ye alınmasını sağlamış oldu. İngiltere “Kıbrıs’ın AB üyesi olması, İngiliz çıkarlarına uygundur” diyerek bizi yıllarca oyaladı. Ecevit hükümeti ile biz AB’ye Rumları (yarı Kıbrıs’ı) üye yaparsanız, biz de Türkiye ve KKTC olarak aynı şartlarda birleşeceğiz ültimatomunu vermiştik. Ecevit verdiği sözü yerine getiren, Barış Harekatının Başbakanı olarak biliniyordu. Bu nedenle İngilizler  “merak etmeyiniz, uzlaşma olmadan Rumlar üye olamaz”  diye avuttular. AB’den çıkan kararlar da bu yöndeydi. Fikirler Dizisi’ne de  “AB üyeliği uzlaşmadan sonra ele alınacak”  maddesini koydurmuştuk.
Ecevit Hükümeti düştükten sonra her şey değişti. Türkiye’nin AB üyeliği için yapmış olduğu müracaat vardı. Türkiye’ye bu konuda yeşil ışık yakarak masaya birden bire sürpriz olarak getirilen Amerikan-İngiliz patentli Annan Planı’nı yeni Türk Hükümetine kabul ettirdiler ve Kopenhag toplantısına Kıbrıs’ı (yani Rum idaresinin temsilcisi “Kıbrıs Cumhurbaşkanı” bilinen Klerides’i) davet ettiler. Türk tarafına AB’den bir davet yoktu. Sadece, Türkiye’nin planı kabul ettiğini bilen De Soto, o günkü muhalefetten de aldığı hızla, bizi Kopenhag’a  “Kıbrıs görüşmelerini tamamlamak ve böylelikle Rumlarla birlikte üye olmak” havucunu göstererek müzakereye davet ediyordu. AB, Kıbrıs’ta anlaşma olsa da olmasa da Kıbrıs üye yapılacaktır kararını çoktan vermişti ve Klerides’in daveti de buna dayanmaktaydı.
Kıbrıs’ta yıllarca devam eden ve sonuçlanamayan görüşmeleri Kopenhag’da birkaç gün içinde “aman biz de AB üyesi olalım”  düşüncesi ile tamamlamak mümkün değildi. Esasen, AB üyeliğini Rumların niye istediklerini bilen kişiler bu üyeliğe “havuç” olarak bakmıyorlardı; Türkiye üye olmadan bizim Rumlarla anlaşarak AB üyesi olmamız, Rumların 1960 Antlaşmalarının Türk-Yunan dengesini koruyan kısımları Rumlarla birleşerek ortadan kaldırmak, yani Türkiye’ye ve kendi insanımıza ihanet etmek anlamına gelirdi. Nerede kaldı ki Annan Planı’nda görüşülecek çok şey vardı. Çünkü muhalefet gibi gözümüz kapalı plana “yes be annem” diyecek halimiz yoktu. Sonuç bilinmektedir. Kopenhag’a ben, kalp ameliyatım nedeniyle gidemiyordum; Dışişleri Bakanımız gitti. De Soto, Annan Planı’na acele evet dememizi istiyordu. Klerides, dünyaya plana evet diyecekleri hususunda güvence verdiği halde De Soto’ya göre, Kopenhag’da  “elini açmıyordu”. Beklenen, bizim bu plana evet dememizdi. Bunu yapamazdık ve yapmadık.
Klerides geçenlerde yaptığı bir açıklamada yeniden Rum halkını  “Talat’la uzlaşmazsanız KKTC’nin tanınma tehlikesi var” diye uyarırken “AB’ye girmemizi Denktaş’ın uzlaşmazlığına borçluyuz” demekten kendini alamadı. Kısaca, Rum halkına “Talat’ı bulmuşken, önüne ardına bakmayınız; AB üyesi olarak Türk-Yunan dengesini bozduk, 1960 Antlaşmasının ilgili kısmını deldik, şimdi Türkleri de AB çemberine alarak Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarını tümüyle yok edelim” diyordu.
Benim “uzlaşmazlığım” Rum idaresini meşru hükümet olarak tanımamak, kurucu ortaklık statüsünde, eşit egemenlikte ısrar etmek ve KKTC ilan edildikten sonra KKTC’den vazgeçtim, kulunuz, köleniz olayım dememekten kaynaklanmaktaydı. Hâlâ aynı düşüncedeyim. KKTC’ye ve Türkiye’nin garantörlüğüne, kendi kaderini tayin hakkı olan Kıbrıs Türk Halkı olarak sahip çıkılmasından başka çare olmadığı düşüncesindeyim.

Yazarın Diğer Yazıları