Kıbrıs'ın toplumları!

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Slovak Büyükelçiliği’nin karşılıklı Türk ve Rum partilerini her ay bir araya getirme eylemi yıllardır devam ediyor.

Çekoslovakya iken, Çek ve Slovak olarak ikiye ayrılmış olan AB’nin bu iki devleti, hayatlarından memnunlar: AB içinde işbirliği yapmakta, fakat kendi evlerinde kendileri hâkim olmanın gururu ve  güvencesi içinde yaşamaktadırlar.

Çekoslovakya iken, yıllar önce başlattıkları Kıbrıs’taki partileri bir araya getirme eylemini ayrılıktan sonra Slovakya yürütmeye devam etti. Bunca yıldır “dipsiz kuyu” hesabı hiçbir yararı görülmeyen bu toplantıların 18 Şubat 2009 tarihli toplantısına Türk tarafından İzzet İzcan, Abdullah Korkmazhan, Sami Dayıoğlu, Özgün Kutalmış, Kâzım Öngen, Mehmet Birinci, Sami Özuslu, Ünal Fındık, Alpay Durduran ile Murat Kanatlı katılmış.

Rum katılımcılarla Ledra Palas’ta DİKO Partisi’nin ev sahipliği yaptığı yemekte buluşan bu parti temsilcileri, yemekten sonra bir de müşterek bildiri yayımlamışlar. “Kıbrıs meselesinin halli için vizyonumuz”  konusunda fikirlerini beyan ettikten sonra yayımlanan müşterek bildiride, katılımcılar “iki bölgeli, iki toplumlu, BM kararlarında tarif edildiği gibi, iki liderin müzakerelerde öngördükleri müdahaleden yoksun siyasi eşitliği içeren, federal bir Kıbrıs’a ulaşmak istemektedirler.
Kıbrıs içinde yaşayan toplumlar için müşterek vatan olacak ve insan hakları ile demokratik prensiplerin uygulanmasında bir model teşkil edecek ve Avrupa ailesinin faal bir üyesi olacaktır” demektedirler.

Rumlarla yapılan toplantılarda kullanılan kelimelere çok dikkat etmek gerekmektedir. “iki kesimli, iki toplumlu federasyon, KKTC’nin ilanından önce 1977’den 2004’lere kadar müzakere edilmiş, fakat Rum liderlerin kabul etmek ihtiyacını bulmadıkları bir formüldü. Hristofyas bu formülü sevdiğinden veya arzu ettiğinden değil, Türk askerini adadan çıkarmak (ve böylelikle Garanti Anlaşmasından kurtulmak) için müzakereye razı olduğunu açıklamıştır. Yayımlanan partiler arası bildiride “yabancı müdahalesinden yoksun” sözleri de, Rum-Yunan siyasetinin “garantilerden kurtulma” kısmının altını çizmektedir. Türkiye’siz bir Kıbrıs esastır.

Sayın Talat ve Türkiye ile Türk ulusu ve Kıbrıs’ta yüzde 80’e varan Kıbrıs Türkü “Garantiler devam edecektir” derken, KKTC’nin varlığını önemsemeyen, “İşimize Türkiye karışmasın” diyebilen yukarıda adları geçen “temsilciler” müşterek bildiriyi onaylarken KKTC’den ve garantilerden vazgeçildiği mesajını verdiklerinin herhalde farkındaydılar! O halde, halkın yüzde 80’ini temsil etmediklerinin de bilinci içinde olmaları gerekmektedir.

“BM kararlarının öngördüğü şekilde siyasi eşitlik”te, bizi Rumların yeniden yırtıp atabilecekleri bir anlaşmaya götürmektedir. Egemenliğe dayanmayan eşitlik ve iki kesimlilik ne eşitliktir ne de kalıcı bir iki kesimliliktir.

Bildiride “Kıbrıs içinde yaşayan  toplumların (yani tek halkı oluşturan yüzde 80 Rum, yüzde 18 Türk, yüzde 2 diğerleri) müşterek vatanıdır” denmektedir. Burada da sadece “iki eşit halktan” vazgeçilmiyor, “tek halkı oluşturan iki” formülünden de vazgeçilerek, 1960 Antlaşmaları’nda eşit iki ortaktan biri olan Türk halkı, o anlaşmalarda yüzde 2 azınlık durumunda olan Ermeni, Maronit, Lâtin sınıfına sokuluyor. Böylelikle “insan haklarının ve demokratik prensiplerin uygulanmasında model olma” isteminin gerçek manası “Tek halk, tek egemenlik, tek devlet” esasına dayalı bir anlaşmada demokrasinin “tek kişiye, tek oy”, “ insan haklarının” da ırk, din, dil ayrımı gözetmeksizin (yani Türk halkına özel koruyucu haklar verilmeksizin) tek halklı, tek vatandaşlı, üniter devletlerde olduğu gibi bir yaşam öngörülmektedir.

Zaten AB’den Olli Rehn de “daimi derogasyon olamaz” dememiş miydi? Kendi elimizle kendi ayaklarımıza sıktığımız kurşunların farkında mıyız?

Yazarın Diğer Yazıları