Kıbrıs'ta çözüm için umutlar yeşermişmiş!!!

A+A-
Hüseyin Macit YUSUF

Rum tarafında yapılan Başkanlık seçimlerini Hristofyas’ın kazanmasının ardından, verilen beyanatlar, gazete manşetleri, yapılan birçok açıklama ve yorum Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve çalışabilir bir çözüm bulunabileceği konusunda umutların arttığı iddiasındadır.
Merakla soruyorum; Hristofyas’ın seçilmesiyle umutlar niye artsın ki? Rum tarafında lider değişikliği geleneksel olarak uzlaşmaz ve fanatik milliyetçi olan Rum siyasetinin değiştirilebileceği sonucunu doğurur mu? Hristofyas adanın Elenleştirilmesi siyasetinden,Megali İdea ülküsünden ve Enosis’ten vazgeçebilecek midir? 1959-60 Antlaşmalarına göre kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde iki kurucu ortaktan biri olan Kıbrıs Türklerine gasbedilmiş eşit-ortaklık statüsünü iade edebilecek midir? Anavatan Türkiye’nin garantörlük hakkının devamından yana mıdır? Bütün bunlara olumlu yanıt veremediğim için ben Hristofyas’ın seçilmesinin Kıbrıs sorununa çözüm için gerçek anlamda katkısı olacağını düşünmüyorum. Hristofyas olsa olsa dünyanın kendisinden beklediği çözüm adımlarını göstermelik olarak atacak, barış-çözüm-eşitlik-kardeşlik söylemlerini sık sık kullanacak ancak müzakere masasında Papadopulos’tan, Vasiliyu’dan, Klerides’ten, Kipriyanu’dan ve Makarios’tan daha değişik bir davranış içerisine girmeyecektir.
Aslında Kıbrıs’ta umutlanmamak için önümüzde duran nedenler daha çoktur.
Bir kere AKEL’in parti kararları ve tezleri Kıbrıs’ta çözüme engeldir. AKEL’in 3-5 Mart 1966 tarihindeki XI. Kurultayında aldığı Enosis kararı hâlâ daha geçerlidir. 1967 yılında Rum Meclisinin aldığı Enosis kararının altında AKEL Milletvekillerinin imzası vardır. AKEL Enosis duruşundan vazgeçmiş midir?Hristofyas AKEL’in yıllar önce belirlediği taktik ve stratejilere,aldığı kararlara bağlı değil midir? Enosis’e bağlılığını sürdürmüyor mudur? Enosis’ten vazgeçmiş de bizim mi haberimiz yoktur? Enosis’ten vazgeçmediğine göre adayı Yunanistan’a bağlama yemini etmiş bir liderden niye umutlanalım?
Umutlanmamak için başka nedenler de vardır.
Her fırsatta Anavatan Türkiye’ye saldıran sözde barış sever Hristofyas değil midir? 15 Temmuz 1974 darbesiyle Eokacı’ların komünist kıyımının Türk Silahlı Kuvvetleri’nin zamanında gerçekleştirdiği müdahaleyle önlenmiş olduğunu ne çabuk unutmuştur.
Utanmadan Kıbrıs sorununu ’işgal sorunu’olarak nitelendirebilmektedir. Hristofyas  “Beşparmak Dağları’nın doruklarından gelen hava, temiz hava olamaz. Gerçek serinlik ve tazelik veremez, çünkü sıradağların işgal altındaki iç çekişlerinden çıkıyor. Kıbrıs’ın yarısı ’işgal altında’inlemektedir. Bu Kıbrıslı Türkler için de böyledir. Kıbrıslı Türklerin kendilerini iyi hissettiklerini zannetmiyorum, çünkü sözde ana vatanları aslında kendilerini tutsak tutuyor, her şeyi yönetiyor” diyecek kadar da küstahtır.
Sahte barışsever Hristofyas kafasındaki çözümü defalarca tekrarlamıştır. Hristofyas iki bölgeli-iki toplumlu federasyonu ara hedef olarak gördüğünü,federasyon yoluyla Türk askerinin ve ’yerleşiklerin’ adadan çıkarılacağını Rum göçmenlerin evlerine döneceklerini ve bilahare de Kıbrıs Türkünün icabına bakılacağını açıklamıştır.
Hristofyas’ın bahsettiği iki bölgeli federasyondaki ’bölgeler’ Papadopulos’un savunduğu gibidir ve ’etnik olarak ari’olmayacaktır.
Bahsettiği AB normlarına göre çözüm koşullarında vatandaşlar serbest dolaşım,yerleşim ve mülk edinme haklarına sahip olabileceklerdir.
Hristofyas’ın hayalindeki, ’bireysel eşitlik’ verilmiş Kıbrıslı Türklerin Rum çoğunluk tarafından yönetilecekleri, ’barış! ve huzur’ içerisinde yaşayacakları bir düzendir.
Hristofyas Kıbrıs Türklerini adanın EFENDİSİ olarak gördüğünü açıklamış ve  “Kıbrıslı Türklerin Türkiye’ye güçlü bir ’hayır’demelerini istiyoruz. Bu vatan bizim, ana vatanın bize dadılık etmesine ihtiyacımız yok” diyerek Anavatan Türkiye’ye karşı Kıbrıs Türklerini kışkırtmaktan geri kalmamıştır.
İki yüzlü Hristofyas Girne kalesinde Yunan bayrağı dalgalanmadan ve Rum tanklarının paletlerini Girne sahillerinde yıkamadan mücadelenin sona ermeyeceğini Rumlara taahhüt etmiştir. Bunu Kıbrıs Türkünü yok etmeden barışçı yollarla nasıl gerçekleştireceğini müzakerelere başlamadan açıklamalıdır.
AKEL’in 24-27 Kasım 2005 tarihleri arasındaki 20. Kurultayında olanları da hatırlamakta fayda vardır. Kurultay’ın açılış konuşmasında o günün AKEL Genel Sekreteri, bugünün Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’in gözlerinin içine baka baka  “Kıbrıs’lı Türklerin uzlaşmaz olduklarını”  ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın da  “İkinci bir Denktaş”  olduğu yönünde eleştirilerde bulunduğunu ve bu sözler üzerine Başbakan Soyer’in, CTP-AKEL dostluğunu ve işbirliğini AKEL’in kendi çıkarları için kullandığını ve gelecekte de tepe tepe kullanacağını fark ederek, beraberindeki heyet ile kongreyi hemen terk ettiğini unutmamalıyız...
Bu kafadaki Hristofyas ve AKEL ile çözüm bulunabileceğine kendini inandırmış olanlar kendilerine gelmeli ve hayal dünyasından uyanmalıdırlar...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları