Kıbrıs'ta Denktaş ve Talat farkı!

Özcan YENİÇERİ

Kıbrıs’ta yeni davalar yeni hukuki sonuçlar üretir hale gelmiştir. Bu durum KKTC’nin hukuki varlığının aşama aşama sonlandırılması anlamına geliyor. Bunu “Orams Davası”yla ilgili gelişmeler kanıtlar mahiyettedir. Bilmeyenler için hatırlatalım: Kıbrıslı Rum Meletis Apostolidis’in, Lapta’daki “1974 öncesinde kendisine ait arsa üzerine villa inşa ettikleri” gerekçesiyle İngiliz David-Linda Orams çifti hakkında açtığı davadaki Avrupa Toplulukları Adalet Divanı Savcısı Juliane Kokott, “Kuzey Kıbrıs topraklarıyla ilgili olsa da Kıbrıs’taki (Rum kesimindeki) mahkeme kararı diğer üye ülkelerde tanınmalı ve uygulanmalıdır” şeklinde görüş bildirmiştir. Güney’deki Rum mahkemesinin bir kararla Kuzey’de de geçerli sayılması Kuzey’deki yapıyı hukuken korsan durumuna düşürmüş olmaktadır. Gelinen bu nokta Denktaş ile Talat farkını da açıkça ortaya koyar niteliktedir.
KKTC lideri Talat bütün aşkla gözlerini AB’ye dikmiş, hiçbir şeye aldırmadan yürüyor. “Kabul ettik ya Annan Planı’nı” dışında başka bir şey de söylemiyor. Karşı taraf görüşme, tartışma ve randevu derken bir yandan Talat’ı oyalamaya, diğer yandan da KKTC’nin de altını oymaya devam ediyor. Talat ve Denktaş farkını Coelho’nun meşhur “Simyacı” adlı eserinde anlattığı hikâyedeki tavırla açıklamak mümkündür. Hikâye şöyle: Mutluluğun sırrını anlamak isteyen çobana bilge; gidip sarayda dolaşmasını ve kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini istemiş. Ama, sizden bir ricada bulunacağım, diye eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş, “Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.”
Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış. “Güzel, demiş bilge, peki yemek salonundaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvan’ın yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?”
Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
“Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı” demiş ona bilge. “Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.” İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
“Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?” diye sormuş bilge. Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
“Peki” demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, “sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun sırrı dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan”.
Kaşıktaki yağ Kıbrıs’tır. Kaşıktaki yağla ilk dolaşıma çıkan kişinin tavrı da Denktaş tavrıdır. Çevrede olan biten hiçbir şeye aldırmamış ama onca çevre baskısına rağmen de yağı dökmemiştir. İkinci tavır da Talat tavrıdır. O ise çevreyi gözetmekten, kaşıktaki yağa, yani KKTC’ye ve onun hukuki varlığına dönüp bakma lüzumunu dahi görmemiştir. Bu tavrın sonucu olarak KKTC’nin mülkiyeti üzerinde Rum’a yetki veren karar çıkmak üzeredir. Böyle bir karar çıkarsa da ortada ne KKTC’den ne de egemenliğinden söz etmek mümkün olur. Bu durumda da Talat kendi coğrafyasına egemen olmayan bir yapının sözde Cumhurbaşkanı haline gelmiş olacaktır. Kıbrıs’ta bu kez durum sanılandan da ciddidir. Bu nedenle Talat önce görüşmeleri kesmeli, sonra da gerekeni yapılmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş