Kılıç yok, ya bomba?

Sadi SOMUNCUOĞLU
Şehitler toprağa verilirken, dünyada eşi benzeri görülmeyen şekilde, resmen terör örgütü “kontenjanından” Meclis’e sokulan şu “vekillerin” duruşlarına, konuşmalarına bakın. PKK’nın dağlarda, ABD yapımı M-16’larla yaptığını, “Düz ovaya indirilen” ler, bugünden itibaren dokunulmazlık zırhı içinde, değişik şekilde Meclis’te sürdürecek ve buna da “demokrasi” denecek. Sanki demokrasinin en büyük düşmanı terör değilmiş gibi. AİHM’in, “Anayasal sistemle bağdaşmayan eğilimleri, doğrudan veya dolaylı destekleyenlerin memuriyete bile alınmaması” kararı varken, cezaevinden çıkarılıp Meclis’e sokulan Sebahat Tuncel isimli “vekili” ele alalım. İstihbarat raporlarına göre, PKK’nın Irak’taki kamplarında askeri ve psikolojik eğitim görmüş, PKK propagandası yaptığı gerekçesiyle defalarca gözaltına alınmış. Legal görevleri ise DTP Genel Merkezi Kadın Meclisi Sözcülüğü ile MYK üyeliğiydi. PKK’nın en örgütlü çalışmayı, Tuncel’in milletvekili olması için yapması da onun ne kadar “gözde ve önemli” olduğunu gösteriyor. Şimdi bir de geçtiğimiz günlerde yine PKK kamplarında 3 yıl silahlı faaliyet yürüttükten sonra teslim olan ve etkin pişmanlıktan yararlandırılarak serbest bırakılan bir kadın teröristin mahkemede anlattıklarına bakalım. Diyor ki; “PKK’nın DTP’li üye ve yöneticileri çeşitli dönemlerde Kandil ve Hınere kamplarına gelerek ideolojik eğitim alıyorlar. Ardından legal zeminde siyaset yapmak için Türkiye’ye gönderiliyorlar. Ayrıca DTP içerisinde aktif görev alan eş genel başkanlar dahil tüm üyeler, örgüt propagandası ve ajitasyon faaliyeti yürüterek kitleleri etkilemeye yönelik çalışıyorlar... PKK içinde 60 kişilik ‘Ölümsüzler Taburu’ adı verilen intihar komandosu grubu var. Türkiye metropollerinde intihar, sabotaj ve suikast eylemlerini yapan TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) doğrudan Murat Karayılan’a bağlı çalışıyor”. TAK, daha çok canlı bomba eylemleri yapıyor. Kandil’deki Karayılan, özellikle sivillere yönelik intihar saldırılarında, TAK’la bağlantılarını reddederken, geçtiğimiz aylarda, “Arkadaşlarımız her an ölmeye hazır. Değil dağda kırsalda, isteseler Meclis’in ortasında eylem yapabilirler” mealinde tehditler savurmuştu. Ulus’ta hedef kimdi? Karayılan’ın bu tehdidinin ardından Ulus’taki o patlama meydana gelmişti. Orası Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile kuvvet komutanlarının geçiş güzergâhıydı. Çok sayıda insanımızın hayatını kaybettiği bu vahşetin PKK tarafından gerçekleştirildiğini, ABD “Kimin yaptığı tam bilinmiyor”, iktidar da, “terör örgütünün reklamı oluyor” gerekçesiyle örtmeye çalışmıştı. Ancak sözde “Halk Savunma Güçleri HPG” nin komutanı Dr. Bahoz Erdal, “CHP Lideri Deniz Baykal ve Genelkurmay Başkanını” hedef gösterip, “Patlamanın, söz konusu kesimlerin yaptığı Kürt karşıtlığına bir tepki olduğunu” söylemişti. Erdal, aynen Karayılan gibi, “Kürt sorununun çözümünde, Kürt halkının talepleri dikkate alınmazsa, bu radikal-kontrolsüz şiddet eylemleri daha da gelişebilir” tehdidinde de bulunmuştu. Yeniden Tuncel’e dönelim. PKK için “önemi” ortada. Demek ki, bir “misyonu” var. O şimdi bir “vekil”. Sözleri ve eylemleriyle, “TBMM’nin ortasında” hangi “bombaları patlatacak” bekleyip görelim. İşin şakası yok. Zira Türkiye’yi kuşatıp, bölmeye yönelik iç ve dış planlar büyük ölçüde tamamlanmış durumda. Bir yerlerde iç çatışmanın, “self determinasyon hakkının” gerekçeleri hazırlanırken, “TBMM’nin ortasındaki bombalarla” ülkede nasıl bir kaos yaratılacağını, dış güçlerin hangi müdahalelerde bulunacağını varın siz düşünün. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, milli iradenin karargâhı TBMM’nin ortasında, “PKK’ya terör örgütü dersem, misyonum, rolüm biter” sözleriyle meydan okuyor. Ardından, “Belimizde kılıç yok. Kılıçları kuşanmış değiliz” diyor. İyi de, ya dildeki ve zuladaki bombalar?
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş