"Kılıçtan geçirmek"

Altemur KILIÇ

Tarihte “katliamlara” kılıçtan geçirmek” denirdi. Ben de bugün Ermenilerden özür dilemek isteyen “aşağılıkta” imzası olanları mecazi anlamda, bir “kılıcımdan geçireyim” istedim...
Tabii tarihteki katliamların listesi uzun. Katliamların
 geçmişi insanlığın geçmişi kadar eskidir. Büyük İskender’in M.Ö. 334 yılında kendi yönetimine karşı ayaklanan 250 bin kadar kişiyi katliama tabi tuttuğu bilinmektedir.
Yakın geçmişte de Hitler’in Yahudilere yaptığı soykırımı, belki tarihin en hunhar katliamı idi. Bu katliamda Hitler teknolojik gaz odaları, fırınlar vb. milyondan fazla insanı yok etti!
Yakın geçmişteki birçok savaş ve askeri müdahalelerde belgelerle kanıtlanmış veya görgü tanıklarınca öne sürülmüş katliamlar mevcuttur. Katliamlar sadece Üçüncü Dünya ülkelerinde değil, varlıklı Batı ülkelerinde de görülmektedir. Irak savaşı sırasında ABD ordusu Hadisa katliamını yaptı.
Daha önce de binlerce Kızılderili’yi, Siou kabilesini yok ettiler!.. Bu gerçekler karşısında kim kimden özür dileyecek? Hele özür dileyecek kimse kalmamışsa!
Babam Kılıç Ali’nin Ayıntap ve Maraş’ta bizzat gördüğü Ermeni vahşetinden bahsetmek zorundayım. Zira bu yaşadıkları ve bana anlattıkları Ermeni komitacılarının vahşetine yakın tanıklık!

Mustafa Kemal ve soykırımı
Babam “anılarında” anlatır: (” Kılıç Ali’nin Anıları “ Derleyen Hulusi Turgut, İş Bankası Kültür Yayınları, 11. Baskı) ” Denilebilir ki, yüzyılımızda hiçbir gizli konuşma, 22-24 Eylül 1919 gün ve gecelerinde devam eden Sivas Mülakatı kadar, olayların akışını değiştirmemiştir... Bir gün gelir de, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin ilk günleri hislerden arınmış ve gerçek değeriyle yazılırsa, bu buluşma, Türkiye Cumhuriyeti’ne imkân veren temel olaylardan biri olarak yerini koruyacaktır “.
O gecelerde, bir yanda Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey, karşılarında ise Amerikan Tümgenerali James C. Harbord vardır. Amerikan Kongresi 1919’da General Harbord’u, Türkiye’ye, Ermeni Devleti kurulması hazırlıkları için göndermiştir!
Generali İstanbul’da Halide Edip ve Adnan Adıvar karşılamış.  Türk milliyetçileri harekete geçmişler, Harbord’la temas kurmuşlar, İstanbul’daki Robert Kolej’in Türk dostu müdür ve öğretmenlerinin aracılığıyla, kafası efsanelerle doldurulmuş Amerikalı generale gerçekleri anlatmaya çalışmışlar, durumdan da Sivas’ta bulunan Mustafa Kemal’i, Halide Edip (Adıvar) hanım ve Hüseyin Ragıp (Baydur) beyin ayrıntılı mektuplarıyla haberdar etmişler, Amerikalı generalle mutlaka buluşması tavsiyesinde bulunmuşlardı.
Uzun uğraşlardan sonra Harbord’un Sivas’a uğraması sağlanmıştı.
Babam der ki “İtiraf edeyim ki, Paşa’nın bu ziyarete verdiği farklı önemi ve yaptığı hazırlıkları bizler yadırgamıştık.
Görev gereği sivil giyinenlerimizin bile askeri kıyafet içinde karşılamada bulunması emrini almıştık. Paşa, konuğunu askeri törenle karşılar. Yanında, İngilizcesi çok mükemmel olan Hüseyin Rauf Orbay ve dört Avrupa dilini anadili gibi konuşmasıyla ün yapan Alfred Rüstem Bey vardır!
General Harbord’la Mustafa Kemal arasındaki görüşmeler iki gün sürer. Neticede General ve Amerikan heyetinin Erzurum’a Kazım Karabekir Paşa’ya gitmesine karar verilir, zira Ermeni vahşetinin asıl sahnelendiği yer Erzurum’du.”
Kılıç Ali anılarında devam ediyor: ” (Can Dündar’ın Mustafa’sına göre ’Vatanı Kurtaran’) Padişah Vahdettin, ülkeyi ve devleti İngiliz himayesine teslim eden anlaşmayı 12 Eylül 1919’da imzalamıştı.
Babam ve Hüsrev Gerede, Mustafa Kemal tarafından Amerikalı Generali Erzurum’a götürmeye ve Ermeni mezalimini yerinde görmeye memur edilirler! Mustafa Kemal onlara bu görevi verirken “Bu yabancılara her hareketinizle ülkenin sahibi olduğunuzu hissettireceksiniz. Asıl göreviniz budur...” demişti!
Yerel Ermeniler bile Ermeni Taşnak Komitacıları’nın vahşetinden kurtulamamışlardı. Babam ve Gerede, cinayetlerin asıl Ermenilerin kendi eseri olduğunu, haksızlığa, zulme uğramış Ermenilerin tanıklığıyla kanıtlarlar! Kazım Karabekir, Harbord’un Erzurum’dan Kars’a, oradan Erivan’a kadar uzanacağını öğrenince, geçeceği yolları, Ermeni vahşetinin kümelendiği yönde belirledi. Zaten şehirler ve kasabalar bu doğrultudaydı ve Rus ordusunun izlediği aynı yol üzerindeki yerleri Ermeni komitacıları yakıp yıkmışlardı.
Kazım Karabekir Paşa, Sivas’takine benzer bir törenle Amerikan generalini karşılar ve o da General’e gerçekleri anlatır!
Kılıç Ali anlatmaya devam eder: “Harbord, geldiği gün nasıl samimi ve saklanacak bir günahı, ayıbı olmayanların rahatlığıyla karşılanmışsa, giderken de davasında haklı olan insanların iç rahatlığıyla uğurlandı.
Amerikan Generali, vedalaşırken Karabekir’in elini sıkarken, yüksek sesle: ” Gerçekleri yerinde gördüm... “ demişti.
Sonunda Kılıç Ali ve Gerede, Kazım Karabekir Paşa’nın özel mektubunu Mustafa Kemal’e getirirler.
Karabekir Paşa şöyle yazıyordu:
“General Harbord, Erzurum’dan Kars doğrultusunda ayrıldığı gün, Hüsrev Bey’le ben Sivas’a döndük.
Amerika-İngiltere-Fransa’nın Ermenilere bırakılmasını kararlaştırdıkları Türk toprakları üzerinde uygulama planı hazırlayacak olan Amerikan generali gerçekleri yerinde görmüştü. Buralar her haliyle Türk’tü ve kendisine anlatılanlar ustalıkla uydurulmuş bir masaldı. Yok edilmiş olanlar Ermeniler değildi; yok edilmesine çalışılmış olanlar Türklerdi, İnsafsızca ve vahşetle yakılıp yıkılan Türk’ün öz yurduydu.”
Kazım Paşa babama ve Hüsrev Gerede’ye Kemal Paşa’ya yazdığı mektubunu verirken: “Nitekim öyle oldu. Ulusal Mücadele’nin ilk zaferini Doğu Cephesi’nde kazanacaktık. Artık Şark Cephesi ve Ermeni sorunu böyle çözülünce Garp Cephesi’nde mücadele devam edebilirdi” der.
Acaba bizim “aşağılıkta bulunanlar” bunları bilmezler mi? Mustafa Kemal’in bu konuda NUTUK’unda söylediklerini bilmezler mi? “Her şeyi” bilirler de neden bunları görmezlikten gelirler?
Gelecek pazarın konusu:
Türklere yapılan katliamlar

Gerçek bir olay
Birinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra İstanbul işgal edilince Ermeniler on yaşlarında bir Türk kızını kaçırıp Paris’e götürürler. Hayganuş adı verilen kız bir Ermeni yetimhanesinde yetiştirilir. Büyüyünce mufrit Türk düşmanı bir Ermeni’yle evlendirirler. Bir kızları olur. Koca ölür, kız ağır hasta yatarken başında bekleyen ana o acı içinde o zamana kadar şuur altında tuttuğu gerçeği söyler: ” Ben Ermeni değilim, adım da Hacer. Bosnalı bir Türk ailem vardı. 
Kızın kocası Fransız damat çok ilgilenir, kayınvalidesinin köklerini bulmak için otomobille yola çıkar. Önce Bosna’da ailenin kökünü bulur. Türk hududuna gelir, orada tesadüfen iyi Fransızca bilen gümrük komisyonculuğu yapan, benim de hısım olduğum tiyatro sanatçısı Hümeyra’nın dayısı Aziz Akyavaş’ın babası Orhan Akyavaş’ı bulur. Beraberce Kuşadası’na giderler. Bir kapıyı çalarlar ve orada “Hayganuş” Hacer ailesine kavuşur: Ben de onu tanımıştım.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş