Kilisli Muallim Rifat’tan bir mektup...

Ahmet SEVGİ

Diyarbakır’da VIII. Klâsik Türk Edebiyatı Sempozyumu -Ali Emîrî Hatırasına- devam ediyor. Perşembe gün başlayan Sempozyum bugün sona edecek. Programı incelediğimizde Ali Emîrî’nin (1857-1924) çeşitli yönleriyle ele alınıp tartışılmış olduğunu görüyoruz. Ali Emîrî denilince benim aklıma ilk gelen Dîvânü Lügâti’t-Türk ve Kilisli Muallim Rifat(1873-1953) oluyor. Zira Dîvânü Lügâti’t-Türk gibi paha biçilmez bir eseri İlk tercüme etme şerefi K. Muallim Rifat’a âittir. Ancak 22 defterlik bu tercüme basılmamıştır. Mütercim eserinin niçin basılmadığına dair hatıralarını/bildiklerini 1945 yılında Yeni Sabah gazetesinde yazmıştır. (Bk. Dr. Muhtar Tevfikoğlu, Ali Emirî Efendi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1989, s. 173-195) Elimizde orijinali (eski harflerle) SÜ Selçuklu Araştırmaları Merkezi’nde bulunan ve Yeni Sabah gazetesi yetkililerine yazıldığını tahmin ettiğimiz Kilisli Muallim Rifat’a ait 10 Şubat 1941 tarihli bir mektup var. Muallim Rifat burada tercümesinin basılmayışına dair Yeni Sabah’ta söylediklerinden biraz farklı ifadelere yer veriyor. Bir belge niteliği taşıyan söz konusu mektubu araştırmacıların dikkatine sunuyoruz... 
“Muhterem Efendim,
Bendeniz Türkçe ile çok uğraştım. Kendimce düşündüm, öyle sanıyorum ki Türkçenin rûhunu anladım. Bu yoldaki anlayışlarımı halka anlatmak istiyorum. Belki fikrimden istifade edilir. Bütün görüşlerimi, buluşlarımı gazete ile neşretmek, kabûle mazhar olup olmayacağını anlamak istiyorum. Hayalime müracaat ettim, bu yolda yazacağım şeyler birkaç yüz sütun tutar zannındayım. Ne olur, Türkçenin hatırı için bana gazetenizde her gün için iki veya bir buçuk sütun lütfediniz. Ben de yazdıkça idarehaneye bırakayım. Şu kadar var ki ben bu yeni yazıyı sevmiyorum. Bu yazı ile yazmak pek ağırıma gidiyor. Ben hep eski yazı ile yazayım, mürettipler onu yeni yazıya çevirsinler. Bir de tashih için vaktim yoktur. Tashihini de matbaada yapsınlar. Ben yalnız yazı vereyim. Buna mukabil ben matbaadan bir şey istemem. Bu baptaki lütufkârânenize teşekkür ederim.
Ben bu fikirlerimi yazıp Dil Kurumu’na göndersem de olur. Fakat istemiyorum. Oranın hâli beni dağdâr etti. Dîvânü Lügâti’t-Türk’ü ben çıkardım. İlk tercümeyi ben yaptım. Hem tercümemden istifade ettiler hem de beni teçhil ettiler. Evet, ellerindeki tercüme nüshası yanlış idi. Bunu ben bildiğim gibi onlar da biliyordu. Çünkü asıl benim yazdığım ile olan nüshayı Merhum Sâmih Rifat Bey, Gazi Paşa’ya vermiş sonra da istememiş yahut istemiş ise de [Gazi Paşa] vermemiş idi. Belki de benim nüsham Atatürk’ün kütüphanesinde duruyor. Ellerindeki nüshaya gelince, o benim nüshamdan istinsah edilmiş, yanlış yazılmış, atlamalar yapılmış bir nüsha idi. Dil Kurumu bana teklif etseydi ben onu ıslah eder veya yeniden yazardım. Şimdi yazacağım yazıların da göndersem aynı âkıbete uğrayacağı şüphesizdir. Ricamı kabul buyuracak olursanız lütfen bir tezkere ile beni haberdar buyurunuz. Bâkî selam ve ihtiram...
Adresim: Ragıp Paşa Kütüphanesi’nde Keşfü’z-Zunûn musahhihlerinden Kilisli Muallim Rifat. 10 Şubat 1941”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş