Kim "Türk Birliği" diyor?

Kürşad ZORLU

Türkiye’de eksen kayması yaşandığı yönündeki tartışmalar hâlâ sıcaklığını koruyor. Aslında yapılması gereken Türkiye’nin ne zamandan beri doğru bir eksende olduğu tartışmasıdır. Öyleyse geriye dönüp bakalım. 90’lı yıllarda ateşlenen “AB giriş süreci” taraftarları, özellikle 1995 yılında imzalanan gümrük birliği anlaşması ile sevinç çığlıkları atmaya başladılar. Ancak bu sevinç fazla sürmedi ve yerini “alırlar” - “almazlar” karşıtlığına bıraktı. Sonra bakıldı ki AB’nin Türkiye’yi alacağı falan yok; bu kez de “batılı” olmak diye bir süreç başlattılar. Dikkat edin “batıdan iyi şeyleri almak” değil, varsa yoksa batılı olmak. Bunun için neler yapılmadı ki... İdam cezası başta olmak üzere özellikle terörle mücadelede bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz yasalar değiştirildi, K.K.T.C çıkmaz bir yola sürüklendi, kârlı devlet kuruluşları yarı fiyatına yabancılara devredildi ve en kötüsü bu süreçle Türk milletinin akılcı bir batı entegrasyonuna yönelişinin önü kesildi. Sözün kısası AB giriş süreci diye bir şeyin olmadığını herkes gördü. Bu noktada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bile “AB’ye dur bakalım arkadaş diyeceıiz” sözlerini vurgulamak isterim.

Ortadoğu çıkışı
Türkiye AKP iktidarıyla birlikte dış politikada iki süreci uygulamaya koydu. Bunlardan ilki AB kamuflajı altında yumuşak geçiş sürecidir. Müzakerelere geçildiğinde Ankara sokaklarında sanki AB’ye girilmiş gibi kutlamalar yapılmıştı. Millet de ne bilsin “galiba iyi bir şeyler olmuş” diyerek yine sineye çekmişti. Onca süslü cümle ve icraata rağmen esas olan ikinci sürece geçilme vakti geldiğinde sahneye Sayın Ahmet Davutoğlu çıkıverdi. İşte bu süreç AKP’nin başından beri inandığı karar ve uygulamaların da zeminidir. Konuya bu açıdan bakıldığında AKP yetkililerinin uzun yıllardan beri söyledikleri ya da savundukları Ortadoğu odaklı uygulamaları hayata geçirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik adlı çalışması bu iddiamıza delil teşkil edecek türden.

Gelelim Türk Birliği’ne
Çok açıktır ki merhum Özal’ın ölmeden önceki 2 yıllık çalışma dönemi irdelendiğinde kısmen de olsa Türk Birliği vurgusu vardır. Bu dönemde Rahmetli Alparslan Türkeş’in Türk Birliği’ne katkı ve öngörüleri tartışılmayacak boyuttadır. Özal’ın bir devlet başkanına “Türk Birliği’ni kuracağız hazır olun” dediğini; Nazarbayev’in böyle bir düşünceyi vaktiyle Demirel’e teklif ettiğini ve onun da kabul etmediğini Kamran İnan bir röportajında ifade etmiştir. Geriye dönüp bakıldığında Türk Birliği yönündeki çabaların, kişisel ya da sivil toplum ölçüsünde etkiler meydana getirdiği ifade edilebilir. AKP iktidarında Türk dünyasına yönelik çalışmaların içerik olarak geçmiştekilerden bir farkı yoktur. Yani mütevazı, iddiasız, zamanla kısıtlanmamış göstermelik hedefler ve iç politikaya süslü göndermeler...Ancak bütün bunlara rağmen belli bir süre dış politikada “Türk Birliği’nden” kaçınılması AKP döneminde yapılanları ön plana çıkarmayı başarmıştır.
Özetlemeye çalıştığımız bu süreçte kısmen de olsa 1990-1993 dönemi dışında devlet nezdinde bir “Türk Birliği” projesini görmek zordur. Dün olduğu gibi bugün de siyasi partilerimizden hangisi net bir dış politika hedefi olarak Türk Birliğini istemekte ve bu isteğini Türk dünyasına açıklamaktadır?  Çünkü unutmamak gerekir ki eğer bu projeyi isteyen varsa “biz iktidara gelirsek Türk Birliğini kuracağız” diyebilme özgürlüğüne sahiptir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş