Kimin malını kime dağıtıyorsun usta?

İsrafil K.KUMBASAR

Su mübarek bayram gününde kimsenin ağız tadı bozulsun, yüreği kırılsın istemeyiz.
‘Ateş düşmüş’ ocaklardan, ‘tencere kaynamayan’ mutfaklardan dem vurup da keyfinizi kaçırmak, ‘bedbin rüzgarları’ hanenizden içeri sürüklemek derdinde değiliz.
Tabii ki her şeyi ‘güllük, gülistanlık’ varsayıp bayramlara özgü -çok eskilerde kalmış olsa da- bir sohbet, yarenlik edelim isteriz.
Ama öbür taraftan şeytan dürtüyor.
“Usta’nın cümle gayrimüslimi hoşnut ettiği bir demde, senin vatan evlatlarına verecek neyin var ki? Elbette işi laf salatasına vurup, vakit öldüreceksin.”
Uymayacağız bu defa. Yalandan da olsa, her şeyi ‘toz pembe’, herkesi
‘mesut’ hayal edeceğiz. Şunun şurasında bir kez de biz ‘riyakârı’ oynayalım ne çıkar?
Hem haddimize mi, ustanın ‘cömertliğine’, ‘hoşgörüsüne’, ‘elinin açıklığına’ yetişebilmemiz.
Ki hoşnut ettiği gayrimüslimler bile şaşırdı:
- “Yahu bu nasıl bir iştir. Dedelerimizin bile unuttuğu mala mülke kavuştuk.
Tanrı böyle bir ustayı başımızdan eksik etmesin.”

***

Adam işinin ehli, her şeyden önce usta.
Ama bayrama iki gün kala “Ey gayrimüslim tebaam, cümle malınızı mülkünüzü iade ediyorum” deyişi, pek de ‘yerli malı’ gibi görünmüyor.
‘Küreselleşme’ denilen oyunun en belirgin kuralı ‘verme’ üzerine kurulu. ‘Babanın tapulu malını’ dağıtır gibi ‘fütuhat’ sonrası eline ne geçmişse dağıtacaksın.
Papaz, Trabzon’da ‘çalı diplerini’ eşeleyecek, ‘mağara oyuklarını’ kurcalayacak, asasını üç kez yere vurup; “Ninem bu çamın dibinde peydahlamış babamı” diyecek. Sen hemen tapu memurunu çağırıp o yeri işaretleteceksin.
Haham, Boğaz kıyısında gözlerini kısıp karşı yakadaki dönümlerce araziyi işaret edecek. Usta, bir fermanla “Verin gitsin” diye buyuracak.
Keşiş, Mardin’de bir arazinin sınırlarını gösterecek, haşmetlu “Yapalım sana da bir güzellik” diye el sallayacak.

***

Dedik ya, küreselleşmeye ayak uydurmanın ilk maddesi vermek.
“Niye hep biz veriyoruz, alacağımız gün de gelecek mi, bize kim ve ne verecek” gibi sorular abesle iştigal.
Şu son vatan toprağı da parça parça, türlü desiselerle ‘masa başlarında’ elden gidecek ki, küresel efendiler unutamadıkları ‘Sevr’ hayallerine kavuşmuş olsunlar.
Memleketin küreselleşme ile geldiği noktaya bakın ki, bayram şekerini artık ‘gayrimüslimler’ alıyor.
Hem de öyle az buz şeyler değil. Dönüm dönüm araziler, gayrimenkuller, hanlar, hamamlar.
Bir yerde bir ‘terslik’ var amma, çözemiyoruz işte. Basiretimiz mi bağlandı, oyun mu çok iyi kurgulandı orası meçhul.
Ama, herkese ayan olan bir şey var, adam hakikaten ‘usta’ olmuş çıkmış.

***

Ahiliğin hangi loncasında böyle bir ‘ustalık’ şekli var bilmiyoruz, ama bu tür ustalığa benzer bir Erzurum fıkrası hatırlıyoruz:
İlk mektebi güç bela bitiren yetim çocuğu, ninesi bir bakırcının yanına çırak verir. Çocuk üç gün gider. Bir daha dükkana uğramaz. Usta, ninenin kapısını çalar:
- “Çocuk niye gelmiyor, hasta falan mı?”
Nine kendinden emin, “Yooo. O usta olmuş, artık gelmeyecek” der.
- “Üç günde ne öğrendi de usta olmuş?”
Nine anlatır:
- “Demiri ateşe tutirmişsız olirmiş ıssi. Örsün üstünde çekicinen dövirmişsiz olirmiş yassı. Uclarıni kerpetenlen yukarı gıvırirmişsız olirmış tepsi.”
Adam söylene söylene geri dönmüş:
- “Bak şu densize, kendisi öğrendiği yetmezmiş gibi bir de nenesine öğretmiş.”

***

Usta, hangi loncanın tezgahından geçti bilinmez, ama o üç gün bir gün başımıza çok kötü çorap örecek vesselam.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş