Kimlik siyaseti ihanet

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Düşman çeşitli propaganda yöntemleriyle, düşünce farklılaşması yaratıyor, etnik ayrılıkları körüklüyor. Sözde aydınlar da bu ayrıştırma operasyonuna hizmet edercesine topluma nifak tohumları ekiyor

Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yüzyıla yakın bir zamandan beri bütün vatandaşlarımız, birlik ve beraberlik içinde kaderde, tasada ve kıvançta bir ve beraber olmuştur. Aileler birbirlerinden kız almış, kız vermiş, hısım akraba olmuşlardır. Bu milleti meydana getiren unsurlar arasında sağlanan bu birlik ve beraberlik, ülkede toplumsal entegrasyonu sağlamış, Türk’üyle Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle tüm vatandaşlar artık et tırnak haline gelmiştir. Bu noktada toplumu ayrıştırmaya çalışmak bu devlete, bu millete ihanet etmekle birdir. Hal böyleyken kimlik siyaseti yaparak topluma nifak tohumları ekmeye kalkışmak bu ülkeye kötülük yapmaktır.
ABD’de kuruluş yıllarından beri, “Halkımızı daha çok Amerikanlaştırmalıyız” anlayışı egemendir. Amerika’da ülkenin ulus yapısını zedeleyen davranışlara hiçbir dönemde prim verilmemiştir.
Batı ‘ulus-devlet’ten yana
Beyaz Saray’ın kapısında şöyle bir ibare vardır:
“Birleşmek başlangıçtır
Birliği sürdürmek gelişmedir.
Birlikte çalışmak başarıdır.”
Bu yazının altında ise ’USA’  yazmaktadır.
Devlet adamları başta olmak üzere öğretmenler, akademisyenler, siyasetçisiler ve iş adamları, hep bu anlayışla hareket etmişlerdir. 
Amerika’da yaşayan herkes kendini önce Amerikalı olarak görmektedir.
Bu durum Batı’da da aynıdır. Fransa’da ve İngiltere’de ulus devlet modeli hâkimdir.
Türkiye Cumhuriyeti de ulus devlet temeli üzerine kurulmuştur. Atatürk,  “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk halkı denir” diyerek mevcut yapıyı aynen korumak istemiş, kimseyi dışlamadan, birbirinden ayırmadan, bu ülkede yaşayan herkese bu ülkenin vatandaşı olma yolunu açmıştır.
Mehmet Emin Bey bir gün Atatürk’e soruyor:
- “Kürt sorunu ne olacak? Bu meseleyi görmezden gelerek çözüm bulamayız.”
Atatürk şöyle cevap veriyor:
- “TBMM hem Kürtlerin hem de Türklerin salahiyet sahibi vekillerinden oluşmaktadır ve bu iki unsur menfaat ve mukadderatlarını tevhit etmişlerdir.”
 Bu ülkede bir asra yakın zamandan beri insanlar kendi vatanına, kendi devletine, kendi bayrağına karşı bağlılık duyarak yaşamışlardır. Ama bizdeki bazı aydınlar, her nedense vatandaşın arasına nifak tohumları atarak ulus devlet yapısını bozmak, bu ülkenin vatandaşlarını, kendi vatanına, kendi devletine ve kendi bayrağına düşman hale getirmek için var güçleriyle uğraşmaktadırlar. Zira  “Parçalara ayrılan bir bütün, eski gücünü kaybeder.”
Atatürk, “Milli varlığımızın devamını milli birlik ve beraberlikte görmüştür.” Birlik olmadan dirlik sağlanamaz. Bu toplum, ’sınıfsız ve imtiyazsız bir toplumdur.’ Buna rağmen yine de bu ülkeyi bölmek için nifak çıkarmak isteyenler, bu devletin dostu değildir.   
“Türk Milletinin ve onun Silahlı Kuvvetlerinin başarılı olması için düşmanını tanıması gerekir. Türkiye’yi dinamik ideallerine varmaktan alıkoyan iki kuvvet vardır. Biri dış düşmanlardır. Bunlar bizi sömürge haline koymak için ilerlememizi istemeyenlerdir. Fakat bizde bunlardan daha zararlı, daha öldürücü bir sınıf daha vardır; oda içimizden çıkması muhtemel olan hainlerdir. Aklı eren memleketini seven, gerçeği gören kimselerden böyle bir düşman çıkmaz. İçimizden böyleleri çıkarsa onlar ya aklı ermeyen cahiller, ya gerçeği görmeyen körlerdir. Cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyorum.  Yoksa okuma bilenlerden en büyük cahiller çıkacağı gibi, hiç okuma bilmeyenlerden de gerçeği gören gerçek bilginler çıkar.” (*)
Seyirci kalmayın
Günümüzde düşman, toprak işgal etmiyor. Bir takım propaganda ve telkinler yoluyla, aynı ülkenin bireyleri arasında düşünce farklılaşması yaratarak, etnik ayrılıkları körükleyerek, milli birlik ve beraberlik duygularını bozarak ülkeyi bölmek ve parçalamak istiyor.
Ey ülkemizin eli kalem tutan aydınları ve yazarları!
Ziya Gökalp’in bir beyti ile sesleniyorum:
“Bu vatanın evladıyız, mezhep bizi ayırmaz,
Acem bize acımaz, Avrupa bizi kayırmaz.”
Gelin el ele verip ’milli birliğimize bütünlüğümüze’ hep beraber sahip çıkalım. Ülkeyi bölmek için çalışanlara karşı seyirci kalmayalım. Aksi halde yeni bir Akif gelir ve bize şöyle seslenir:
 “Cihan alt üst olurken seyre daldın öyle durdun da
Şimdi serserisin, derbedersin kendi öz yurdunda”  Fahri Yakar / İstanbul


Kuruluşundan beri halki daha çok Amerikanlaştırmaya çalışan Beyaz Saray’ın kapısında “Birleşmek başlangıçtır” yazıyor


++++++


Anlayamıyormuş!

Bunlar iyi günleriniz

Bu ülkenin insanını “inançlı-inançlı değil” değil diye ikiye böldünüz. Dini siyasete alet etmekten bıkmadınız. Dağda taşta kim varsa, iş adamı, patron, okur, yazar kim varsa kavga ettiniz. Devletin bütün kurumlarıyla çatıştınız. “Karneli” diye dalga geçtiğiniz zamanlarda yapılan bütün varlıklarımızı üç kuruşa sattınız, üç kuruşta olsa parasının ne olduğu bile belli değil. Türkiye Cumhuriyetinin bütün kırmızı çizgilerini alt üst ettiniz, AB/D işbirliği ile Kürdistanı kurdurdunuz, yer altı kaynaklarımızı yabancılara peşkeş çektiniz. “Sosyal devletin gereği”  yutturmacasıyla gariban insanlarımızı “sadaka” ya alıştırdınız. Oysa bizler hür, bağımsız, kendi öz kaynaklarıyla ayakta durabilen, aydınlık, dertsiz bir Türkiye’de yaşamaktan, bayrağımızın keyfini çıkartmaktan başka bir şey istemiyorduk. Devletin bizleri hırpalamasını, Başbakanın bizlere “ananı da al git” demesini istemiyorduk.
Şimdi “inanamıyorum” diyorsunuz. İnanın inanın, bu günler iyi günleriniz.
* Nihal Tabak


++++++


Krizin faturası
Geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak, 500 TL maaşlı bir bekçi işe almaya karar verir.  
Bir süre sonra düşünülür ;    
“Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak” 
Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere, 750’şer TL maaşla, iki kişi işe alınır.   
Bir süre sonra
“İşleri yapıp  yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz” diye düşünülerek, 1.000’er TL maaşla, iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar . 
Bir süre sonra
“Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek” diye tartışılır ve 1.500’er TL maaşla, bir mali müşavir, bir katip, bir de istatikçi işe alınır.    
Bir süre sonra ;
“Peki bunlardan kim sorumlu olacak.” Diye düşünülür ve 5.000 TL maaşlı bir müdür ve 3.000’er TL maaşla iki de müdür yardımcısı işe alınır.
Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır...
* Osman Ergin


++++++


Kılıçdaroğlu’na teşekkür
Kemal Kılıçdaroğlu öyle görünüyor ki, yurt çapında bir sempati dalgası yarattı. Onca nohuta, maydanoza, avantaya karşın, İstanbul’da gerçek kazanan Kılıçdaroğlu olmuştur. Şimdi herkesin ona söylemesi gereken şudur: Sakın elinizdeki dosyaları bırakmayın, Topbaş ve onun gibiler sizin nefesinizi ensesinde hissetsin, gittiğiniz her yerde o dosyaları sallayın.
* Bülent Uluçer


++++++



Seçim haritasının mesajı
Seçim sonuçlarını gösteren harita tek kelimeyle Türkiye’nin kutuplaştığının resmi gibiydi.
DTP’nin Güneydoğu’nun tamamına yakınını alması Türkiye’ye verilen en önemli mesajdır!
Halkımız diyor ki “bırakın laik anti laik kardeş kavgasını da, bölünme riskine karşı ortak       tedbirler alın”  diyor...
* Engin Balım


++++++


Yalanyolu
Yalanyolu haberden bir şeyi daha öğrendik ki, İşsizliğin nedeni de Ergenekonmuş !!!  Öyle hatta Ergenekon demircisi bile yanında çalışanları kovmuş sırf kriz çıksın diye! Yazık, PKK’nın üzerine bu kadar gidilmiyor.. Bakıyoruz bazı medya organlarına, basın-yayından ziyade kitlesel yönlendirme, psikolojik savaş mekanizmalarından farksızlar, amaçları saf insanların beynini yıkamak... Yakında şöyle haberler yaparlarsa şaşırmamak gerekir : “Ergenekoncular Mars’ta Darbe teşebbüsünde bulundular, neyse ki Mars Demokrasisi yara almadı...”
“Sivasspor Ergenekon yüzünden lider! Kesin Galatasaray Ergenekon yüzünden Hamburg’a elendi, belkide Lincoln Ergenekondan korktuğu için kaçtı! Ya da Ronaldinho Ergenekonun 1 numarası diye Fenerbahçe’ye gelmedi!!”  
* Recep Kibaroğlu


++++++


Doğan görevini yaptı
Medyanın başlattığı saldırı midemi bulandırdı, Balbay’ın ailesini ve çocuklarını düşündüm, çok üzüldüm..
Her zaman bu sızdırma AKPci medyada yapılıyordu, ama halk nezdinde tutmuyordu. Doğan kendisine düşen görevi yaptı, ama saygınlığı ve güvenirliği yerlere süründü..
Soroslar’dan, Karen Fogg’lardan para alırken, ABD elçi ve generallerinden emir alırken hiç utanmayanlar şimdi kalkmışlar Balbay’ı küçültmeye çalışıyorlar.
Millete ahlak dersi veriyorlar!
Pes vallahi!
* Ayşe Işık Yücedağ


++++++


Medyası pisliğe batmış
 Bir kişiye karşı yapılan haksızlık tüm topluma karşı yapılmıştır! Siz yapılan vahşet karşısında susmadınız...
 Aydın Doğan olur emri vermeden bunlar yayımlanamazdı!
Medyası, birkaç isim hariç gırtlağına kadar pisliğe batmış! Balbay bu milletin ordusuyla konuşuyor, düşman ordusuyla değil, ajanlık yapmıyor! Kaldı ki ajanlık yaptığı kesinleşen, para aldıkları bilinen belgelenen isimler saldırganca Balbay’ı yargılıyor!Bunlarda utanma arlanma hiç yok!Düşman bir ülkenin insanları bu satılmış takımdan daha az zarar verirdi Türkiye’ye..
* Feryal L. Duru


++++++



Akdamar’da restore edilen acı hatıralar
Van’ın bir Akdamar Kilisesi var. 1915 yılında Ermeniler’in zulmünden kaçan Vanlılar’ın genç kızlarından on beş taneyi yakalayıp oraya götürüp tecavüz ederek, öldürüp gömmüşlerdi. Aynı zamanda orayı silah deposu olarak kullanmışlardı. 
2007 ylında bu kiliseyi milletin vergisinden 3 trilyon keserek restore etmişlerdi. Bir milletin namusuna dokunan katliamcıların şimdi sınırlarını açmaya çalışan hali hazırdaki hükümetimiz bunları bilmeden mi davranıyor?
Bunu yapanları şiddet ve esefle kınıyorum. 
Doğudaki kürt kardeşlerimiz de hatırlamalıdır ki, PKK’lıların içerisindeki Ermeniler 1914 yılında Hazro Deresi’ne binlerce insanımızı keserek atmışlardı.
* Cemal Tuncer/ İzmir


++++++



MİNİ YORUM
Hep aynı mazeret, aynı sömürü

CNN TÜRK’te, TRT ŞEŞ’in gediklisi olduktan sonra iyice ünlenen Rojin’i izlerken çok düşündüm. “Kendine Türküm de’ diye zulmedilerekten.. Bunun yüzünden kim dayak yemek ister ki? Kim bunca haksızlığa, hakarete, pisliğe maruz kalmak ister ki?” diyordu. Rıza Zelyut’un birkaç gün önceki yazısı geldi aklımda. O ise “Türk Milleti ülkesinde ötelenmenin cevabını sandıkta verdi” diyordu. Kendime baktım: “Türküm dediğimde “ırkçı”, Türk devleti dediğimde “faşist” olan bana. Meclise baktım, kabineye. Sonra Silivri’ye. Plazalara baktım, sonra küçük yazı masalarına.  Hepimiz yeterince biz olamadığımıza veya biz olduğumuz için kaybettiklerimize isyan edebiliriz, ama bu öfke bizi dağlara, cinayetlere, katliamlara sürüklemez...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları