Kimliksizler!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Ahmet Hakan şöyle yazmış: “Demirel döneminde “Demirelci” oldular... Özal döneminde “Özalcı” oldular... Erbakan döneminde biraz çekingen de olsa “Erbakancı” oldular... Ve epey bir süredir “kıyıda/köşede” kaldıktan sonra şimdi yine sahne almış durumdalar! Bu kez “Sonuna kadar Tayyip Erdoğancı” olarak karşımızdalar... Kim mi bunlar?” demiş ve devam etmiş. Elbette  “herkesle her şey olmak” karakteri müsait olanlar için meziyettir. Bunu anlayışla karşılamak mümkündür. Ancak yumurtadan çıkıp kabuğunu tekmelemek, ekmek yediği kabı kirletmek ya da bir zamanlar önünde eğildiği değerlerin üzerinde tepinmek sütü temizlerin yapacağı bir iş değildir.
İtiraf etmek gerekir ki o dönemlerde oportünizmin (fırsatçılığın), pragmatizmin (çıkarcılığın) ve pozitivizmin insanları bu denli sarsacağı hiç düşünülmüyordu. İdeallerine ve inançlarına birilerinin pamuk ipliğiyle bağlı olduğunu ise kimse aklının ucundan dahi geçirmiyordu. Yılışıklığın, yüzsüzlüğün ve dönekliğin iktidar olması bir yana itibar göreceğini de kimse ummuyordu. Kısacası hiç kimse her alanda düşüşün revaç bulduğu böyle bir dönemi beklemiyordu.


Dününden, dininden ve yemininden ayrılanlar!
Elbette kesin inançlılığa ’hayır’demek anlaşılır bir durumdur. Ancak cıvıklığın, yumuşaklığın, değersizliğin, donanımsızlığın iktidarını savunmak çok da anlaşılır değildir. İdealin itibarla, imanın ikballe takası da anlaşılır bir durumdur ancak imansızlığın kutsanması kabul edilebilir değildir. Dününden, dininden ve yemininden ayrılanlar da mazur görülebilir ama onların geriye dönüp sadakati ve erdemi karalaması ve kirletmesi anlaşılır değildir. Hadi diyelim ki, satılmadınız, kiralanmadınız, devşirilmediniz ve kendi aklınızla doğru ve risksiz bulduğunuz yere gittiniz. Size göre yanlış olandan döndünüz. Tamam da gittiğiniz yerde kendinize yer açmak için geçmişinizi kılıçtan geçirmeye ne gerek vardı? Hadi diyelim ki geliştiniz, değiştiniz ve ilerlediniz ama bütün bunlar için geçmişte yaşanmış dostlukları çiğnemenin anlamı nedir? Gelişme, kutsallara ihanetle olmaz ki! Hele hele tekâmül, reddi mirasla gerçekleşecek bir süreç hiç değildir. Değişme ve gelişme dahi her şey kendisinden öncekinin kökleri üzerinden gerçekleşir. Bütün sosyal olaylarda devam ederek gelişmek; gelişerek de devam etmek esastır. Unutmamak gerekir ki geçmişten kurtulmak halden kurtulmayı da gerektirir. O da ancak ölümle olur.


Üç kâğıtçılar saraya!
Fourier diyor ki: “Medeniyet üç kâğıtçılara saray yaptırır, dahilere de kümes”. Elbette Fourier’in sözünü ettiği türden bir medeniyete ulaşmayı insanlar arzu edebilir. Ancak bunu Juda’lık (İsa’ya ihanet) yapmadan Brütüs (Sezar’a ihanet) gibi dünkü mabedine kırkın üzerinde hançer saplamadan yapmalısınız. Çünkü sanıldığının aksine alçaklığın da hem sınırı hem de kuralları vardır.
Bizim evin hırsızları, götürdükleriniz arasında maddi olanları paraya çevirmenize itiraz etmiyoruz. Bize ait olan idealleri haraç mezat pazara sürmenizi yadırgıyoruz. Maziyi satarak yaşamayı meslek edinmeniz de sizin bileceğiniz iştir. Ama bunu seviyesiz ve çamurla yapmanız kabul edilebilir değildir.
“Kim bunlar?” diye merak ediyorsunuzdur. Aslına bakarsanız kim olduklarını biz de bilmiyoruz. Çünkü onların üzerlerinde kimlik yok! Kimliksizler!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları