Kırmızı, sarı ve yeşil Türk sancaklarının rengidir

A+A-
Afet ILGAZ

Birkaç yıl önce ART televizyonu, aralarda Türk sancaklarının rengini verir, bunların anlamlarını ve nerelerde kullanıldıklarını gösterirdi.
Şimdi Nevruz kutlamalarına gözüm iliştikçe bunu hatırladım. Bilgisayarla aynı bilgilere ulaşmayı denedim. İşte sonuç:
 “...Yaşıl veya yeşil, gençliğin, hayatiyetin ifadesi olan bu renk, Osmanlı sancak renkleri arasında yerini almaktadır. Yeşil, kırmızı ve sarı tarihimizde birlikte kullanılan renkler arasındadır.
“Bu üç renk kompozisyon biçimi içinde tarihimizin derinliklerinden gelen yapıda mevcuttur. Selçuklu devletinin kurulduğu sırada cihan sultanı durumunda olan Tuğrul Bey’in, Sultan Alpaslan ve oğlu Melikşah’ın ordusunda bu üç renkli sancaklar kullanılmıştı.”
“O devrin İslam kaynaklarında verilen bilgilere göre ‘Sultan, Türkmen ordusuyla hareket ediyorsa bu üç renkli sancak mutlaka orduda bulunurdu’ denmektedir.
“Eğer Halifenin arzusunda uygun bir sefer yapılacak olursa orada Halifenin alameti olan siyah sancağın da kullanıldığını görüyoruz. Osmanlılarda ise bu üç renkli hilalli sancaklar aynı zamanda harp sancaklarıdır.”
Üç rengin mânâsı sırasıyla şöyledir: Yeşil hayatiyet; kırmızı güçlülük ve sarı hâkimiyet demektedir. Hatta mehter takımındaki sancaklar bu hakimiyetin üç rengini de sembolize eder. Bütün bunlara ilave olarak Osmanlı padişahının resmi sancağı bu üç rengi birleştiren bir kompozisyon içinde idi.
Harp tarihi müzesinde ve Osmanlı sancak ve askeri kıyafetlerine ait kitapta bunları görmek mümkündür.

* * *

Benim deneme kitaplarım kaynak kitap gibidir. Türkiye’nin en sıkı meselelerine, zamanında parmak basmış ve açıklık getirmişimdir. En önemli özellikleri de koroya dahil olmadan, özgün fikirler ve açıklamalar içermiş olmalarıdır. İşte son deneme kitaplarımdan birinde, “Yarım Kalan Devrim” de de çok ilgileneceğinizi düşündüğüm bir yazı var. Son sahifede. Mahmut Çetin’in bir kitabını tanıtmıştım. Mahmut Çetin’i “Boğazdaki Aşiret” kitabından tanır veya hatırlarsınız. Türk yakın tarihine bu kitapla ilk ışığı tutan kitaptır o. Ecevit’in akrabalık yoluyla Osmanlı sarayına olan bağlantısını da  “Çinli Hocanın Torunu Ecevit” ve “Teyze ile Prenses” kitaplarında anlatmıştı. Son kitabı, sanırım bu bahsedeceğim kitap: Kart Kurt Sesleri. Sonra bir kitap yayınladı mı bilmiyorum, benim elime geçmedi. Kitabının amacını şöyle açıklamış:
“...Bu kitaptaki amacımız... farklılık içinde birliğin, birlikte yaşamanın, kardeşliğin poetikasını oluşturmaktır.”
Bu kitapla Mahmut Çetin, Bedirhan ailesini inceliyor. “Kürtler içindeki ayrılıkçı temayüller bu aile vasıtasıyla üretilmiştir.”
“... Bedirhan Bey ve çocukları, siyasi Kürtçülük faaliyetlerine karışmış olmasına rağmen aile fertlerinin bir çoğu sonraki yıllarda milletimize hizmet etmiştir. Bu aileyi ve akrabalarını yazarken karşımıza çıkan şey, sıradan bir Türkiye manzarasıdır.”
“Bedirhan ailesi renkli ve ünlü insanlardan oluşur. Aile içinde ideolojik ve siyasi farklılıklar görürüz. Kürtçü ile Türkçü, Atatürkçü, dindar, birlik yanlısı, bölücü aynı aile içinde, aynı tarih diliminde yaşamıştır. Abdülhamit Han’ın kitabın girişine konulan bir cümlesi:
“Kürtler ve Bedirhan Paşazadeler bizim Müslüman kardeşlerimizdir. Ayrımız gayrımız yoktur.
“Musa Anter’in hâtıralarından bir
bölüm:”
 “Bu Kürt büyüklerinin hiç biri kendini Kürt kabul etmez. Kimi Muhammedin soyundan seyittir, kimi Abbasidir, kimi Halid bin Veliddir. Başkaları da vardır ama Araplarda kendine yer bulamayan bazı Diyarbekir beyleri kendilerinin Akkoyunlu Uzun Hasan’ın soyundan geldiklerini iftiharla söylerler.”
Halide Edip, Cenap Şahabettin, Teşkilat-ı Mahsusa reisi Sencer Kuşçubaşı’nın bu aileyle olan şaşırtıcı ilişkilerini, hatta Nazım Hikmet’in süt kardeşliği yoluyla yakınlığını da Mahmut Çetin yazmış. “Kitabından” öğrendim.
Musa Anter de bu yüzden mi öldürüldü dersiniz? İnsan bugün kürsülerdeki ve sokaklardaki ürkütücü nefreti gördükçe Bedirhanların renkliliğini arıyor.

Yazarın Diğer Yazıları