Kitaba âşık olmak...

A+A-
Ahmet SEVGİ

25-30 Mart tarihleri arasında 49. Kütüphane Haftası’nı kutladık. “Kutladık” sözünü öylesine kullandım. Zira eksik olmasınlar devlet büyüklerimizin barış havariliği yapmaktan kitaba, kütüphaneye ayıracak vakitleri olmadı. Yazarlarımız, aydınlarımız ve bilim adamlarımız ise teröristlerin ve teröristbaşının meziyetlerini (!) halka anlatmakla meşguller... Bizcileyin üç-beş kelaynaklar da olmasa kitabı, kütüphaneyi hatırlayan olmayacak.
Neyse, biz konumuza dönelim.
Memnuniyetle belirtmeliyiz ki her şeye rağmen bu topraklar nice kitapsever hatta nice kitap ve kütüphane âşığı zevat yetiştirmiştir ve -sayısı giderek azalsa da- yetiştirmeye devam ediyor. Şüphesiz bunların önde gelenlerinden biri de Ali Emîrî (1857-1924) Efendi’dir.
Ali Emîrî Efendi kitaba olan aşkını “kitap” redifli gazelinin bir beytinde şöyle ifade eder:
“Âşıkân mâşûk-ı gûnâgûna rabt-ı kalb eder//Ehl-i aşkım ben de, mâşûk-ı güzînimdir kitab.”
(Âşıklar sevgililerine gönül verirler. Ben de âşığım, sevgilim de kitaptır.)
Ali Emîrî gerçekten bir kitap âşığıdır. Ve bu aşk, Türk milletine iki emsalsiz mâşuk kazandırmıştır:
1- Dîvânü Lügâti’t-Türk.
2- Millet Kütüphânesi.
Ali Emîrî’nin kaybolup gitmekten kurtarıp Türk milletine armağan ettiği Dîvânü Lügâti’t-Türk adlı eser -kendi ifadesiyle- bir kitap değil, Türkistan ülkesidir. Türkistan değil, bütün cihândır. Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka revnak (güzellik) kazanmıştır. Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi bir kitap yazılmamıştır. Bundan sonra da yazılamaz. Bu kitaba hakiki kıymeti verilmek lâzım gelse cihânın hazineleri kâfi gelmez.
Ali Emîrî Efendi kitaba olan tutkusunu ve “Fâtih Millet Kütüphânesi”nin kuruluşunu şöyle anlatır:
“Bende kitap merakı dokuz yaşımda hâsıl olmuştur. Bugün tam altmış senedir ne gecem gece, ne gündüzüm gündüzdür. Ömrüm kâmilen bu merak arkasında koşmuştur. Şöyle ki: Diyarbakır’da bundan beş-altı yüz sene evvel tamam 1.040.000 (bir milyon kırk bin) cildi hâvî bir kütüphâne bulunduğunu pederim ve akrabalarım bana hikâye ederlerdi. Çocukluk bu ya, böyle milyonluk bir kütüphâne meydana getiremezsem bile karınca kararınca hiç olmazsa on beş, yirmi bin ciltlik bir kütüphâne meydana getirebilirim ya, diyerek dokuz yaşımdan şimdiye kadar tam altmış sene oluyor elime ne kadar para geçerse kâmilen kitap almaya hasr u tahsis etmeyi Cenâb-ı Hak ile ahd ü misak eyledim. İşte o tarihten beri kitap almaya başladım. Bundan altı sene evvel kitaplarıma bir göz gezdirdim, on bin miktarından ziyade olduğunu tahmin ettim ve zâten ’kâlû belâ’dan beri millet nâmına vakfetmiş olduğum bu kitapları kamuoyunun hizmetine sunmaya karar verdim.”
Böylece, Ali Emîrî Efendi’nin, dişinden tırnağından artırarak satın aldığı 12.127’si basma, 4.414’ü yazma olmak üzere toplam 16.541 eseri bağışlamasıyla 17 Nisan 1916’da Millet Kütüphânesi kurulmuş oldu.
Kısacası; ister  “e-kitap” olsun ister “google” baba, hiçbir şey kitabın yerine geçemeyecektir. Dolayısıyla da kitapseverler ve kitap âşıkları hep var olacaktır. Sayıları az olur, çok olur, o başka... Esasen önemli olan kemiyet (nicelik) değil, keyfiyet(nitelik)tir. 49. Kütüphâne Haftanız kutlu olsun...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları