Kod adı: Böcek!

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Masumiyetini anlatamayan herkes suçludur!
Korku filmi gibi
Kod adı: Böcek!

Bir sabah uyanıyorsun ki, hakkında bir dava açılmış...
Oysa dava konusu olacak hiçbir şey yapmamışsın... Gönlün rahat... Vicdanın temiz...
Daha önce başkalarına haksızlık yapıldığını duymuşsun... Seni ilgilendirmediği için gözlerini kapatmış, kulaklarını tıkamışsın...
Zaten başkalarına dava açılmasının mutlaka bir nedeni de olmalıydı; yoksa niye dava açsınlardı, değil mi?..
Ama senin için hiçbir neden yok... Mutlaka bir yanlışlık var...
Bir duruşmaya katılıyorsun...
Gönlün rahat... Vicdanın temiz...
Suç işlememişsin ki...
Her soruya açık yüreklilikle dürüstçe yanıt veriyorsun... Seninle ilgili mutlaka bir yanlışlık var...
Ne kadar açık yürekli, ne kadar dürüst olursan yanlışlık o kadar kolay ve çabuk anlaşılır...
Fakat sorular bir garip...
Tanıdıkların... Tanıdıklarının tanıdıkları... Tanıdıklarının tanıdıklarının tanıdıkları... Tanıdıklarının tanıdıklarının tanıdıklarının yaptıkları, söyledikleri... Yaptıkların ve yapmadıkların... Duyguların ve düşüncelerin... Görüştüklerin ve görüşmediklerin...
Yavaş yavaş etrafında bir ağ örülüyor: Sen de artık bir suçlusun... Bu tam bir karabasan... Gerçek olamaz... Senin başına gelemez...
Daha önce başkalarına da olduğu öne sürülmüştü...Ama mutlaka onların bir suçu vardı; yoksa niçin dava açılsındı değil mi?
Oysa sen masumsun... Ama bir türlü anlatamıyorsun...
Yavaş yavaş fark etmeye başlıyorsun ki, masumiyetini anlatamayan herkes suçludur!
Bir sabah uyanıyorsun ki, bir böcek olmuşsun... Etrafında olup bitenleri görüyor, konuşulanları duyuyorsun... Ama çevrendekiler seni insan olarak algılamıyor...Sen onlar için artık sadece bir böceksin!
İşte o zaman anlıyorsun davanın ve duruşmanın amacını: Amaç seni değiştirmek... Dönüştürmek... Vatandaşlığını, haklarını, hukukunu, insanlığını, gururunu, haysiyetini, kişiliğini elinden almak... Böcekleştirmek...
Bu bir süreç...
Başlangıcı Kafka’dan: Dava. Devamı Dürrenmatt’tan: Duruşma Gecesi. Noktayı koyan yine Kafka: Değişim!
Demokrasiden faşizme...
Vatandaşlıktan kulluğa!
İnsanlıktan böcekliğe!
* Emre Kongar / Cumhuriyet

+++

En başından beri dillendirilen korku gerçek mi oluyor?
“1 Numara” Atatürk!
Yarın sabah gün ağarırken kapınızı çalıp “Ergenekoncu...”  diyerek yatak odanızı, çamaşırlarınızı, mektuplarınızı didikleseler, sonra kolunuzdan tutup sizi götürseler...
Ne yapacaksınız?..
Kanıt olarak, kitaplığınızdaki ‘Atatürk’ün Nutku’nu alsalar, sızlanıp  “O benim yol rehberim” deseniz...
Kim dinler?..
Arkadaşlarınızla yaptığınız telefon sohbetleriniz “İşte Ergenekon itirafları”  diye yayınlansa...
Derdinizi nereye anlatabileceksiniz?..
Ve sizi bir hücreye tıksalar...
Toplumun gözünde “gizli işlerin adamı” ilan etseler... Boynunuza bir  “Ergenekon Terör Örgütü” yaftası assalar...
Yapacak neyiniz var?
Çünkü; canı yanan insanlar hukuka sığınırlar... Ama canınızı hukuk yakıyorsa...
Hukukun bittiği yerdir orası...
Ve derdimizi anlatacak kimse kalmamışsa...
O zaman...
Bugün(dün) ben de herkes gibi Anıtkabir’e gidiyorum...
 “1Numara”ya..
* Bekir Coşkun / Hürriyet

+++

Sorsaydın ya!
Hocalı şehitleri
pire mi?
Taha Akyol, Ermenistan ile diplomatik ilişki konusunda  “bir yetkili”, “bir diplomat”  kodlu kişiler ile yaptığı görüşmeleri yazdı. “Aliyev bu kadar maceracı olabilir mi? Ankara, Aliyev’in ‘Pire için yorgan yakmayacağına’ inanıyor”  diyor.
Yorgan’ı anladık; Türkiye de... Pire kim?
Ermenistan’ın yaptığı katliamda hayatını kaybeden 613 Azerbaycan Türk’ü mü? Karabağ toprakları mı pireli?
Kongar’ın “insanları böcekleştirme” kurgusu sadece operasyonları değil, yeni rejimin yönetim metodolojisini de kapsıyor herhalde..

+++

‘Biz gittikçe yerimizi doldurdular’
Türkiye’nin stratejik şehirlerinden Kars’ta yaşayanları sözde soykırımın tanınması ve sınırın açılmasına alıştırmak için 2004 yılından beri sistemli bir hazırlık var

Kars, Iğdır, Erzurum... Kafkas etkisine bağlarım durduk yere buralara duyduğum özlemi. Türk Milliyetçiliği ideolojisi kuran coğrafyanın iklimi olmasına.
Kars’ın aklımdaki karşılığı ‘haki’ bir renkti. Uçağımız alçalmaya başladığında gözüme ilk çarpan renk bu oldu. Kars gezimiz boyunca ‘beklentimin karşılığını bulduğu’ belki tek an da buydu.
Şehir merkezine girerken gecekondular, yıkık dökük binalar karşıladı bizi. Biraz öksüz gözüküyordu Kars, yetim. Yalnız ve terk edilmiş. Epey de rantçıların eline düşmüş. İdeolojik, etnik, siyasal rantçılar...
Kars’a ilk defa gidenlerdendim. Ama ‘yıllar önce’ gelenler de benim kadar hayalkırıklığı yaşadı. Dillere destan ‘Baltık mimarisi’nin anıtlaştığı, hatta sırf bu yüzden bizdeki işbirlikçilerin “bembeyaz bir Rus şehri” ilan ettiği Kars’ta, biraz işgal yıllarını unutturmamaya yarayan ikaz işareti gibi oldukları için, biraz da sanatsal değerlerinden dolayı önemsediğim yapılar, etraflarını saran kondular arasında silikleşmişti.
Namusunun korunduğu yer
Sınır kapısına giderken mihmandarlığımızı Sarıkamışlı olan Cazim Gürbüz yaptı. Geçtiğimiz her ilçenin, her köyün, gördüğümüz her yapının, hatta tabelanın bir hikayesi vardı. Onları anlattı.
Şahanlar’a gelirken yol kenarında rastladığımız yazı, günün özetiydi: Hudut bir milletin namus ve şerefinin korunduğu yerdir.
Bizi Akyaka’da karşılayan polis eskortu Doğukapı’ya kadar eşlik etti. Sınıra yaklaştığımızda yolumuzu kesen Jandarma ekipleri,  ‘daha fazla ilerleyemeyeceğimizi’ bildirdi. O kapıdan kimlerin, hangi izinlerle giriş-çıkış yaparak Kars’ı karıştırdığı tartışmasına girmedik. Sadi Somucuoğlu’nun Jandarma Alay komutanı ile yaptığı görüşme bize fazladan elli-yüz metre daha ilerleme şansı kazandırdı. Bu anlamda ekibimizin adını “sınır tanıyan gazeteciler” koydum. Milli, hukuki, coğrafi, ahlaki, mesleki sınırları tanımayan azgınlaşmış bir sektörde korudumuz naiflik övünmeye değerdi.
Heykeller şehri
Kars’ta dikkati en çok çeken heykeller. Her sokağın başında. Bahçelerde, binaların balkonları, kapı ve pencere alınlıklarında ve tabii meydanlarda bolca heykel var: Arslan, kartal, balık, melek ve elbette kaz! Farklı devir ve kültürlerden kalan bu heykellerin korunmuş olması, Anı’yla ilgili tartışmanın yersiz olduğu konusundaki düşüncemi pekiştirdi. Ermenistan’ın kültür başkenti yapılmaya çalışılan Anı’da antik kentle içiçe girmiş Türk izleri var. Adından çok söz ettiren Büyük Katedral kadar Anadolu’nun ilk Türk camii olan Ebu Menuçehr’e de ev sahipliği yapıyor Anı. Türkler’in Anadolu’ya ilk girişi de buradan.
Taraf’ın dünkü manşetinde yola ihtiyacı olan Ardahan’a ‘anıt’ yapılması kınanıyordu. Taraf, ihtiyaç duyduğu son şey ‘heykel’ olduğu halde Kars Kalesi’nin tam karşısına dikilen ‘İnsanlık Anıtı’ adlı garabet için ne yorum yapıyor acaba? İyi ile kötünün mücadelesi temalı anıtta iyinin Ermenistan’ı, kötünün Türkiye’yi sembolize ettiği iddiaları, daha da kötüsü SİT alanında olması ve yıkım kararına rağmen, Kars’a tepeden bakmayı sürdüren bu heykel acaba nasıl manşet olurdu Taraf’a?
Soroscular kol geziyor
Havalanında tesadüfen karşılaştığımız MHP Kars İl Başkanı Oktay Aktaş, gezi boyunca Kars’la ilgili olarak uzaktan çektiğimiz fotoğrafın içini dolduracak önemli bilgiler verdi. Bir süre önce Emperyalizmin İkna Odaları başlığıyla yayımlanan yazı dizimizde paylaştığımız kaygılarda ne derece haklı olduğumuzu gördük. 
Osman Kavala’nın hemen her ay Kars’a geldiğini ileri süren Aktaş, burada yerel yöneticiler, sivil toplum örgütleri ve üniversite mensupları ile yaptıkları toplantılarda ‘demokratikleştirme’ adı altında etnik ve ideolojik ayrıştırmaya gidildiğine dikkat çekti.
Aktaş, Anadolu Sohbetleri adı altında sürdürülen etkinliklerde Sevan Nişanyan gibi isimlerin Türk tarihi ile ilgili aşağılayıcı ifadeler kullandıklarını söyledi.
Birbirimize kavuştuk
Azerbaycan Başkonsolosluğu’nda Hasan Sultanoğlu Zeynalov ile yaptığımız sohbeti Aktaş’ın anlattıklarıyla birleştirdiğimde Kars’ı bekleyen asıl tehlikenin “metamorfoz” olduğunu, yani Kafka sendromunun burada sistemli bir dönüştürme stratejisi halini aldığını anladım.
Şehrin stratejik konumuna vurgu yapan Zeynalov, sekiz yıl önce konuşulmasının hayal bile edilemeyeceği konuların, bugün rahatlıkla dillendirilebilmesinin arkasında, Kars’ta 2004’ten beri sürdürülen psikolojik hazırlığın etkili olduğunu söyledi. Kafkas Festivali, yurt dışından parlamenterlerin, AB ülkelerinin Türkeyi büyükelçilerinin katıldığı ‘barış’ toplantılarını bu bağlamda değerlendiriyor. Zeynalov, milli düşünen insanların psikolojik teröre maruz kaldığını belirterek “Biz gittikçe, yerimize onlar geliyor” dedi. Kars sınırının zaten açık olduğunu ve yıllardır Ermenistan’dan ellerinde haritalarla gelen grupların burada Ermeni izi aradıklarını söyleyen Zeynalov’un, Avrupalılar’ın baskıcı sorularından bunaldığı da ortadaydı.  Başkonsolos’un gelişmelerden duyduğu üzüntüyü de, bizi görünce yaşadığı heyecanı da sözlerinden de gözlerinden de okumak mümkündü. Noktayı koydu: Türkiye ile Azerbaycan arasındaki münasebet hükümetler arası değil, millidir. Sınırlarımız açıldığında bizi Cumhurbaşkanları Başbakanlar kavuşturmadı. Biz birbirimize kavuştuk. Siyasiler milleti takip etti. Türkiye ve Azerbaycan’da millet yine tek sesi çıkarıyor. Bununla gurur duyuyorum.
Kars’la ilgili sayısız konu başlığı cebimizde. Sırası geldikçe yazarız. Türk Eğitim-Sen mensubu eğitimciler ve şehirde görevli meslektaşlarımız ile iki gün boyunca samimi ev sahipliği yapan bütün Karslılar’a teşekkürler. Yolu öğrendik, yine geliriz.

+++

Zahid bizi
tan eyleme
Ay çok korktum!
İktidar partisi AKP’nin kurucuları Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Sayın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, eski Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç’ın dostu, arkadaşı, fikirdaşı, partidaşı eski gazeteci şimdi RTÜK Başkanı Sayın Zahid Akman’ın “beni bağışlamasını” isteyeyim!
Zahid Akman, “Almanya’ya gideceğim, Dom Kilisesi önünde fotoğraf çektireceğim” demişti.
Gidemedi.
Potansiyel yalancı oldu.
Olmadı mı?
Her şeyi yapabilir.
Belge karartabilir.
Delil yok edebilir.
Kanıt saklayabilir.
Adaleti şaşırtabilir.
Bu yüzden ben bir gazeteci olarak ahlaklı davrandım, “dikkat çekme” görevimi yaptım, “Rektörler içeride Zahid niçin dışarıda” diye yazdım. Zahid Beyefendi’yi kızdırdım. Beni mahkemeye verecek.
Ay çok korktum!
Zahid Bey, size “Zahid Bizi Tan Eyleme” adlı halk türküsünden birkaç dörtlük yazayım. Anlamlı ve güzel bir türküdür:
Zahid bizi tan eyleme
Hak ismin okur dilimiz
Sakın efsane söyleme
Hazret’e varır yolumuz.
Sayılmayız parmağ ile
Tükenmeyiz kırmağ ile
Taşramızdan sormağ ile
Kimse bilmez ahvalimiz.
Erenlerin çoktur yolu
Cümlesine dedik beli
Gören bizi sanır deli
Usludan yeğdir delimiz.
Necati Doğru / Vatan

+++

MİNİ YORUM
Gizliliği ihlal hakkı
Bir süredir YARSAV’ı açıktan hedef aldığı gözlenen bazı gazeteler, Eminağaoğlu hakkında başlatılan soruşturmayı haber verirken takındıkları  ‘sorumlu vatandaş tavrı’ ile bitmeyen komedinin bilmemkaçıncı perdesini sahnelediler. YARSAV Başkanı’nı ‘gizli belgeyi ifşa suçu’ işlemesini kınayan başlıklar atanlara soran çıkmayacak mı: Soruşturma gizli değil miydi? En mahrem konuşmalarını yayınladığınız insanların özel hayatının gizliliği yok muydu? Zanlılar adliye binasından çıkmadan televizyonların bangır bangır yayın yaptığı ifadeler gizli değil miydi? Gizliliği ihlal bir grup insan için suç, bir grup için ise hak mı?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş