“Konuşma... Savaş!”

Altemur KILIÇ

Radikal gazetesinin, “Savaşma, konuş”  kampanyası doludizgin devam ediyor... Bu konudaki görüşlerimi yazmıştım ama, gene de bu gazetenin Genel Yayın Yönetmeni sayın Eyüp Can’a bir öneride bulundum: “Her gün bu kampanyanız için dışarıdan ve içerden çeşitli çevrelerden, kişilerden destek yazıları yayınlıyorsunuz, kamuoyu araştırmanızda olumlu puanlar çoğunlukta... Cevap hakkı vermek mi olur, karşı görüşlere de yer vermek dürüstlüğü mü olur; bana da(Konuşma-Savaş) başlıklı bir yazı yazma imkânı verin” dedim... Cevap vermek lütfunda bulunmadı. Takdir onun!
Bu kampanyanın sloganı “Savaşma konuş” ilk bakışta insancıl ve kolay karşı çıkılamayacak bir öneri... Benim, “Konuşma-Savaş” duruşum ise, gene ilk bakışta, insafsız ve bağnaz; kan dökülmesini istiyormuşum gibi!
Ancak, “Güneydoğu ve Kürt sorunu”  konusunda biraz araştırma yapmış ve kitap yazmış bir kişi olarak ben, APO ile, eşkıyası ve temsilcileriyle konuşup, uzlaşmanın kesinlikle imkânsız olacağına, aksine, eşkıyaya yüz ve taviz verilmesine sebep olacağına inanıyorum... Ve son zamanlardaki gelişmeler, beni haklı çıkarıyor...
“Konuşup ne pazarlığı yapılacak, sınır pazarlığı mı?..” diye sormuştum. Meğer yapılmaya başlanmış...
Bu kapsamda,  bu dağlık bölge ile ilgili bölümün yeniden ele alınması isteniyormuş. İki ülkenin sınırlarını düz alanlardan ve daha güvenli yerlerden geçirecek şekilde karşılıklı bazı toprakları alıp, bunun karşılığında bazı toprakları da verme söz konusu imiş. Ve bizim hükumet de buna sıcak bakıyormuş... Kim ne verecek, kim ne alacak, kim kazançlı çıkacak belli değil ama fareler sakallarımızın üzerinden geçiyor... Madem ki sınırlar yeniden çizilecek, yeni sınır Kandil’in TSK tarafından daha kolay ve etkili vurulacağı bir konuma getirilse!
“Kandil” deyince, “Savaşma konuş”  kampanyasına oradaki Karayılan’dan cevap geldi; eşkıya Türkiye hudutlarının dışına çekilmeyecek, kanlı eylemlere devam edecek! Emir, “büyük yerden” İmralı’daki bebek katilinden! APO, her zamanki gibi, avukatları aracığıyla ve Fırat Haber Ajansı vasıtasıyla, “Silah miadını doldurmuştur” diyen Osman Baydemir’e; “Sen kim oluyorsun” dercesine, ağzının payını vermiş: “Silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi konusunda (Hükûmetle) bir anlaşmamız yok” demiş!  
Eşkıya başının (daha doğrusu artık Baş Müzakereci Sayın Öcalan mı diyeceğiz), Türk Devleti ve yöneticileri için vahim, hazin bir açıklaması var. APO meğer sorunun çözümü için yakalandığından beri TC yetkilileriyle diyalog halinde imiş. Bunu biliyorduk, ama mesela zamanın Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in onunla konuştuğunu bilmiyorduk... “Bir” Paşa ona “Sen dağa çıkardın, sen indir” demiş... Bir bakıma  mantıki, cinayetleri katile çözdürmek ve katile paye vermek, adi suçlarda geçerli olsa da, Türkiye’nin bölünmesi söz konusu olduğunda, ne derecede onurlu ve ne kadar olası’
ABD’nin APO’yu, “şartlı” teslim etmesindeki “kerameti” de, hatta devletin sorunu çözmek için APO’yu “kullanması” da mazur görülebilirdi, ama bir noktaya kadar! O noktadan sonra, binlerce insanımızın katili, şimdi, “bilge” APO bugün bizi kullanıyor... Koca TC ile kedi fare ile oynar gibi oynuyor. 
Abdullah Öcalan’ın son mesajında, naçizane benim, öteden beri yazdığım hakikatleri teyit etmiş biri Avrupalılara diyor ki: “Siz bu toprakların son 150 yıllık tarihinde politikalarınızla dört halkın katliamlarına yol açtınız. Halkların özgürlüğünü bir avuç ranta, ekonomik çıkarlarınıza kurban ettiniz. Bir getirim karşılığında sattınız. Türkiye’deki egemen sistemle de uzlaştınız. Bu çözümsüzlük politikasıydı. Bunda Avrupa’nın sorumluluğu var, bununla yüzleşmelisiniz, aksi halde tarih karşısında sorumlusunuz!” Aynen, öyle!  
Fakat daha da önemlisi Kürt sorununun tarihine ve ne olduğuna ışık tutan şu sözleri: “Siz bile bu sorunun nereden kaynaklandığını anlayamıyorsunuz, o yüzden çözemiyorsunuz. Bu sorun, bir İngiliz planıdır”
Kısacası “Kürt sorunu” Kürtlerim kültürel hakları, anadilleri ve aş -iş sorunları, hatta milliyetçilik duyguları değildi... İngiliz ajanı Noel, 1919 yılımda, Güneydoğu’dan Londra’ya gönderdiği raporunda “Kürtlerde milli duygular, milliyetçilik yoktur, ama biz, biraz iteleyerek bunları yerleştiririz” demişti... Maksat, Türkiye’yi, Kürdistan ve Ermenistan’la bölerek, “Türk tehlikesinden” kurtulmaktı. Şimdi ne değişti?
APO’nun ifade ettiği bu hakikat anlaşılmadıkça ve “Büyük Kürdistan” realitesi kaale alınmazsa, sorunu çözmek mümkün değildir. APO, şimdi unutturmasın, 1984’de, PKK saldırısını başlatırken yayınladığı manifestoda hedefi “Büyük Kürdistan” idi. Şimdi o barış havarisi ve baş müzakereci olsa da amacı hala bu... Gerisi palavra!  Radikal gazetesine sorarım; bu hakikatler karşısında, eşkıya ile ne konuşulacak? Türkiye’nin mücadele azmine çomak soktuktan sonra. “Pardon-yanılmışız” demeniz yetecek mi?
----------------------------------
Okuyucularımın mübarek Kurban Bayramlarını kutlarım. Sizlerden yarın ve öbür gün izin istiyorum. Cuma günü inşallah yine birlikte olacağız.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş