Konuşmak ve bağırmak...

Ahmet SEVGİ

Atalarımız “Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa” demişler. Yani hayvanlar koklaşarak anlaşırlar, insanlar ise konuşarak. Peki, konuşup anlaşmak dururken bağırıp çağıranlara ne demeli?..
Konuşmak insanın önemli özelliklerinden biridir. Günlük hayatımızı gözden geçirelim, yemek içmek gibi konuşmak da yaşantımızın bir parçasıdır. Ayrıca, sosyal bir varlık olan insanın başkalarıyla ilgi kurmasının yolu da konuşmadan geçmektedir.
Toplumda bu kadar önemli yeri olmasına rağmen gerekli hassasiyet gösterilmediği takdirde bazı konuşmalar olumsuz sonuçlar da doğurabiliyor. Yunus Emre’nin: “Söz ola kese savaşı/Söz ola kestire başı” beyti bu anlamda söylenmiştir.
Baş kestirmese de insanlar tarafından hoş karşılanmayan bazı konuşma tarzları da vardır ki deyimlerimize şöyle yansımıştır: “İleri geri konuşmak (Yersiz ve kırıcı konuşmak), Ulu orta konuşmak (Araştırmadan, konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan konuşmak), Ağzına geleni söylemek (Ağır ve kırıcı bir şekilde konuşmak), Ezbere konuşmak (Araştırıp incelemeden konuşmak), Bol keseden atmak (Ölçüsüz konuşmak), Çan çan ötmek (Devamlı ve gereksiz konuşmak), Atmak (Bir gerçeğe dayanmadan konuşmak), Bağırıp çağırmak (Yüksek sesle, bağıra çağıra konuşmak)... 
Yukarıda zikredilen konuşma tarzlarının hiçbirisi halk tarafından tasvip görmemekle beraber en can sıkıcı olanı şüphesiz yüksek sesle, bağıra çağıra yapılan konuşmalardır. Böyle konuşmaları dinlerken insanın “Ne bağırıyorsun kardeşim, sağır değiliz, duyuyoruz işte” diyesi geliyor... Gerçi -haklarını yemeyelim- bu tip konuşmaların hastaları da vardır. Evinde çoluk çocuğuna yedirecek ekmeği olmadığı halde borç para bulup Türkiye’nin bir ucundan diğerine otobüs tutup liderlerinin bağırıp çağırmalarını dinlemeye giden fanatikler de az değildir.
Ben şahsen hatiplikle bağırıp çağırmanın birbirine karıştırıldığı kanaatindeyim. Gerçek hatipler kitleleri doğru yola davet eden kişilerdir. Ve onlar bağırıp çağırmaya, ağızlarını bozmaya asla tevessül etmezler.
Söz bu noktaya gelmişken Mehmet Çınarlı’nın yıllar önce Makedonya’da düzenlenen “Struga Şiir Akşamları Festivali” nde şahit olduğu komik, komik olduğu kadar da ibret verici bir bağırıp çağırma olayını -Çınarlı’nın kendi ifadesiyle- nakletmek istiyorum:
“... Toplantının sonuna doğru kürsüye gelen uzun siyah sakallı bir şair, öfkeli ve kızgın bir tavırla, yumruklarını sıka sıka bağırıp çağırmaya başladı. Anlaşılan ateşli bir ihtilâl şiiri okuyor, birtakım kimselere tehditler savuruyordu. Tam o sırada, sahibinin kucağından fırlayıp ortaya çıkan bir köpek, şairin karşısına geçip aynı tonda havlamaya başladı. Bu komik manzara karşısında kimse kendini tutamadı. Neye uğradığını anlayamayan şair de, okumasına bir süre ara verip gülüşmelerin bitmesini bekledi. Yeniden şiir okumaya başladığı zaman, ses tonunu oldukça azaltmış, hareketlerini tabeiîye yaklaştırmıştı.
“Keşke böyle cesur, gözünü budaktan esirgemeyen köpekler bizim ülkemizde de olsaydı... Belki o zaman kimi insanlar “bağırmak” tan vazgeçip “konuşma” ya yönelirlerdi...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş