Köpeklerin hikayesi

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Anadolu coğrafyası öyle bereketlidir ki, çarıklı erkan olarak bilinen Türkmen kocalarının anlattığı kıssaları kendi adıma ömür boyu yazamam. İşte onlardan yaşanmış ve yaşanmaya devam eden bir öykü. 
Değerli okurlar;
Konumuzda anlattığımız “Küçük şehir” ile kastımız  “Kırıkkale”,  “Büyük şehir” ise; “Ankara” dır.
“Bir köpek düşünün yalnız bir küçük şehirde dolaşıyor, o küçük şehirden ayrılıp büyük şehre gidince havası bin beş yüz gittiği büyük şehirde anlatıyor, benim küçük şehrimde zağarlar var, ben küçük şehri terk edince meydanı onlara bırakırım, ben küçük şehre gidene kadar arkamdan söverler, çenilerler hatta taş toplarlar. ‘O büyük köpek bir daha şehrimize gelirse taşlayacağız’ derler. Ben en küçük şehre gidince o zağarlar tekrar etrafıma toplanırlar. Topladıkları taşları saklarlar. Ben bilirim çünkü onlar zağarlar, onların ruhunda yalakalık vardır, uzaktan çenilemek vardır. Ben o zağarları iyi tanırım çünkü aynı soydan geliriz, mayamız aynıdır.
Büyük köpeğe sorarlar; “Peki hiç karşına çıkan kurt olmadı mı o küçük şehirde?” büyük köpek anlatır: “Bazen üç beş kurt karşıma çıksa da akıllarınca dik duruş sergilediklerini zannederek benimle baş edeceklerini düşünseler de, bir şeyi bilmezler. Zağarın çok olduğu, kahpenin ve puştun cirit attığı o küçük şehirde onlar gibi dik durmaya çalışıp ancak; benim gibi kahpeliği bilmezsen zağar ruhlu olmazsan büyük köpek olamazsın, kaybedersin” 
Büyük köpeğe sorarlar: “O küçük şehirde hiç kurt yok muydu?” Büyük köpek tekrar başlar anlatmaya: “Vallahi sene 1999. Aylardan Nisan. Tasmamı tutan sahibim beni o küçük şehre gönderdi, şehre girdim. Kurttan geçilmiyor. Her yer kurt. Ben bu kurtları birbirine düşürdüm. Kurtlar birbirini yerken ben aradan çıktım hem de en büyük hampayı aylardan 18 Nisan’da kaparak o küçük şehirde güçlenince geldim büyük şehre. O küçük şehirde çiğ et yerken, büyük şehirde önüme kızarmış et, kızarmış tavuk... Allah dedim, fakat bu saltanatım 3-3.5 sene sürdü. Sonra yine zayıflamaya başladım. Aç kaldım. Tabii seneler geçiyordu, sene 2002. Aylardan 3 Kasım olmuştu. Tasmamı tutan sahibim beni tekrar o küçük şehre gönderdi. O küçük şehre giderken kurtların çok olduğunu düşünüyordum ancak; o küçük şehre girdiğimde korktuğum başıma gelmedi. Çünkü o kurtlarla dolu şehirde kurtlar azalmış, benim soyumdan olan zağarlar çoğalmıştı. Ancak; umduğumu bulamadım. Aç sefil büyük şehre geri döndüm. Bitmiş tükenmiş bir haldeydim. Tabii seneler geçti, sene 2007 aylardan Temmuz olmuştu. Aynı 1999’da, 2002’de ve 2007’de tasmamı tutan sahibim beni tekrar o küçük şehre gönderdi. 2007’de gittiğim o şehirde bir tek kurt kalmamış, meydan boş kalmıştı, tabii önceden tanıdığım aynı soydan, aynı mayadan olduğum zağarları yanıma topladım. Son kalan üç beş kurdu da kandırarak avımı aramaya başladım ve 22 Temmuz’da hampayı tekrar kaparak büyük şehrin yolunu tuttum. Büyük şehirdekiler hemen sordular: “Büyük köpek. O üç beş kurdu nasıl kandırdın?” Büyük köpek şöyle bir kasılarak hemen anlatmaya başladı: “Arkadaşlar başında dedim ya benim ruhumda kahpelik, mayamda kalleşlik, etrafımda da bu kadar zağar oldukça üç beş kurdu yemeye ne kalmış. Tabii hepsinin başı, tasmamı tutan sahibim olmasa ben bunları yapamazdım, bunlar olmazdı. Tasmamı tutan sahibim sen çok yaşa!”
Köpeklerin hikayesi burada bitmiyor. Sağ olsun Bülent Altınışık yine anlatacak. Ufuk Çizgisi’nde zağarları yazmaya, köpeklerle kurtların mücadelesini paylaşacağız.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları