"Kör ve sağır olmak" ve terör

A+A-
Mustafa ERKAL

Aydınlar Ocağı’nın her yıl 30 Ağustos’ta geleneksel olarak düzenlediği “Şehitleri Anma Günü” bu yıl  yasaklandığı için yapılamıyor. Edirnekapı Şehitliği’nde düzenlediğimiz  vatandaşlarımızı ve şehit ailelerini biraraya getirdiğimiz toplantıya herhalde demokratikleşme adına yasak geldi. Terör örgütü yandaşlarının her türlü gösteri ve şiddete dönük eylemi demokratikleşme ve ülkeyi çorbaya çeviren açılım adına yetkililerce seyredilirken; Aydınlar Ocağı’nın toplantısının yasaklanması üzücü ve düşündürücüdür. 
Ülkede sürekli garip şeyler oluyor. Her bir açılımdan sonra nereye varacağız sorusu akla geliyor. En son 15 Ağustos tarihinde ibadet yeri olmayan sadece manastır olarak isimlendirilen Sümela, 88 yıl sonra törenle  ibadete açılıyor. Misyonerliğin yasa değişikliği ile önünü açmakla kalmıyor; bizzat teşvik ediyoruz. Sonra da Osmanlı’dan örnekler veriyoruz. Aynı günlerde Yunanistan’da Türk mezarları tahrip ediliyor, dönem dönem seçilmiş müftüler hapse atılıyor, vakıflara el  konuyor, camiler yerle bir ediliyor. Batı Trakya Türkleri vatandaşlıktan atılıyor. Biz aynen Ermenistan ile yakınlaşmada olduğu gibi tek taraflı mütekabiliyet esasını hesap etmeden bir de Yunan-Rum  açılımı yapıyoruz. MHP Trabzon Milletvekili Süleyman Yunusoğlu ile arkadaşlarını, haklı tepki gösteren  ve henüz hassasiyetini kaybetmemiş Trabzonlulara saygı duyuyorum. Eğer konu sadece tanıtma ve turizm geliri açısından düşünülüyorsa; gömleklerinin sırtlarında Pontus haritasıyla gelenlerin başka türlü ihtiyaçlarını da karşılamak gerekir. Bildiğim Trabzon buna uygun bir şehir değildir. Anlayamadığım bir nokta da, ülkeyi yönetenlerin Batılı ülkeleri “kör ve sağır” olmakla suçlamaları ve bu ülkelerden yakınmalarıdır. Yabancı diplomatlara verilen her yemekte bu dile getirilir. Herhalde nezaketten olacak yabancı diplomatlar şu soruları sormazlar:
Siz gerçekten dış etkilerden bağımsız olarak terörle mücadele etmek istiyor musunuz? Bu işi izinle yapıyorsanız bizden neden şikayetçi oluyorsunuz?
4 Temmuz 2003’de Süleymaniye’de başınıza çuval geçirilirken neden gerekli tepkiyi göstermediniz? Nota verilsin diyenlere Başbakanınız bu müzik notası mı diye sormadı mı?
Cumhurbaşkanınız “büyük devletler özür dilemez” demedi mi?
Terörle mücadelede istihbarat esas olduğuna göre, Irak’ın Kuzeyindeki askeri unsurlarınızı neden dış emirle geri çektiniz? İstihbarat unsurlarınızı Ergenekon ve Balyozlarla neden deşifre ettiniz?
Kuzey Irak’a karadan girmemek için Dubai’de 1 milyar dolarlık anlaşmayı yapmak için biz mi sizi zorladık?
TBMM’den çıkardığınız PKK kamplarına müdahale tezkeresi sonrası askere neden yetki vermediniz? Irak’a karadan girmemek, Barzani’yle iyi ilişkiler kurmak ve Kürt sorununa siyasi çözüm bulmak şartı ile  hava operasyonları yapmıyor musunuz?
Herhalde vatandaşımız halk oylamasının arka planını yavaş yavaş fark etmeye çalışıyor. Asıl gayenin değişiklikten çok; Türk devlet yapısını egemen dış güçlerin isteğine göre şekillendirilmesi olduğunu ergeç görecek. Bundan dolayı kurumlar tanınmaz hale getirilmekte, başkalaştırılmakta, engel görünenler ise yıpratılmaktadır. Bir bakıma Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye sayısının büyük  çoğunluğu eğer  iktidar yanlısı olsa idi; ne değişikliğe, ne de halk oylamasına ihtiyaç kalmayacaktı. Bunun adı hukuk devletinden parti devletine geçmek ve demokrasiyi rafa kaldırmaktır. Hâlâ uyanmayıp; 12 Eylül’e takılı kalanlar son yıllarda gerçekleşen 12 Eylülleri ve sivil darbeleri artık fark etsinler. Aksi takdirde, Aziz Nesin’in  yaptığı bazı tespit ve haksız  iddialar geçerli hale gelebilir.
“Efendim, solcular hayır diyormuş; biz de mi hayır diyeceğiz?”  diyenler, bu iktidarın dünün  aşırı sol, bugün devşirilmiş ve liberalleştirilmiş  çevre ve şahıslarla  neden bu ölçüde işbirliği yaptığını da açıklamalıdırlar. Bu son derece önemli ve anahtar bir sorudur.
Vatandaşın tuttuğu partiye göre rey vermesi son derece yanlıştır. Son günlerde herkes ülkücü oldu. İşe yarayanlar hemen ekrana çıkarılıyor ve ellerine okumaları için kâğıt tutuşturuluyor. Bu sıfat, değişik şekillerde kullanırlı hale geldi. Bizim bildiğimiz ülkücülük; son derece karakterli, fedakâr ve vefakâr, samimi, idealist ve satın alınamayan bir çizgidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları