Kördüğüm ülke!

Altemur KILIÇ

Önceki gece bir dost meclisinde, keyifli bir sohbet ortamı yaşadık. Katılanlar ve söyledikleri adeta ülkemizin şu sıralardaki kesiti gibiydi. Hem Batı hem de Doğu kültüründen esinlenmiş aydın bir profesör, aydın bir ev hanımı, dünyanın her tarafını gezmiş engin bilgi sahibi “Köy Enstitüsü” kökenli bir eğitimci ve yakın tarihi çok okumuş, komplo teorilerine takılmış vatansever bir halk aydını. Onun söylediklerinde çok hakikat payı vardı.
Gerçekten de artık hata yapmamak için bunları hatırlamamız, bilmemiz gerek. Ancak bilsek de “tekerrür” ediyorlar işte!
Ben ona çoğu dedikodu ve rivayetlere dayalı bu teorilere takılı kalırsak ileriyi iyi göremeyeceğimizi söyledim.

***


Tasavvuf meraklısı ve çok güzel ney  “üflemesiyle”  havayı hem dağıtan hem de hüzün veren arkadaşımız, Hazreti Mevlana’dan ve diğerlerinden beyitler okuduk, günümüz için doğru ahkamı bulmaya çalıştık.
Mesela Mevleviler’le Bektaşiler, Aleviler, Halvetiler ile başka  “cemaatler”  arasındaki farkları, başta Hazreti Mevlana’nın  “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” öğüdünün bugünlere ne kadar denk düştüğünü gördük.
Ve Nesimi’nin unutulmaz şiiri:
 “Ben melamet hırkasını kendim giydim eynime,
Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne,
Kah  çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi. 

*


Kâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni,
Sofular haram demişler, bu aşkın şarabına,
Ben doldurur, ben içerim, günah benim kime ne.

*


Kâh giderim medreseye, ders okurum hak için,
Kâh giderim meyhaneye, dem çekerim aşk için,
Sofular secde eder, mescidin mihrabına.

*


Benim ol dost eşiğidir, secdegâhım kime ne,
Nesimi’ye sorduklarda o yar ilen hoş musun,
Hoş olayım olmayayım, o yar benim kime ne.”
Bu sözlerden herkes hisse kapabilir!!

***


O gece hepimiz bir hususta birleştik; gökyüzünden de yeryüzünden de bakınca ülke, girift olan sorunlarla savaş alanına, arapsaçına dönmüş. Bu cehennemin ayrıntıları, mesela sonu gelmez davaların ne zaman sonra ereceği, sayıları binlere varan tutukluların encamı belli değil. Erdoğan bile bilemiyor, o da endişeli ve huzursuz! Ama galiba yabancılar biliyor... Kürtçüler ve yabancılar ne istediklerini çok iyi biliyorlar ama ne hükümet ne muhalefet kimse bilemiyor. Rüzgara kapılmış bir bu yana, bir o yana sürükleniyoruz.  “Korkusuz kaptan”  da pusulayı kaybetmiş, rotayı şaşırmış...

***


Durum eski Yunan tragedyalarındaki gibi. Oyun yazarları ve senaristler bazen konuyu öylesine karmaşık ve içinden çıkılamaz hale sokarlar ki sonunda oyunu bitirmenin çaresini sahneye;  “Tanrısal bir makine”  indirip perdeyi kapatmakta bulurlar. Şimdi o  “Tanrısal makine”  nerede? Makedonyalı İskender, Gordiyom’daki kördüğümü kılıcıyla kesmiş ve çözmüştü. Şimdi İskender nerede, kılıç nerede?
O akşam bunların artık böyle devam edemeyeceği hususunda anlaştık ama çarede anlaşamadık. Sonunda  “Denizler durulmaz dalgalanmadan” diye şarkı mırıldandık!...

***


Şimdi  “suç” darbe ve sözde suçlular da içeride ve TBMM’de darbeler soruşturuluyor. Bir daha olmasın diye... Asıl araştırılması gereken  “geçmişte darbelere neyin sebep olduğu” . Eğer bunlar, bugünkü kargaşanın unsurları, doğru tespit edilirse, yeni müdahalelere gerek kalmaz.
Ve 9. Cumhurbaşkanı Demirel’in sözleri,
“ İleride bugünleri de araştıranlar çıkacaktır.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş