Korkunun bedeli

A+A-
Altemur KILIÇ
Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Başbuğ, 100 bin gencin dört gözle beklediği bedelli askerliği görüştü ama sonuç olumsuz çıktı. Bedelsiz, gerçek “askerliğe” devam... Bir dahaki çamaşıra kadar! Bu lekeli iç çamaşırı, müsait bir zamanda, gene ortaya çıkarılacaktır!
   Medyadaki yorumlu habere bakın;  “Bedelli askerlik umudu taşıyan binlerce gencin gözlerini diktiği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ arasındaki zirveden beklenen ’müjde’çıkmadı. 2,6 milyar lira gelir bekleyen hükümeti üzdü” !
 Askerlik kökünden ortadan kaldırılsa, Ordu “lağvedilse”, bayram edecekler... Veya en iyisi, Ordumuzu kiraya verseler, ne büyük ve devamlı gelir sağlarlar! Askere gitmeyene kız vermemek anlayışından, bugünlere geldik... Ne acı!
Savaş aşkı-ordu sevgisi  
Bu konuda düşündüklerimi, önce yazmıştım. Ben, savaş delisi savaş aşığı değilim. Savaşın ne olduğunu, nelere, ne ıstıraplara mal olduğunu yakından gördüm... Böyle olunca  “savaş aşığı” olmak deliliktir... Atatürk’ün söylediği gibi  “Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Ulus hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.”
Evet, keşke dünyada savaşlar hiç olmasa. Ordulara da gerek olmasa! Askeri bir birlik sembolik olarak; mesela “Mehteran Takımı” gibi muhafaza edilse, bayramlarda geçseler! Sadece nükleer silahlar değil bütün silahlar müzeye kaldırılsa diğerleri yok edilse! İnşallah bir gün insanlık o düzeye erişir! Ama bugün ve özellikle Türkiye için mümkün mü? Dünyada, içeriden ve dışarıdan, Türkiye kadar tehdit edilen başka bir ülke var mı? Türkiye’nin başka ülkelere saldırmak, hatta kaybedilen toprakları geri almak gibi emelleri yok! Ordumuz, adı üstüne bir “milli savunma”  gücü! İçeride darbe planları yok, sinsi planlara karşı ihtimal ve tedbir planları var!
Ve Türk Ordusu, geleneklerimiz gereği,  “milli”  bir ordu ve milletimiz de “ordu millet”... Bu, tehlike ve tehditlere karşı, bize özgü ve parayla, teknolojiyle elde edilemeyecek bir ayrıcalığımız! Ülkemiz bu ruhla kurtuldu ve TC de aynı güçle kuruldu... Tehlike ve tehditler devam ettikçe, sonunda vatanı kurtaracak olan da bu güç! Ve TSK, Cumhuriyetin-devrimlerin, son sigortası! Ordu düşmanlarını rahatsız eden de bu; bu güç ve ruh köreltilmek isteniyor! Maksat bu olunca, ileri sürülen diğer bahaneler ayrıntı!
Mâlumlardan bir yazar, “TSK’nın, çağın ve zamanın ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn edilmesinin zamanı gelmedi mi?” diye soruyor... Haberi yok; Genelkurmay bu dizaynı, yani orduyu hem “milli”  olarak korurken, “profesyonel” yapıyor. Ve askerlik hizmetini tek sisteme bağlamak ve eşitlik sağlamak hazırlıkları yapılmakta.
Sözde “Türk”, sözde “aydınlar”, Türklerin acılarından fazla Ermenilerin acılarını paylaşırlar, eş zamanda kendi ordularına ve  “milli” askerlik görevine, karşıdırlar... Önceki gün, “Ermenilerin acılarını paylaşmak” etkinliğinin sloganı “Milliyetçiliğe Dur” olunca, başka yoruma ne hacet! 
Şifreler
Bazı şifreler; Ordu Düşmanlığının karargahı Taraf’ta, polis kökenli hatta, galiba hâlâ emniyet mensubu ve Polis Akademisinde Eğitim Görevlisi Emre Uslu, “Bedelli askerlik” karşıtlarının “argümanlarını”  sıralamış. Birincisi, “Hayatımın en verimli döneminde 16 ayım boşa gitti” argümanına karşı, Profesör Ümit Özdağ’ın cevabı;  “Hayatının en verimli çağında bu vatanı ve bu milletin namusunu korudun”...
Uslu der ki; “Bu askerî çevrelerin sıklıkla başvurduğu argümandır... Ve tam anlamıyla saçmalık, popülist bir goygoyculuk”! Gene bu adama göre; “Asker sayısı azalıyor, dolayısıyla bu ülke güvenliği için bir risk oluşturuyor”  iddiası da  “Kendi içinde çelişkili, mantıksız ve saçma bir gerekçeden başka bir şey değil.”
Fakat ‘Bedelli Askerlik’ için daha fesat “argüman” gene Taraf’ta Ahmet Altan’ınki... “Zorunlu askerlik tümüyle, ortadan kalkmalı” diyor... “Askerlik tamamen kalkmalı”  diyecek ama bunu söylemek, şu sıra, biraz zor! İnşallah, 2. Cumhuriyette!..
Altan dert yanıyor: “18 ay askerlik yaptım... Benim bir işime yaramadı, ordunun da bir işine yaramadı... Çocuklarım, karım, bir işim vardı, hepsini geride bırakmak zorunda kaldım... Epeyce parasızlık ve sıkıntı çektim... Bunların ’vatanıma’ne yararı oldu? Hiç... Bana ihtiyaçları yoktu. Peki, niye beni bir dağın başında aylarca boş oturttular, birçok insan gibi benim hayatımdan da çok önemli bir zaman parçasını alıp götürdüler?”
Ahmet, askerlik görevini  “angarya” sayıyor. Muhtemelen “kaytardığı” için de Komutanından, fırça yemişse, herhalde kuyruk acısı vardır. Vatan görevini “angarya” saymayan, görevlerini hakkıyla yapmış, iftihar etmiş milyonlarca genç var! Asker ocağı ve hatıraları ömürleri boyunca en güzel anılardır. Kısacası; Ahmet Altan, “Mehmetçik” değil, “Ahmetçik” bile değil!
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları