Korkunun bedeli

Altemur KILIÇ

Tek tip askerlik projesi, Genelkurmay Başkanlığının öteden beri, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un inisiyatifi ile üzerinde çalıştığı bir projedir ve şimdi Başbakana sunulacak olan da bu projedir... Ama bana öyle geliyor ki, geciktirilmesinin sebebi “tek tip”le “bedelli askerlik” arasındaki uyuşmazlıktır!
 Askerlik görevi konusunda çeşitli uygulamalar var. Kısa dönem askerlik vb.. gibi. Yurtdışında çalışan ve yaşayan bazı gençler (benim torunum da) bedelini ödeyip, kısa dönem, yani 21 günlük güya askerlik yaparken, diğerlerinin 12 ay, hem de zor savaş şartlarında askerlik yapmaları, vatandaşlar arasındaki eşitliğe aykırı. Tek tip, yani eşit şartlarda ve aynı müddet “askerlik” de bunun için zorunlu; hem hakkaniyet hem de hizmet açısından.
Fakat ortada bir açmaz var; yurtdışındaki gençler de ülkedeki gençler de özellikle hayatlarının, kariyerlerinin, askerlikle inkıtaa uğramasını istemiyorlar... Ama kaçmak da istemiyorlar! Bunun asıl sebebi de askerlik yapmamak, Türkiye’deki girişimlerine engel olabilir. Yani “hamaset” payı az!
Ne derseniz deyin dünya dönüyor ve değerler değişiyor. Eskiden, gayrimüslim azınlıklar, “bedelli askerlik” yaparlardı. Ve kimse onlara gıpta etmezdi... Sonra bu da kaldırıldı. Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler de aynı şekilde askerlik yaptılar, Yedek Subay da oldular. Doğrusu da buydu.
Bizim zamanımızda, herhangi bir sebeple askere alınmazsak kahrolurduk -askerlik yapmayana kız verilmezdi- askere gitmek için gün sayardık... Ve askerliğin kariyerlerimizi kesmesi de bizi rahatsız etmezdi. Askerlik hizmeti güç ve meşakkatli olsa da sonunda terhis edilmeyi beklesek de askerlik hayatımız, çoğumuz için hayatımızın en güzel günleri idi. Bu “ordu-millet” olmak geleneğinin, ayrıcalığının gereği idi... Bu ruh, hâlâ gençlerin askerliğe davul zurna ile gitmeleriyle devam ediyor! Herhalde pop-rok nemaları, davulları, zurnaları tamamen susturana kadar! Şimdi bazı gençler için askerlik angarya; bazıları, maalesef askere gitmemek için rüşvet bile veriyorlar, çürük çıkmak için rapor alıyorlar ve “vicdani retçi” oluyorlar.
Başbakan Erdoğan, ‘Türkiye dört tarafı düşmanlarla çevrili bir ülkedir’ tekerlemedir “sanaldır” yani boş laf diyor, ama gerçekten hep böyle olmuştur ve bugün de düşmanın tehdidi altındadır... Ve güçlü ruhu bozulmamış bir orduya, her zamankinden fazla ihtiyacımız var!
Bir süredir ortalıkta “bedelli askerlik”  vaadi dolaştırılıyor... Eğer söz konusu hakikaten “tek tip askerlikse”, “bedelli askerlik” yani para verip “yan yatmak” aslında, buna aykırı. 
Zaten yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner daha göreve başlarken ve tek tip askerliğin zorunlu olduğunu söylerken bunu ifade etmişti: Paşa, demişti ki  “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temel unsurunu vatan hizmetini yerine getirmek üzere silah altına koşan “Mehmetçik” teşkil eder... Şanlı tarihimiz kahraman Mehmetçiğin destansı fedakârlıkları ile doludur. Koşaner Paşa sonra da “Tek tip askerlik uygulamasına geçilerek vatan hizmetinin eşit şartlarda yapılması ayrıca eğitimli insan gücümüzden daha uzun süre ve daha etkin yararlanılmasına imkân yaratılması önem arz etmektedir”  diyerek konuya açıklık getirdi,
Bu sözler tartışmalara son vermesi gereken son noktadır. Ne var ki buna rağmen,  “bedelli askerlik” gündemde...
Neden? Çünkü, gençlere bedelli askerlik vaadi, seçim malzemesi. Çünkü, AB kriteri ve ekonomi-maliyet ve tasarruf konusu! Türk Ordusu ruhunu kaybetmiş, ne gam!
Ömer Çelik, gençler arasında farklılık var; Anadolu’daki gençle,  İstanbul’daki genç aynı değil ve aynı şekilde askerlik yapmaları yanlış diyor... Yani, “tek tip” yanlıştır demek istiyor. Oysa İstanbullu gençlerle, mesela Hakkârili vb. gençlerin birlikte, aynı şart ve sürelerde askerlik yapmaları milleti birleştirdi, kaynaştırdı, şimdiye kadar!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş