Koyun gibi bakışına ölürüm Türkiyem

İsrafil K.KUMBASAR

Radyonun düğmesini çeviriyorsunuz, bir patlama haberi. Televizyonu açıyorsunuz şehit cenazeleri. Gazetelere göz atıyorsunuz, bölücü terör örgütünün tehditleri.
Artık neredeyse insanların ‘alışmaya’ başladığı bir kanlı kuşatma dört bir yanımızı sarmış gidiyor.
‘Devleti’ arıyor gözleriniz.
Yalpalamayan, iki laf arasına ‘bir yalan’ sokuşturmayan, görevinin ‘ciddiyetini’ kavramış ‘yetkili’ soruyorsunuz boş yere.
Bir köşede yakayı ele verip, muhabirlere yakalananlar, bildik teraneleri okumayı sürdürüyor:
- “Biz barış, kardeşlik, dostluk sürsün istiyoruz. Bin küsur yıldır bu topraklarda birlikte ağlayıp, birlikte güldük.”
Ne menem şeymiş bu barış dedikleri, doğrusu pek çok insanın aklı almıyor.
İlginçtir, hep ‘netameli’ insanların dudaklarının arasından dökülüyor bu sözcük. Vaktinde Filistin kamplarında bulunmuş, ‘sol terör örgütlerinin’ içinde hayli cengaverlik yapmış, canım Anadolu gençliğini kışkırtıp kenara çekilmiş tiplerin iki dudağı arasında bir sokak yosması olup çıkıverdi barış.
- “Biz barış istiyoruz, kan akmasın
diyoruz.”

***


Kimileri Meclis’e adım attı önceki gün. Hem de büyük cakalar satarak.
Türkiye’ye ‘demokrasi’ dersi, ‘vefa’ örneği vererek, ‘davaya bağlılık’ pozları göstererek.
Bir kısmı ne yazık ki halen kendini ‘sosyalist’ olarak adlandırıyor.
Garibim Marks kalksa mezarından,  “Ulan ben yanıldım, yoruldum, siz hâlâ benim üzerimden nemalanmayı bırakmıyorsunuz”  diye suratlarına tükürür.
Sosyalistmiş! ‘En kızılları’bile memleketin mutena kıyılarında yazları ‘ıstakoz’ gibi kavrulur. Sonra ‘düzene’ eklemlenir, “bizim haylaz oğlan”  rolüne fit olurlar.
Yıllar içinde kızıllıkları hafiften ‘toz pembe’ bir hal alır ki, ‘güneşte unutulmuş al bir gömleğin renginin uçması gibi’ iğrenç bir görüntüdür bu.
Haklı olarak  “Kızılı öyle de, peki yeşili çok farklı mı”  diye soracaksınız?
O cenahta durum daha vahim. Orada ‘renkten renge’ girmeler, ‘sararıp solmalar’ bir başka alem.
Konjonktüre bağlı olarak ‘fıstıki’ ile ‘kına’ yeşili arasında gidip gelenler,  “Biz bu ülkenin renkleriyiz”  masalı etrafında kenetlenmeler almış başını gidiyor.
“Renkler” diyecek ki, araya kendisini de soksun. Bir ‘yer’ açılsın hazretlerine.
Bir yer edinsin, gerisi kolay. Koluyla, buduyla milleti yanlara doğru ite kaka ‘mekanı büyütmek’ işten bile değil.

***


Yağmurlu bir İstanbul akşamı, E-5 üzerinde pankart asan gencecik çocuklar bizi bir an için yıllar öncesine savurdu: “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın!”
Onların bugün artık kartlaşmış, göbeklenmiş, ‘Rayban’ gözlükleri ile etrafı süzen, ‘cipleri’ caka satan ‘abilerini’ düşündük.
60’ların sonu ile 80’lerin başında ‘ne büyük idealleri’ vardı beylerin. Gece toplantıları, yazıya çıkmalar, mitingler, yürüyüşler.
Tıpkı o akşam gördüğümüz çocukların heyecanı, coşkusu içerisindeydiler.
Bugün ‘patlıcan moru’ ile ‘fıstıki yeşil’ arasında gidip gelen suretleri artık şaşırtmıyor bizi.
Sorulara cevap bekliyoruz ya, cevap verecek olanlar ‘evrilmiş’ ve kendilerine ‘yeni hedefler’ koymuş besbelli.
O yüzdendir ki radyolar, televizyonlar, gazeteler, internet hep acılı, hüzün kokan haberler verirken,  “ne oluyor yahu”  sitemlerine mantıklı bir izah bulamıyoruz.
Son bir umut, bir başka kanalı açıyoruz. Yürek yangınımıza merhem olacak bir iki cümle buluruz umuduyla. O da ne?
Bir ‘medeniyetler’ korosu, şen şakrak ülkemin ‘bütün renkleri’ birlikte ilahiler, şarkılar, türküler seslendiriyorlar.
Son türkü de yerine oturuyor hani:
 “Havasına, suyuna, taşına toprağına...”

***


Bir dize de bizden olsun:
“Koyun gibi bakışına ölürüm Türkiyem.”
Vaziyet budur, vesselam.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş