Kritik önemde bir müttefik...

A+A-
Haydar ÇAKMAK

ABD Başkanı Barack Obama 5 Ocak 2012 tarihinde alışılmadık bir şekilde Savunma Bakanlığı Pentagon’a giderek Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarıyla birlikte ABD’nin yeni savunma stratejisini ulusal ve uluslararası kamuoyuna duyurmuştur.
Belgenin amacı ABD’nin dünyadaki liderliğinin ve askeri üstünlüğünün korunmasıdır. Strateji dört temel düşünce ve karar üzerine inşa edilmiştir. Birincisi ABD’nin Avrupa’yı küresel güvenliğin sağlanmasında “en kararlı, öncelikli müttefiklerin evi” olarak nitelemesidir. ABD Avrupa’dan ve Avrupalılardan vazgeçmeyeceğini strateji belgesine koyarak dostluğunu ve ittifak arzusunu bir kez daha resmileştirmiştir. İkincisi, Amerikan silahlı kuvvetlerinin yaklaşık 1.5 milyon olan askerlerinin 490.000 azaltılması ve savunma bütçesinden 450 milyar dolar tasarruf öngörmesidir. Ordu seviyesi nicelik olarak küçültülmekle birlikte nitelik olarak yükseltilmektedir. Daha çevik bir ordu olması için yeni nesil silahlarla donatılması öngörülmektedir. Burada her ne kadar zikredilmese de ordunun küçültülmesinde günümüzde ABD ve batı dünyasının içinde bulunduğu ekonomik sorunların da dikkate alındığını söylememiz abartılı olmayacaktır. Üçüncüsü savunma stratejisindeki “aynı anda iki büyük savaş yapma kapasitesinden bir büyük savaş ve bir yerel istikrar sağlama operasyonu kapasitesine” geçme kararıdır.
Bu kararın temelinde aynı anda iki farklı bölgede Afganistan ve Irak’ta sürdürülen kötü savaş tecrübesi yatmaktadır, ayrıca ordunun küçültülmesinde olduğu gibi bu kararda  da ekonomik kaygıların rolü olduğunu not etmemiz doğru olacaktır. Dördüncüsü ABD’nin yeni dönemde ilgi ve çıkar alanını Asya-Pasifik ve Orta Doğu olarak öngörmesidir. Çin’in güçlenmesi, İran ve Kuzey Kore gibi tehlikeli olarak görülen ülkeleri, ABD’yi rahatsız edecek şekilde desteklemesi Amerika’yı bu bölgeye itmiştir. Ayrıca ABD, Çin’i dengelemek için Hindistan ve Japonya’yı daha fazla destekleme kararı almıştır.
ABD Savunma Stratejisi aynı zamanda küresel ekonominin kaynakları, kaynaklara ulaşım yollarının açık kalması, kaynaklara erişimi engelleyen güçlerin etkisizleştirilmesi gibi emperyal politikalar öngörmektedir. Bu ekonomik gerekçeler tipik bir emperyalist politika ve sömürü mantığını çağrıştırmaktadır. ABD’nin bundan böyle geniş çaplı, uzun süreli istikrar operasyonları değil, kısa süreli operasyonlar yapabileceği belirtilmektedir.
Güvenlik teknolojilerinin önemi, siber uzay, siber güvenlik, sibernetik ağlar, füze savunma sistemleri, uzay ve hava güçlerine sahip olma,  hızlı hareket etme, hızlı haberleşme, IV. Kuşak Savaşçılar olarak adlandırılan uzmanlar ve özel güçler gibi yeni birtakım kavramlar, teknolojik üstünlük sağlama gibi amaç ve yenilikler öngörmektedir. ABD bu Stratejik Savunma Belgesinde açık bir şekilde Çin ve İran’ın kendisini kaygılandırdığını, Asya-Pasifik ve Orta Doğu’yu ilgi alanı olarak gördüğünü belirtmiştir. Ancak iletişim ve müzakere kanallarını da açık tutarak çıkarlarına dokunulmadığı takdirde barışçıl yöntemleri tercih edeceğini duyurmaktadır. Bu davranışın açık anlamı emperyalist ve güçlü bir ülkenin dayatmasıdır. Çin bu belgenin yayınlanmasından sonra kendisiyle ilgili “stratejik amaçlarının açık olmadığı” ibaresine dışişleri bakanlığı sözcüsü Liu Weim’in aracılığıyla “Pekin’in stratejik amacının belirgin, açık ve şeffaf” olduğu ifadelerin temelsiz ve güvenilmez olduğunu belirtmiştir. Bu belge eğer oturup anlaşmazlarsa ABD-Çin rekabetinin başlayacağını göstermektedir.
ABD savunma stratejileri belgesinin yayınlanmasından sonra bu çerçevede Türkiye’nin durumuyla ilgili bir soru üzerine Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu ABD dışişleri bakan yardımcısı Philip Gordon “bölge genelinde tehditler ve zorlukların devam ettiği bir sır değil, ABD’nin hem ikili düzeyde hem de bir NATO müttefiki olarak Türkiye ile savunma alanındaki ortaklığı kritik önemini sürdürecektir” diyerek dostluğun olaylara bağlı olduğunu bir başka ifadeyle konjonktürel olduğunu çağrıştırmıştır. ABD ile dost ve müttefik olmak kötü bir şey değil ancak Türkiye’nin vereceği desteğin karşılığında bir getirisi olacak mı yoksa şimdiye kadar yaptığı gibi benimle dost ol yoksa PKK, Ermeni ve Yunanlıları üstüne salarım tehdidi devam edecek mi?.. 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları