Krizin faturasını neden 'yöneticiler' ödemiyor?

İsrafil K.KUMBASAR

Amerika’da küresel krizin belirtileri ortaya çıktığında neler olduğunu lütfen hatırlayın.
Çeşitli işletmelerde çalışan üst düzey yöneticiler, ‘tedbir’ ve ‘tasarruf’ niteliğindeki çareyi ilk önce kendilerinde aramaya başladılar.
İşletmelerin en tepe noktasında bulunan ve kendilerine ‘CEO’ adı verilen yöneticelerin bazıları aldıkları ‘yüzbin dolarlık’ maaşlarından vazgeçtiler, birçoğu maaşlarını ‘asgari geçim seviyesine’ indirdiler, bazıları aldıkları ‘prim’ ve ‘ek ödenekleri’ geçici olarak dondurdular.
Yöneticilerin ‘kendiliklerinden’ yaptıkları bu fedekarlıklar sayesinde, başlarında bulundukları işletmelerde çalışan ‘yüzbinlerce’ işçi, kapının önüne konulmaktan kurtuldu.
Peki, aynı nitelikte bir gelişmeye Türkiye’de hiç duydunuz mu?

* * *

İşten çıkarmalardan önce, onlarca işçinin ‘bir yıllık’ ücretine denk gelen kendi ‘maaş’ ve ‘özlük’ haklarında tenkisat yapılmasını isteyen kaç tane yönetici tanıyorsunuz?
Allah rızası için bir tek yönetici ortaya çıkıp da,  “Başında bulunduğum firma sayesinde yat, kat, jip sahibi oldum. Sırtından köşeyi döndüğüm işçilerin işten çıkarılmasına gönlüm razı olmuyor. Faturanın bir kısmını da kendim üstleniyorum.” dedi mi hiç?
Hayır.
Peki ne yaptılar?
Daha krizin etkilerini bile hissetmeden, emirlerinin altında ‘karın tokluğuna’ çalışan gariban işçilerin aldıkları maaşa göz diktiler.
Yıllarca alınteri dökmüş, emek vermiş olan işçileri, ‘gözlerinin yaşına’ bakmadan, birer birer kapı önüne koymaya başladılar.

* * *


Üst düzey yöneticilerin ‘başıboş’ hareket etmelerinde, yatırım yaptıkları sektörlerde ‘iş bilmeyen’ patronların günahı tabii ki inkar edilemez.
Ancak eleman çıkarma yoluyla tasarrufa giden yöneticelerin birçoğu, ne yazık ki üzerlerine düşen görevi gerektiği gibi yerine getirmiyorlar.
‘Denetim’ ve ‘incelemeleri’ sadece kağıt üzerinden yapıp, şirket kaynaklarını, ‘doğru yerde’, ‘doğru zamanda’, ‘doğru kişilerle’ kullanmıyorlar,
‘Tanıtım’ yada ‘aydınlanma’ maksadıyla 24 saat yanan lâmbalar, ‘çöpe’ giden yemekler, gereksiz yere çalışan ısıtıcılar-soğutucular, amaç dışı ve hor kullanılan araçlar, üretim maliyetini artıran makina, alet, edevat umurlarında bile değil.

* * *


“Üretimde kalite, verimde devamlılık”  ilkesi, neredeyse ders kitaplarına terkedilmiş durumda.
‘Araştırma’ ve ‘geliştirme’ faaliyetlerine gereken önem verilmiyor.
‘Dağıtım’ ve ‘pazarlama’ işleri, satış elemanlarının insiyatifine bırakılıyor.
‘Fireler’ ve ‘hurdalar’, aylar boyunca izlenmiyor.
‘Müşteri memnuniyeti’ dosyaları raftan inmiyor.
‘Markalaşmaya’ gerekli hassasiyet gösterilmiyor
‘Reklâm bütçeleri’ hatır-gönüle göre harcanıyor.
‘Haber’ ve ‘raporlar’ kaynağından araştırılmıyor.
‘Şahsi menfaatler’, firmadan üstün tutuluyor.

* * *


Ama gelin görün ki, patronlara yalnızca ‘duymak istediklerini’ anlattıkları için ısrarla baştacı edilen birçok yönetici, “Herşeyi  ben bilirim, en iyisini ben yaparım” havasında hareket ediyor.
Kendilerine en ufak bir ‘eleştiri’ dahi yöneltmek bile mümkün değil.
‘Başarının’ yerine habire ‘mazaretler’ sıraladıkları halde, ‘takdir’ ve ‘taltif’ bekliyorlar.
Yazık.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş