Kültür mü, siyaset mi?

A+A-
Ahmet SEVGİ

Gerek elektronik mektuplarda, gerekse yüz yüze yaptığımız görüşmelerde okuyucularım, neden güncel (aktüel) konularda yazı yazmadığımı soruyorlar ve eleştiriyorlar. Bu mevzuda samimi düşüncelerim şudur: Sanatın, edebiyatın, okumanın, yazmanın, düşünmenin kısacası fikir üretmenin kalem efendiliği sayıldığı; gazete köşelerinin, televizyon ekranlarının siyasî tartışmalarla dolup taştığı ve bu tartışmalarla insanların beyninin yıkandığı, âdetâ mankurtlaştırıldığı bir ortamda siyâsî yazılar yazmamanız elbette yadırganacaktır. Fakat ben kültürün birleştirici, siyasetinse ayrıştırıcı olduğunu düşünüyorum. Söz gelimi bir kahvehaneye gitseniz, orada birlik beraberlik, yardımlaşma, dürüstlük, saygı, sevgi gibi kültürel meseleler üzerinde saatlerce konuşsanız sizi herkes can kulağı ile dinler. Lakin siyasî konulara girerseniz bir anda bazı itiraz seslerinin yükseldiğine yahut masada oturanlardan yavaş yavaş kalkmaya başlayanların bulunduğuna şahit olursunuz.
Son on yıldır “Kürt sorunu”yla yatıp “Kürt sorunu” yla kalkan kalem sahipleri ve televizyon tartışmacıları sözde “Kürt sorunu” na ayırdıkları mesainin onda birini, ortak değerlerimize ayırsalardı eminim bugün Türkiye’nin manzarası çok daha farklı olurdu.
Eğri oturup doğru konuşalım. Toplumun bütününü kucaklayan köşe yazarları veya televizyon tartışmacıları kaldı mı? Her gün ayrılıkçı yazılar okumak ve her akşam bölücü konuşmalar dinlemek zorunda kalan toplum, yavaş yavaş bölücülüğü kanıksamaya başladı. Vatan, millet ve bayrak sevgisi yadırganır oldu. Şiir, resim, müzik, mimârî vb. güzel sanatlarla meşgul olanlara artık “neme lazımcı” gözüyle bakılıyor. Kolay değil, bir adama kırk gün deli dersen deli olurmuş. On yıldır “açılım açılım” diye diye, “değişim değişim” diye diye milletin kimyasını bozdular.
Ülkenin bu acıklı duruma sürüklenmesinin baş sorumlusu olarak, ayrılıkçı yazılar yazmada ve bölücü konuşmalar yapmada birbirleriyle yarışan neo-liberal ve neo-İslâmcı -sözüm ona- aydınları ve onların siyasî uzantısı partileri şiddetle kınıyorum.
Kanaatimce; sanat, edebiyat, hak-hukuk, dürüstlük, kadirşinaslık, saygı, sevgi gibi insanları birbirlerine bağlayan kültürel değerler geliştikçe, toplumun anlayışı değişecek, hoşgörü artacak, farklılıklar değil, ortak değerler revaç bulacaktır.
Üzülerek belirtelim ki son yıllarda bizi biz yapan manevî değerlerimiz siyasî çıkarlar uğruna heba edildi. Ülkenin bir-iki yıl içinde bölüneceğini söylemek artık kehanet olmaktan çıktı. Hatta -Allah korusun- bir iç çatışma, bir kardeş kavgası bile çıkabilir. Maalesef “açılım” lakırdıları ülkeyi bu noktaya getirdi.
Zorla güzellik olmazmış, zorla kardeşlik de olmaz. Saç saça, baş başa kavga eden insanları kardeş yapamazsınız. Gerçekten birlik ve beraberlikten yana iseniz, bu topraklarda sevgi ve kardeşliğin hâkim olmasını istiyorsanız önce bunun alt yapısını hazırlamanız gerekir. Bu da açılımla yatıp değişimle kalkmakla değil, fertleri birbirine bağlayan kültürel değerleri muhafaza ve müdafaa etmekle mümkün olur.
Kısacası; bölücü ve ayrılıkçı kalemlerin gemi azıya aldığı bir ortamda elbette misliyle mukabelede bulunulacaktır. Ama bütün bu toz duman içinde kültürel değerlerimizi de ihmâl etmemeliyiz. Çünkü bizi birleştirecek olan siyaset değil, kültürdür. Yanılıyor muyum acaba?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları