Kur’ân yılı...

Ahmet SEVGİ

Diyanet İşleri Başkanlığı vahyin 1400. yılı dolayısıyla 2010 yılını Kur’ân yılı ilan etti. Bu münasebetle bazı etkinlikler yapılıyor. Takip edebildiğimiz kadarıyla söz konusu etkinliklerin başında da “Kur’ân ziyafetleri” gelmektedir. “Okuma” deyince genellikle “Mushaf okuma” nın akla geldiği bir toplumda bunun normal olduğunu kabul etmekle beraber artık “Kur’ân okuma” nın yerini “Kur’ân’ı anlama”  cehdinin almasını, bu konuda Kur’ân yılının bir fırsat hatta bir milat olmasını ne kadar isterdim...
“İnmemiştir hele Kur’ân bunu hakkıyla bilin//Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için” beytinde Mehmet Akif’in çok güzel dile getirdiği üzere, Kur’ân bir duâ kitabı değildir. Kur’ân-ı Kerim’in muhtevası incelendiğinde amel, itikat ve ibadet konuları yanında içtimâî meselelerin de geniş bir şekilde yer aldığı görülecektir. Hatta dinin cemiyet için olduğu düşünülürse Kur’ân’ın sosyal yönünün sanılandan çok daha fazla olduğu söylenebilir. Gâyet tabii, bunu idrak edebilmek için de sevap kazanmak maksadıyla Kur’ân tilavet etmenin ötesinde meâl ve tefsir okumak, üzerinde ciddî ciddî durup düşünmek gerekiyor.
Kur’ân Arapça nâzil olmuştur. Dolayısıyla, Arapça bilmeyenler mecburen meâl ve tefsir okuyarak Kur’ân’ı anlamaya çalışacaklardır. Lakin bu noktada Müslümanlar arasında iki farklı görüşün olduğunu belirtmeliyiz:
Bazı Müslümanlar; Kur’ân’ı herkesin anlayamayacağı, bunun bir ihtisas işi olduğu, bu sebeple âlimlerin anlattıkları ile yetinmek gerektiği inancındadır. Diğer bir grup insan da; “Kur’ân anlaşılmak için gönderilmiştir. Arapça bilenler aslından, bilmeyenler de tercümesinden okuyup anlayabilirler. Tefsir okumaya bile gerek yok”  demektedir... Kanaatimizce her iki görüşün de eksik ve hatalı tarafları vardır.
Öncelikle şunu belirtelim ki Kur’ân’ı herkes anlayamaz demek doğru olmaz. Kur’ân anlaşılmayacak bir metin değildir. Ancak, onu anlayabilmek için belli bir birikime sahip olmak gerekir. Yerine göre Türkçe edebî bir metni bile anlamakta zorlanıyoruz. Söz gelimi Fuzûlî’nin şu beytini ele alamı: 
“Geh gözde geh gönülde hadengin mekân tutar//Her kanda olsa kanlıyı elbette kan tutar.”
Erbabınca malum olduğu üzere bu beyti doğru anlayabilmek için manasını bilmediğimiz kelimelere sözlükten bakmak yetmez. Belli bir edebiyat kültürüne de sahip olmamız gerekiyor. Durum bu iken daha Kur’ân’ı yüzünden okumasını bile bilemeyen kimi zevatın ellerine birer meal alıp müçtehitlik taslamaya kalkmasına ne demeli?..
Şu halde, her iki tarafın da Kur’ân’a bakışı eksik, hatta hatalıdır. Binaenaleyh, Kur’ân yılında öncelikle bu yanlış görüşleri ortadan kaldırmanın yolları aranmalıdır.
Sonuç olarak şunu tekrar vurgulamalıyız ki Kur’ân bir duâ kitabı değildir. Okunup anlaşılmak, üzerinde uzun uzadıya düşünülmek için indirilmiştir. En az, sevap kazanmak maksadıyla okuduğumuz kadar, ne dediğini anlamak gayesiyle de Kur’ân okumuyorsak, diğer bir ifade ile, Kur’ân yılı böyle bir anlayış kazanmamıza vesile olmayacaksa değil 2010’u, 21. asrı tamamen Kur’ân yılı ilan etsek yine nâfile...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş