Kürdistan'a giden yolda 'tarihi' uyum

İsrafil K.KUMBASAR

ABD ile yapılan malum pazarlıkların ardından, ‘Dindar Cumhurbaşkanı’ söylemi ile devletin en tepe noktasına yerleşen Abdullah Gül, Çek Cumhuriyeti’ne giderken aynen şu ifadeleri kullanıyordu:
- “Kürt meselesi Türkiye’nin birinci meselesidir. Kürt sorununun çözümünde tarihi bir fırsat yakaladık. Bu fırsatın kaçırılmaması lazım.”
Gül, kamuoyunda büyük bir tartışma yaratan ‘tarihi fırsat’ ile neyi kastettiğini daha sonra Suriye ziyareti esnasında şöyle açıkladı:
- “Hiçbir dönemde olmadığı kadar sivil, asker bütün kesimler, ortak anlayış, işbirliği ve koordinasyon içinde. Biri bir şey yaparken, diğeri bozmaya çalışmıyor şimdi.”
Bu sözlerin, daha açık meali şudur:
- “Asker ile hükümet arasında ‘tarihi’ bir uyum var. Asker, yürütülen ‘teslimiyetçi’ politikalara pek fazla karışmıyor. Hükümet, bu uyumu fırsat bilip, ABD tarafından dayatılan ‘siyasi çözüm’ için derhal adım atmalıdır.”

* * *

Asker ile hükümet arasındaki ‘tarihi uyumu’ fırsat bilen bölücü örgüt, ‘özel elçileri’ vasıtasıyla Ankara’ya peş peşe emirler yağdırmaya başladı.
Örgütün elebaşlarından Murat Karayılan, TSK tarafından “BBG Evi” gibi gözetlenen Kandil dağında ağırladığı stratejik dostu Hasan Cemal’e aynen şöyle diyordu:
- “Biz artık demokratik özerk Kürdistan diyoruz. Bu, devletin üniter yapısını da bozmayan bir çözümdür. Yerel yönetimler güçlendirilir. Sıra Kürt kimliğiyle ilgili kültürel haklara ve af olarak anlaşılan toplumsal uzlaşma projesine gelir.”
‘Federasyon’a giden yolda en önemli adım olan ‘özerklik’ talebi, malum medyanın köşebaşlarını işgal eden silahşorlar tarafından “PKK bölücülükten vazgeçti” diye yorumlanıyordu.
Ancak aynı Karayılan, daha sonra İngiltere’nin etkin gazetelerinden Times’a yaptığı açıklamada şu ‘zeytin dalını’ uzattı:
- “İngiltere, İskoç halkına kendi parlamentolarını vererek İskoçların iradesini kabul etti. Biz de Türkiye’den aynı şeyi istiyoruz.”
Bu ifadelerin, daha açık anlamı şudur:
- “Özerklik statüsüne sahip İskoçya gibi, ‘içişlerinde’ tamamıyla bağımsız olalım, ‘kendi kanunlarımızı’ yapalım, ‘kendi vergimizi’ toplayalım, ‘kendi güvenlik teşkilatımızı’ kuralım.”

* * *

Türkiye, bir ‘hainler cenneti’ haline geldi.
“Ülke elden gidiyor, artık bir şeyler yapmalı” diye ortaya çıkıp tavır koymak isteyenler, gece yarıları yataklarından kaldırılıp ellerine kelepçe vurularak yaka paça götürülüyorlar.
“Yakında bu toprakların adını da kabullenecekler” diye sırıtanlar, “Türkiye içerisinde Kürdistan sınırlarını belirledik” diye göbek atanlar ise, adeta el üzerinde tutuluyorlar.
Haklarında daha önce açılmış olan davalar dolayısıyla defalarca mahkemeye çağrılan DTP milletvekilleri, ‘dokunulmazlık’ bahanesi ile ‘ifade vermeye’ dahi gitmiyorlar.
TBMM Başkanlığı, mahkeme tebligatıyla dalga geçer gibi, “Sürekli seyahatte oldukları için kendilerine ulaşılamadı” cevabını verebiliyor.
İşte bu noktada, cevap arayan soru şudur:
- “Ergenekon adı verilen soruşturma, acaba ‘Kürdistan’a, pardon ‘barışa’ giden yolun üzerindeki ‘tehlike arzeden’ mayınları bertaraf etmek için baskı aracı olarak mı kullanılıyor?”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş