Küresel güce karşı "barış"!

A+A-
Kenan AKIN

5 yıl kadar öncesine bakıldığında; Suriye Esad'ın "dikta" denilecek bir yönetimiyle fakat "bağımsız" olarak kendi yağı ile kavrulan ülke görünümü veriyordu.

Aslında, ülkede yer yer eylemlere hatta devlete karşı başkaldırılara da rastlanıyordu.

Daha çok "mezhep" anlaşmazlıkları yüzünden, patlayan olaylara rağmen, Suriye'de ne bir PKK veya PYD ne de herhangi bir IŞİD faaliyeti hatırlanmıyor.

En önemli husus ise Türkiye'nin 914 kilometrelik sınırı "güvenlik" altında bulunuyordu.

Ne var ki, içinde Türkiye'nin hem de etkin bir şekilde parmağı bulunan sözde, "Arap Baharı"nın adeta kara kışa çevirmesiyle, her şey birbirine karışıvermişti.

Öncelikle, "Alevi" ağırlıklı devlet yönetimine karşı büyük bir "Sünni" ittifakı Orta Doğu'da yeni fakat "tehlikeli" bir dönemi başlatıyordu.

Kısa sürede, sayıları yüzü aşan örgütler de işin içine "fiilen" katılınca bölge darmadağın oluyordu.

Zaman içinde, bu örgütlerin birbirini, ya yok ederek, ya da "zoraki" olsa bile anlaşarak eylemlerini sürdürmeleri bölgeyi alevlendiriyordu.

Öncelikle ABD frene bastı

Artık hangi örgütün; neden, ne zaman, kiminle ve niçin çatışacağı bilinmiyordu.

Bu kargaşanın tehlikesini öncelikle ABD fark edince, Suriye politikasını frenlemek mecburiyetini duyuyordu.

ABD'yi de, diğer Batılı ülkelerin izlemesine rağmen Türkiye ve bazı Körfez ülkeleri tutumlarını ısrarla sürdürüyordu. 

Yıllardan beri İran'ın, başta Katar olmak üzere Suudi Arabistan'a tehdit oluşturduğu unutulmuyordu.

Böylece, "Alevi" yönetimi ve başkanını devirmek isteyenlere karşı "Şii" dayanışması kendiliğinden oluşuyordu.

İç yaşantısında ve yönetiminde derin bir "mezhep" anlaşmazlığı olmayan Türkiye'nin, kendisini Suriye anaforunda bulması, talihsizlikten ziyade büyük bir "basiretsizlik" eseri olduğunu kabullenmek gerekiyor.

ABD ve özellikle İsrail'in böylesine, "hassas" bir ortamı yakalamaları ile "küresel" yeni bir politikayı Orta Doğu'ya sürdüğü anlaşılıyor.

Ne yazık ki, küresel gücün Orta Doğu ile oynamaya ve "mezhep" anlaşmazlıklarının da devam edeceği sanılıyor.

Çünkü işin temelinde, petrol kaynaklarının korunması ve muazzam silah satışı yatıyor.

Türkiye tehdit altında

Kısacası, Batılı bazı ülkeler Suriye kargaşasını "fırsata" dönüştürüyor.

Ancak, bu kargaşadan üçüncü dünya savaşına kadar gitme tehlikesinden de artık bahsediliyor.

Bir yanda, Türkiye'nin yanlış politika güttüğü, bir yanda da ulusal sınırlarının büyük bir tehdit altında olduğu kesinlikle ortaya çıkıyor.

Dikkat edilirse; Türkiye'nin sınırlarına dayanan, Irak ve Suriye'nin Kuzeyi'nde iki "devletçik" temelleri atılıyor.

Bu arada, temeli kana dayalı azgın bir terör devletçiği daha hem Irak'ta hem Suriye'de boy gösteriyor.

Son dakika olsa bile, Türkiye'nin bu cehennemden süratle kurtulması isteniyor.

Basit bir görüş veya söylemle; Türkiye'nin hemen Suriye'ye, kesinlikle "tarafsızlık" kollarını uzatması sonra da, "dostluk" kurması bekleniyor.

Sık sık hava sahası ihlallerinin yapıldığı hatta insansız hava araçlarının düşürüldüğü bir ortamda, bazıları için "tuhaf" gibi gelebilirse de, küresel şer planlarını bozmak için ilk yapılacak hamle, Suriye ile barıştan geçiyor.

Dış politika değişikliği şart

Unutulmamalıdır ki, sınırlarımıza yapışık terörist devletler mantar gibi bitiyor.

ABD'nin ve ortaklarının olası muhalefetlerine rağmen, bu politik değişimi yapmamız, ülkemizin bekası için kaçınılmaz önem arz ediyor.

Eğer Suriye, güçlükle olsa da yeniden eski konumuna kavuşursa bundan en çok Türkiye'nin yararlanacağını öne sürmek, için uzman olmak gerekmiyor.

Her şey apaçık görüntü veriyor.

Türkiye'nin böylelikle, hem topraklarını hem de sınırlarını koruma stratejisine sahip olacağı öne sürülüyor.

Öte yandan, çeşitli krizlere neden olan mültecilerin durumlarının, facialara dönüşmesini sadece Suriye ile yapılacak barışın önleyebileceği de biliniyor.

Üstelik hem Türk hem de Suriye halkının büyük çoğunluğu, iki devlet arasında ihtilafın kalkmasını adeta dört gözle gözlüyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları