Küresel mafya Türkiye'yi kimlere karşı koruyacak?

İsrafil K.KUMBASAR

Bir sabah henüz uykudan yeni uyanmışken, ‘takım elbiseli’, ‘güneş gözlüklü’, ‘iri kıyım’,  insan azmanı bir takım kişilerin, son model ‘4 çarpı 4’ otomobiller ile kapınıza dayandığını düşünün:
- “Buyrun ne istemiştiniz?”
- “Biz sizi koruyacağız.”
Haydaaa!..
- “De gedin kardeşim işinize. Benim korunmaya falan ihtiyacım yok. Eğer gerekirse kendi kendimi korurum” diye ne kadar kızsanız, küplere binseniz de nafile.
Adamlar sizi korumayı kafalarına koymuşlardır bir kere.
- “Eh ne yapalım, madem ki korunmaya ihtiyacım var. O zaman koruyun bari.” der de havlu atarsanız vay halinize.
Zira, bu koruma işi o kadar kolay değildir.
Oldukça masraflıdır.
Günü geldiğinde önünüze konulacak olan ‘kabarık faturaları’ görünce, ne tür bir bela ile karşılaştığınızı anlarsınız.
Anlarsınız ama, artık iş işten geçmiştir.
‘Kolu’ kaptırmışsınızdır bir kere.

* * *

Yeryüzünde örgütlü üç tip mafya vardır.
Birincisi ‘yerel’ nitelikteki mafyadır.
Resmi literatürde ‘organize suç örgütleri’ olarak adlandırılırlar.
Genelde ‘kişileri’ hedef seçip, bir ‘asalak’ gibi onların sırtından geçimlerini sağlarlar.
İkincisi ‘ulusal’ nitelikteki mafyadır.
Kurumsal bazda faaliyet gösterirler, ‘bireyler’ ile değil, ‘bütün’ ile ilgilenirler.
Kendilerini toplumun ‘yegane hamisi’ olarak görüp, ‘üzerlerine vazife olmayan’ her şeye karışır, buldukları her fırsatta ‘durumdan vazife çıkarmaya’ çalışırlar.
Varlıklarını ‘baskı’ ve ‘şiddet’ ile ayakta tutmaya çalışırlar.
Üçüncü tip mafya ise ‘küresel’ arenada at koşturur.
Kendisine ‘efendi’ misyonu biçmiş olan bu mafyanın ilgi alanı ‘devletler’ ve devletlerin egemenliği altındaki ‘zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklara’ sahip olan bölgelerdir.
‘Emperyalizm’, bu mafya sayesinde kabuk değiştirerek, zoraki bir ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ istismarına dönüşmüştür.

* * *


Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra yeryüzünde ‘etkin güç’ olarak tek başına kalan Amerika, kendisine kutsal bir ‘misyon’ biçip, tartışmalı ‘11 Eylül’ saldırısının ardından yürürlüğe soktuğu ‘Ulusal Güvenlik Stratejisi’ çerçevesinde yeryüzünü adeta bir ‘savaş alanına’ çevirdi.
Bu gücü, Atlantik’in tropikal ikliminden, Ortadoğu’nun sıcak çöllerine çeken gerçekte nedir?
Ayaklar altında paspas yapılan ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ mıdır?
‘Dikta rejimleri’ altında inim inim inleyen mazlum halklar mıdır?
‘Açlık’ mıdır, ‘sefalet’ midir?
‘Demokrasi’ ve ‘insan hakları’ getirmek üzere Irak’ı işgal eden ABD, ‘masraflarını’ karşılamak üzere bütün petrol kuyularının üzerine oturdu.
Kuyularda ‘bir damla’ petrol kalmayıncaya kadar oradan çıkmamaya kararlı olan ABD, bölgedeki diğer ülkeleri de ‘haraca’ bağladı.
İstediği ülkeyi ‘bombalama’, ‘istila etme’, ‘rejimini değiştirme’, ‘parçalama’ hakkını kendinde gören ABD’nin hedefinde şimdi, ‘sömürge’ olmayı kabul etmeyen, ‘kaynaklarını’ yağmalatmayan, ‘kendi silahlarını’ üretmeye çalışan ‘İran yönetimi’ var.

* * *


İşte o küresel mafya, bu defa da asla olmayacak ‘muhtemel’ bir İran saldırısına karşı korumak için Türkiye’nin boğazına yapıştı.
Aklınca, İran saldırısının masraflarını da doğmamış Türk çocuklarının sırtına fatura edecek.
Peki, kahramanlık kokan bu topraklardan, küresel mafyanın kıçına tekmeyi basıp, “Gölge etme başka ihsan istemem. Üslerini de al ve git” diyebilecek bir babayiğit çıkmayacak mı?
Sahi çıkmayacak mı?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş