“Kurşun adres sormaz...”

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Bir Sakine Cansız efsanesi sürüp gidiyor ki sormayın  “badem gözlü” oluverdi. Geogle hazretlerindeki her yazılanın doğru olduğuna inanıp sazan gibi atlayanlar örgüt içinde adı  “koca karı” ya çıkan Cansız’ın neredeyse heykelini dikecekler. BDP’li Gülten Kışanak, Sakine’nin Diyarbakır Cezaevinde işkence görüp, direndiğinden falan dem vurdu. Külliyen yalan... Dedik ya  “badem gözlü”  yapabilmek için kırk çeşit şehir efsanesi üflenir. Nihat Abi’nin ünlü  “Yasin tulumu”  gibi... Gazeteci refleksi ile  “Kim bu Sakine” diye araştırdım. Bana göre Türkiye’de bugüne kadar PKK terör örgütünü en iyi anlatan kitap J.Alb. Cemal Temizöz’ün “Siyasallaşan PKK”  adlı dev eseri. (Togan Yayınları) Kuruluşundan, siyasallaşmasına, örgüt içi infazlara kadar bilinmeyen birçok şeyi anlatan bu kitapta PKK-Rojin kurucularından ve Suriye’de infaz edilen Mehmet Şener’in nişanlısı ve Avrupa’daki para trafiğini yönetenler arasında olmaktan başka bilgi yok. Bu arada PKK’nın kuruluşundan önceki dönemden beri terörist başı Öcalan’ı tanıyan ünlü Güven Hastanesi soygunu ve Tuzluçayır muhtarının oğlunun infazını bilen, 80 öncesi Silvan olaylarından Bekaa kampının boşaltılmasına kadar bütün evrelerin tanığı olan Ünal Baba’ya işin aslını sormaya gittim. halkın habercisi.com’da olağanüstü haber röportaj ve yorumlara imza atan Deniz Bilgen Çakır benden önce davranmış. Canı sağ olsun. Ama ben bir adım daha attırmış olacağım. Ünal İnanç, Sıkıyönetim Mahkemelerinin  “muaffık”  olarak görevlendirdiği ender kişilerden biri. Bütün Türkiye’deki cezaevlerini özel yetki ile yalnız başına gezen usta gazeteci. Diyarbakır cezaevlerine de 18 kez ayrı ayrı gitmiş. 78’den itibaren Diyarbakır cezaevlerinin görgü ve bilgi tanığı. Her şeyden önce Askeri cezaevinin kolordunun içinde olduğunu belirtiyor. Kadınların bulunduğu hapishane ise kale içindeymiş. Kale içindeki sivil cezaevinde işkencenin  “i” sinin bile yaşanmadığını belirtiyor. Üstelik Sakine Cansız ile defalarca konuşmuş. Her şeyden önce Fis köyündeki ilk kurucular arasında olduğunun da yalan olduğunu Cansız hakkındaki mahkeme dosyası ile kanıtlıyor. Sakine, örgüt sempatizanlığından girmiş içeri. Duruşmalardaki lüzumsuz savunmaları yüzünden katlanmış cezası. 1991’deki Özal affı olmasa çıkması da zormuş. Her ne kadar  “Ağlamaktan Sorumlu Devlet Bakanı”, “ben de olsam dağa çıkardım”  diyorsa da Diyarbakır cezaevlerinde 1984’e kadar olay olmadığının altını çiziyor Ünal İnanç... 1985’ten itibaren örgütün kontrolüne geçmiş hapishane. Öyle ki kadın-erkek birlikte kalmaya başlamışlar dava arkadaşlığı adına. O yıllarda Diyarbakır’da öğretmenlikten atılıp gazeteciliğe başlayan Fadullah Buluttekin isimli biri de fena halde aşıkmış Sakine’ye... O’nun hiç bir duruşmasını kaçırmamakla övünüyormuş... Hikâyesi uzun. İlk eşinden olan oğlu dağdaki üçüncü ayında ölünce Fadullah kendisini içkiye vermiş, yakın tarihte ölüp gitmiş.
Ünal Amca, tane tane anlatıyor... 1987’deki Mardin Ömerli’deki katliamdan üç gün sonra cezaevi gezisinde Sakine’ye kundaktaki çocukların öldürülüşünden duyduğu hisleri sormuş. Ziyaretlerinde mahpus kadınların en önemli ihtiyaçlarından olan sürme ve ped hediyelerini alan Cansız:  “Kavgada kurşun adres sormaz”  cevabını vermiş. Olağanüstü Bölge ilanından sonra Diyarbakır’daki devlet cezaevinde kontrol sağlanmaya başlanmış. Örgütün  “yoğunlaşma”, “eğitim”  gibi faaliyetleri Vali Hayri Kozakçıoğlu’nun girişimleri ile sona erince kadın-erkek birlikte kalma işi de bitmiş. İşin ilginç yanı Sakine Kürt olmadığı gibi tıpkı bebek katili Öcalan gibi Kürtçe de bilmiyormuş. Tuncelili, büyük ihtimal Zaza... Apo’ya  “alçaklık yapma”  falan deyişi de maval... 1988 yılında örgütten kaçıp, bildiklerini itiraf eden genç kızlardan üçünün el yazılı itiraflarını da okudum. Yetkililerin örgütteki kadın yöneticiler ve Sakine ile ilgili sorularına  “Haa... O koca karı mı?” diyerek anlatıyorlar Cansız’ı... Ve  “O şimdi akçeli işlerle uğraşıyor...”  teşhisi ile devam ediyorlar... Vakit ve imkan olsa o kızların anlattıklarından şahane kitaplar çıkar... Kim bilir Şemdin Sakık, Apo’nun yoğunlaşma sürecinden geçip intihar eden, infaz edilen yüzlerce kadını yazdığı gibi  “akçeli işler” in erbabını da yazarak örgütün iç yüzünü faş etmeye devam eder.
“İleri demokrasi mavalından en fazla yararlanan terör örgütü PKK’dır... Bu cinayetlerin parasal bir ilişki ve susturma eylemi olduğu belli. İmralı’ymış, barışmış... Hepsi palavra”  diyen Ünal Baba haklı... Adres sormayan kurşun günün birinde sahibini de bulabiliyor. Ben yine de Sevgili Nihat Genç’in  “ASALA’nın izleri” teşhisini önemsiyorum. ASALA’nın merkezi Fransa, dolayısı ile Paris değil mi? Onca diplomat suikastından sonra sahneden çekilip yerine PKK’yı istihdam eden ASALA bu işin tam da ortasında olamaz mı? Büyük patron, taşeronun kendisinden kaçırdığı paraların hesabını sormakta geç kalmıyor demek, izlerini sürüp, gerçekleri paylaşmaya devam edeceğiz.
Not: Allah kimseye evlat ve ana acısı yaşatmasın... Değerli ağabeyim Emin Çölaşan annesi Türkan Çölaşan’ı kaybetti. Meslektaşımız Şükrü Küçükşahin  “Anadolusu” nu anasını yitirdi. Büyüğümüz Altemur Kılıç da kızını, yavrusunu toprağa verdi... Çölaşan’ları Kocatepe’de yalnız bırakmadık. Allah rahmet eylesin... Cennetine kavuştursun sevdiklerimizi...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları