"Kürt açılımı", kurt kapanı

A+A-
Altemur KILIÇ

Cengiz Çandar, kırk yılın birinde doğru yazmış: “Bir ’Kürt açılımı’dır gidiyor... Gök kubbenin altında söylenmedik ne kaldı?”
Doğru! Ama bütün bunlar söylenir, yazılırken, bu konunun “Büyük Tablosu” (arka planı) ya unutuluyor, ya da kasten göz ardı ediliyor. Hayattaki baş misyonu,  “Türk haklarını” harcayıp “Kürt haklarını” savunmak ve ülkenin bölünmesine yardakçılık etmek olan bir gazeteci daha doğrusu şeamet tellalı, “misyoner” Hasan Cemal eşkıya inine davet ediliyor, ala ile vâla ile karşılanıyor, konuk ediliyor ve PKK eşkıyabaşı Murat Karayılan onun eline bir “barış” formülü veriyor ve böylelikle Türkiye’ye, “kapan-tuzak” kurulmuş oluyor! İçindeki “yem- yemler” hazır:  “Barışçı Çözüm” !
Kapan kurulunca, T.C. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül diyor ki: “Bu meselelere ne derseniz deyin, Güneydoğu meselesi deyin, Kürt meselesi, terör deyin, ne derseniz deyin, çözüme gitmek durumundayız. Bir noktada sadece hükümetin sorumluluğu değil, siyasi partilerin sorumluluğu değil, entelektüellerin de sorumluluğu var. Bütün bu şeylerde ben çok ümitliyim. Hiçbir dönemde olmadığı kadar, sivil, asker, tüm kesimler, ortak anlayış, işbirliği ve koordinasyon içinde. Daha çok enerjiyi ortak harcama var.” Yani demek istiyor ki “Bu fırsatı da kaçırmayalım.” Hazret açılım sevdalısı: Kürtlere açılım, Ermenilere açılım!

Muhalefet 
İç politikada, “Aman biz geri kalmayalım, aydınlara ters düşmeyelim” anlayışı vardır. CHP Genel Başkanı Baykal da herhalde bunun için, bu “açılımda”  geri kalmamak, katkıda bulunmak istemiş! 
Hem T.C. Devletinin başındakilerin hem de muhalefetin eşkıya başına muhatap olmalarından daha acısı, onu artık  “Barış Müzakeresinde” müzakereci olarak kabullenmiş oluyorlar! Böyle olduktan sonra Apo da neden olmasın?  Türk devletine karşı silahlı saldırıda asıl “yılanın”  başı o! Şimdi deri değiştirir, o da “masanın başköşesine” oturur ve sonra da, Mandela olur.
Çandar: “Abdullah Gül’ün gönderme yaptığı hususlar ile Deniz Baykal’ın dili tam dönmeden ifade etmeye çalıştığı hususları birleştirirsek, yol alınabilir...  Kürt sorununun çözümü ve bu arada sorunun şiddetten arındırılarak çözüm aranması doğrultusunda şapkadan tavşan çıkarılacak değil... ” diyor. Karayılan “Formülü” kapanın içindeki yem malum... Yol haritası eski harita. Ama  “pusula” şimdi Türk devletinin elinde olmaktan çıkıyor.
Beni rahatsız eden bir husus var; Gül’ün fırsat bildiği şeylerden biri bütün kurumların “Karayılan Formülü”nü, açıkça ifade etmeseler bile müzakereler ve çözüm için başlangıç noktası kabul etmeleri, TSK’yı da kapsıyor mu? Yani Genelkurmay Başkanlığı, Karayılan’ı muhatap sayıyor ve formülüne, “olabilir” diye bakıyor mu? “AB’nin, ordunun siyasetteki etkisini azaltmak gayretleri” artarken, yani TSK pasifize edilmek istenirken, bu soruya açıkça cevap verilmesi gerekiyor. Bu cevap “darbecilik” addedilir diye, endişe ediliyorsa, Türkiye’yi “Kurt-Kürt kapanından” kurmamak için umut kalmadı demektir. Ve Ordunun bütün mücadelelerinde, verilen şehitlere rağmen, bölücüler terörle, içimizdeki işbirlikçilerin, hainlerin de destekleriyle, istedikleri “yere” vardılar!
 Göz ardı edilen bu “büyük tabloda”, daha da büyük hayal olmaktan çıkan, bizler cambazlara bakarken, asıl bir gerçek var; “Büyük Kürdistan”! Tabii çözüm. Ve tabii barış. Ne var ki, bu konuda  “barışçı çözüm” sözünde, iki kelime biri birini nakzediyor; istenen barış, “Türkiye açısından, bütün barışlara son verecek bir barış”! Türk barışı değil, Kürtçülerin barışı!
Atatürk’ün modası geçti!
Önceki akşam, o cemaatin televizyonlarından birinde, “Ortak akıllılardan” Şahin Alpay;  “Atatürk, zamanında, büyük adamdı. Yaptıkları inkâr edilemez, ilkeleri zamanında geçerliydi ama bugünkü şartlarda anlamsız... Bunun için de, Anayasanın değiştirilemez maddelerinin de değiştirilmesi zamanı geldi” demeye getirdi! 
Bu adamlar, Atatürk’ün ve ilkelerinin konjonktürel olmadığını hiç anlamamışlar. Hem, mesela ABD’de kurucu başkanların 1787’de, Amerikan Anayasasına koydukları temel ilkeler,  “zaman değişti” diye, Amerika’da, tartışılıyor ve değiştirilmeleri düşünülüyor mu? Hatta Anayasanın  “Silah taşımak her Amerikalının hakkıdır”  maddesi bile değiştirilemiyor!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları