"Kürtlere muhtariyet" Atatürk'e iftiradır!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Ülkenin birliği ve milletin bütünlüğü tehdit altındayken, medya ve siyaset dünyası büyük bir sorumsuzluk içinde adeta yangına körükle gitmektedir. Son zamanlarda medyada eli kanlı faşist teröristlerin ağzıyla konuşan ve yazan demokrasi tacirlerinin sayısı giderek artmaktadır. Demokrasi, insan hakları ya da kültürel hakların arkasına sığınarak kan döken teröristlere medyanın verdiği dolaylı destek inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. PKK’nın kanlı eylemlerini bir hakkın gaspına karşı gösterilen tepki olarak niteleyenler bile çıkmıştır.
Demokrasiyi, insan haklarını, kardeşliği ve barışı bölücü projelerinin aracı olarak kullananlar uzun süredir buna Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ü de ilave etmeye çalışmaktaydılar. Yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin ve oyunların aracı konumuna düşmemek gerekirken Can Dündar’ın yönetiminde çekilen “Mustafa” adlı belgeselde bunun tam tersi yapılmıştır.
Filmde, Mustafa Kemal 1923’te, İzmit Kasrı’na davet ettiği dönemin ünlü gazetecilerine  ’yazılmamak’kaydıyla şunları söylediği iddia ediliyor: “Başlı başına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür yerel özellikler oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz”. Bu ifadeler gerçekte Atatürk’e atılmış en büyük iftiradır. Çünkü Atatürk, söylediğini yapan, yaptığını da söyleyen bir liderdir. O, hayatı boyunca doğru bildiği, inandığı ve milletinin çıkarına gördüğü her şeyi büyük bir cesaretle yapmaktan geri durmamıştır. 
Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda izlediği Kürt politikasını Nutuk’ta anlatılan şu olay özetler: Dönemin ünlü Kürt liderleri Kamuran Ali Bedirhan emrindeki birkaç yüz kişilik Kürt grubuyla birlikte Sivas Kongresi’ni basmak üzere yola çıkar. Atatürk bunu şöyle anlatır: “..10 Eylül’de İlyas Bey’e verdiğim talimatta belirttiğim başlıca noktalar; 1. Kaçakların sür’atle yakalanmaları 2. Kürtlük akımına asla elverişli ortam bırakılmaması...”
Atatürk, “Kürtlük akımına asla elverişli ortam bırakılmaması” nı bu tür olayların bir daha gerçekleşmemesi için gerekli bir tedbir olarak görmektedir. 
Diğer yandan ’Mustafa Kemal Atatürk, Eskişehir-İzmit Konuşmaları, 1923’adlı kitabın girişindeki şu sözler onun bu konudaki temel görüşüdür: “Kürt meselesi, bizim, yani Türklerin menfaatine olarak da katiyen mevzubahis olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi, bizim milli hudutlarımız dahilinde Kürt unsurlar öyle yayılmışlardır ki, pek sınırlı yerlerde yoğundurlar. Fakat yoğunluklarını kaybede ede ve Türk unsurların içine gire gire öyle bir hudut ortaya çıkmıştır ki, Kürtlük namına bir hudut çizmek istesek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek gerekir”.
Atatürk’ün bu sözlerinden “Kürtlere muhtariyet” vermenin, Kürtlerle Türkler arasına sınır çizmek anlamına geldiğini, bunun da “Türkiye’yi mahvetmek” le eşdeğer olduğunu herkesin çıkarması gerekir. Türkiye’yi mahvetme propagandalarının hangi damarlardan nasıl beslendiğini de Atatürk’ün şu sözlerinde görmek mümkündür: “Bugünkü Türk milleti siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkeslik fikri ve hatta Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar, -birkaç, düşman âleti mürteci, beyinsizden başka- hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir yapmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar”.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları