Kürtlerin hepsi bölünmek istiyor mu?

Kürşad ZORLU

Bu sıralar gündem çok çabuk değişiyor. Kronikleşmiş sorunlar enine boyuna tartışılmadan geçiştiriliyor. Herkes her şeyi konuşuyor ama sanki kimse bir şey söylemiyor. Halkın değer ve tutumları birbirinden kopuk parçaları andırıyor. Önce eleştiriyor; sonra da eleştirdiğinin eleştirilmesini yine kendisi eleştiriyor. Kavramlar alabildiğince birbirine karışıyor. Bazıları “verelim gitsin”, bazıları da “verelim ama hepsini oraya gönderelim” diyor. Toplumda tam bir ötekileştirme fırtınası yaşanıyor. Anadolu’nun beşiği bu kez doğu-batı ayrışmasıyla sallanıyor. İnsanlar düne göre daha fazla kökenleriyle araştırılıyor, sorgulanıyor ve bilinçaltına işlenmiş ayrılık tohumları yeşeriyor. Kaçamak bakışlar ve imalı sözler Türk-Kürt kardeşliğinin çatırdama tehlikesini işaret ediyor.
Kürt kökenli kardeşlerimiz ve dolayısıyla Türk-Kürt kardeşliği sinsi bir planın içine sürükleniyor. Kürtlerin sözde “özgürlük” mücadelesinde PKK terör örgütünün bir “refleks” merkezi olduğu iddiası seslendiriliyor. Bu görüşe sahip kimseler PKK’nın meşru müdafaa hakkını kullandığını öne sürerek, beşikteki bebeği katledecek kadar gözü dönmüş bir eşkıya sürüsünü koskoca Türkiye karşısında meşrulaştırmaya gayret gösteriyor. Fakat bölücülük ve ayrıştırmaya hevesli olanlar bir şeyi unutuyor. Bu ülkede Kürtlerin hepsi aynı görüşü taşımıyor. Kesin bir rakam ya da oran vermek zor olsa da belli bir kitlenin dışında bölünme, ayrışma ve parçalanma sözlerini dikkate alanların sayısı oldukça sınırlı. En azından “Kürtler bunu istiyor” diyebilmek için yetersiz sayıdalar... Çoğunluk ise tek millet, tek devlet ve tek bayraktan yana tavır koyuyor. Bunu iyi bilen örgüt yetkilileri “Türkiye’den ayrı devlet” özlemini özellikle 16-25 yaş arası gençler üzerinde aşılamaya çalışıyor. Böylelikle Türk ve Kürt halkları arasında derin bir toplumsal ayrışma hedefleniyor.
Küreselleşmenin dünyaya gösterdiği en önemli gerçeklik, ayrışan, bölünen ve bütünlüğünü kaybeden toplumların ekonomik darboğazla karşı karşıya kalabilmesi ve bu yolla kontrol altına alınabilmesidir. O hal de PKK terör örgütünün etnisite temelli bölücü ideolojisini unuturcasına Türk-Kürt demeden saldırması, beşikteki bebeğin canına kast etmesi, yol kesmesi, haraç toplaması vb. faaliyetlerin her hangi bir milletin “özgürlük” mücadelesi ile anılması mümkün müdür? Peki buna “evet” diyebilenlerin bırakın millet mensubiyetini, Allah katında kabul görmesi söz konusu olabilir mi?
Türkiye’de Anayasa başta olmak üzere yazılı hukuk kurallarının ve sosyo-ekonomik koşulların meydana getirdiği bir takım sorunların varlığı kimse tarafından inkar edilmiyor. Mevcut Anayasanın değişmesi konusunda neredeyse tam bir mutabakat söz konusu. Ancak bu sorun ya da engellerin sadece Kürt kökenli vatandaşlarımızın değil, tüm Türkiye’nin açmazı olduğunu herkesin iyi bilmesi gerekiyor. Ulusal bütünlüğümüzü sarsmadığı sürece ülkemizin demokratikleşmesi için atılacak adımlar sağduyulu vatandaşlarımızca desteklenmeye devam ediyor. Buna Türk Silâhlı Kuvvetlerinin reorganizasyonu (bu konuda hazırladığım bilimsel çalışma yakında yayınlanacak) da dahildir. Yenilenerek güçlenmenin ve küresel rekabette daha yüksek hedeflere yönelmenin nesi kötü olabilir. Nasıl ki; üreten, çağı okuyabilen ve temsil kabiliyeti olan nesiller dünyadaki yerimizi belirliyorsa, aynı şekilde yetişmiş, teknolojiyle bütünleşmiş ve vurucu güce sahip bir savaş gücü, elbette ki bizi geriye değil daha ileri götürecektir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş