Kurumları yıpratmayınız!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Son zamanlarda Türkiye’yi Türkiye yapan ne kadar değer varsa hepsi, bir biçimde tartışılır hale getirilmiştir. Ordu’nun siyasi bir aktör olarak muhatap alınmasından ya da olmasından dini değerlere kadar uzanan yelpazede tartışmalar sınır tanımamaktadır. Neredeyse bu ülkede herkesin hemfikir olduğu ortak hiç bir değer kalmamış gibidir. İşin en tehlikeli yanı, kurumları ve kuralları korumakla görevli olanların, kurumların yıpranmasına bizzat neden olmalarıdır. Kurumların başındakiler kendilerini kurum yerine koyduklarından, onların arasındaki kişisel çatışma ve tartışmalar sonuçta kurumları yıpratmaktadır.
Unutmamak gerekir ki bir ülkede aile, kışla, okul, cami ve adliye gibi kurumlar tartışılır hale getirilmişse; o ülkenin varlığı da uzun vadede tartışılır hale getirilmiş demektir. Devleti ve toplumu var eden bu kurumların üzerinden yapılan siyaset, millete yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Türk milletinin yakın geçmişinde cami, kışla, okul ve adliyeye siyaset sokulmasının bedelinin nasıl da ağır bir biçimde ödendiğini tarihi okuyanlar bilir. Siyasetin kışlaya sokulması, Türk Tarihinin en büyük facialarından olan Balkan yenilgilerinin yaşanmasına neden olmuştur. Siyasetin okula sokulmasının sonuçlarını da 1980 öncesinin ideolojik terörünü yaşayanlar bilir. 31 Martlar, Şeyh Saitler ve Menemenler dinin siyasete alet edilmesinin sonucudur.
Siyasi ve sosyal hayat, belirli bir düzene göre varlığını sürdürür. Toplumun iradi varlığını ve meşru temelini onu meydana getiren elemanların birbirleriyle uyumu tayin eder. Bir ülkenin gücü de bu bağlamda onu meydana getiren kurum ve kuralların gücüyle ölçülür. Bugün bir Türkiye varsa, bu yukarıdaki hastalıklarından belli ölçüde kurtulmuş olması sayesinde vardır.
Kurumlar ve kuralların yıkılması ya da sınır ve ölçülerin aşılması, sonuçta devletin hasar alması anlamına gelir. Devletleri, sanıldığı gibi düşmanlarının gücü değil; kendi güçsüzlükleri ve içine düştükleri bitmek tükenmek bilmeyen çekişmeler yıkar.
Bu bakımdan kurumların başındakiler gerilim, ayrıştırıcı ve ötekileştirici tavırları terk etmelidir. Sivil, siyasi, asker ya da memur kim olursa olsun buna herkesin azami özen göstermesi gerekir. Türkiye’de birileri, artık demokratik rüştünü askere meydan okuyarak test etme alışkanlığından kurtulmalıdır. Asker de siyaseti terbiye etmek ya da siyasete çeki düzen vermek döneminin çok gerilerde kaldığını fark etmelidir. Siyaset ve askeri kurumlar meydan okuma değil, ülkeye hizmet etme yerleridir. Bu anlamda hem Genelkurmay’ın hem de muhalefet partilerinin son zamanlardaki bazı ifadelerinin soğukkanlılıktan, nezaketten ve milli beraberliğe hizmet etmekten uzak olduğu söylenebilir. Asker, Kuzey Irak’ta kazandığı büyük zaferi, her türlü kışkırtmaya rağmen başka türlü tartışmalarla karartma girişimlerine izin vermemeliydi! Türk milletinin bir tane ordusu vardır ve en büyük güvencesi de o ordudur.
Türk ordusunu yıpratmak ve Türk halkının en çok güvendiği kurum olmaktan çıkarmak için AB yetkililerinin harıl harıl çalıştığı bilinmektedir. Malum amaçlıların devreye soktuğu “vicdani ret”, “askerlikten soğutmak”, “pasifizm”, “derin devlet” vb.. eğilimler yeterince etkindir. Siyasi partilerin de TSK’ya yönelik haksız isnatlarda bulunmaması gerekir.
Fotoğrafın diğer yanında da demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler vardır. Onların ülke çıkarlarına aykırı gördükleri gelişmeleri dillendirmek ve eleştirmek gibi bir görevleri de vardır. Özellikle muhalefet partilerine bu görevlerinden dolayı hak etmedikleri sıfatları yüklemek son derece yanlıştır. Kaldı ki Türkiye’de AKP iktidarı beş yıldır ülkenin en temel sorunlarında dahi muhalefete ve kamuoyuna yeterince bilgi vermemektedir. Yabancılarla yapılan gizli kapaklı görüşmeler, anlaşmalar ve Türkiye’nin çıkarlarına hizmet etmeyen uygulamalar konusunda muhalefet partileri gibi halkın da büyük bir kısmı tedirgindir.
Herkesin kendi sınırları içinde kalarak sorumluluklarının gereğini yerine getirmek gibi bir görevi vardır. Ayrıca milli meselelerde birlik ve beraberlik içinde görünmek de temel bir mecburiyettir. Yalnızca sorumlulukların farkında olunması değil aynı zamanda soğukkanlı bir üslupla sorunları ortaya koymak da gerekiyor. Millet, kurumlarından gerilim ve kavga üslubu değil, birlik ve bütünlük üslubu bekliyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları